kurgusal_fotograf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurgusal_fotograf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Aralık 16, 2008

Haftaya Dair Bir Gelecek

Ruhları kırılmış ve paramçarça bir kaç öykünün ortasında ömürlerimiz geçiyor.
Farkedersek belki düzeltiriz. Neyi, neden yaptığımızı düşünmekle başlıyor herşey.

Ortalık yangın yeri ve istemesek de onun tam ortasında kalıyoruz. Yanan; evler, ormanlar değil.
Yanan ev olsa sigorta öder ,
Araba olsa kasko var,
Orman olsa genel tepkimiz, TV başında seyredip tüh demek, üzülmek, çözüm bulmak, devletin, kurumların kucaklarında,
bu tip yangınlar kolay bu devirde.

Biz gerçek savaşı bu devirde, ruhlarımızın içinde yaşıyoruz.. Onu da paramparça edip, kendimize zarar vererek yapıyoruz, göremediğimiz yaralarımızı saramıyoruz çoğunda.

İçimizde intiharlarımız var. Kezlerce ölüp dirilmiş, sosyal intiharlarımız da oluyor. Yangınların merkezi burda sanki.

Dönemin ve bizlerin savaşlarını;
evde, işyerinde, TV de, birçok kişide sürekli görüyorum
EN AZ ONLAR KADAR benim de canım yanıyor.
Bu yangına su serpmekte çok mümkün değil malesef.

-----------
Bir yangın yeri;
-----------
Eskiden aşık olmak, bir resimle, bir kişiye olabiliyormuş :)
mesela babam, annemi bir kez görmüş
tutmuş kolunu, yanağından öpmüş birden
herşeye karar verilecek tek şey buymuş, onla geçen 1 saatlik konuşma.

Sorgulamadan, geçmişi didik didik edilmeden, saflığa inanılır, güven esaslı bir şeymiş

Şimdi, ilişkiler yıllar sürüyor terside olabiliyor ama değişmeyense
Evlilik yapılsa bile, yıllar sonra güvensizlik hortlayabiliyor çoğunda.

Sanki herkes aldatacak, yalanları olacak, bir yerden onu mutsuz bırakacak, inanmıyor hiç kimse bir diğerine ve dahi KENDİSİNE ... planlı bir çöküş yaşanan

Bu zor YALNIZLIK tekrarlıyor ve çürütüyor .
Neden? habire bu savaş devam ediyor ! Kendimizle,
başka dertlerimizi çözmek nasılsa kolay iş ..

Para var huzur var :( her şeyin bir çözümü var :)

içimizde hissettiğimiz, yada farkında olmadan kararttığımız vicdanlarımız dışında
Bu sadece sistemin getirisi mi? Hepimiz Kapitalist ve çürümüş müyüz?

---------
Bir başka yangın,
---------
Ruhu boşalmış biri var TV de,
özetle dramı; çok daha küçük yaştayken başlamış herşey. .
Ailede sevgiyi hissedememiş ve başkaları tarafından taciz edilmiş. Dolayısıyla, insanları sevmiyor ve uzak kalarak, güvenini azaltarak bir süre bastırmış yangınını. Canını yakmak isteyip kendini boşluğa bırakmış ama hayat, bu boşlukta bazılarına bir el uzatıyor, başlangıçta birine güvenmek ona da iyi geliyor, sanki azalmış gibi taşıdığı derdi.
Kırık dökük insanlar TV de, evlerinde birbirinin dinamosu oluyorlar..
Hey hat yaşanılan hiç bir şey sürekli değil ve izleyiciyle, artık yeter diyorlar! Uğraşmaktan vazgeçip, ayakta KAL diyorlar, kendilerine has bir şekilde bir reklam molasında.

Sanki TV de olup, herkese söyleyip, hezeyanını dışavurmak ona iyi gelecek
Ruhun daki boşluğu bir türlü dolmuyor hiç bir şeyle

İyileşmeyen ruhunda yalnızlık tekrar yakalıyor, uğraşmak zor geliyor
Diğerleri ne kadar yardım edebilir? sanki bir ömür, aynı hikaye de kalır ..

Peki onaracak mıyız?
İçindeki herşey , henüz "kor"ken dururken, dinleyip biraz kül olmasını bekliyoruz.

Biraz uyuşturup bekliyoruz, duygusal travmasının şiddetini azaltmaya..
Zorlanıyoruz ama yalnız olmadığını ve güvenimizi görecek kadar reyting yapıyoruz.

------------
Bir diğerinin yangını,
------------
Ayrılmış, bozulmuş evlilikler sonucu çıkan yangınlar !
Evlilik programlarında buluyorlar tedavilerini.

Kasedi başa sar,
ayaklarının üstünde dur ve yeni tanıştıklarınla kendi savaşını ver
birçoğu maddi olur böylelerinin, çokmu haklılar ev, araba istemekle :(

-------------

Eskiden; savaşlar varmış, yokluk varmış, dostluk, komşuluk varmış birde...

Zamanın savaşlarını, kimse yeterince görmüyor.. Belki de bundadır..

Hani eski filmlerde görürdük,
insanlar birini bıçakladığında; elinden bıçağı düşer, gözleri kocaman olur, ne yaptığına inanamaz ve kendine inanamayıp uzaklara koşardı, vicdanıyla.

Şimdi her gün, her yerde;
başka bir cinayet, gasp, yaralama var. Seri cinayetler halinde bile olabiliyor bu mezarları buluyorlar, sağda solda bizde şaşırıyoruz. Dünyanın çivisi çıkmış diyoruz..

Ruhlarımızı kaybettik; kendi içimizde ... korkarım ki bu sessizce keyif bile veriyor.

Günümüzün yolculukları İÇE , en büyük yolumuz ve sorunumuz..
Neden bu kadar yanlışla devam ediyor herşey?

Sanırım biz bu yolculuğa çıkacak kadar büyüyememişiz. Bizden önce ki zamanın sorunlarını, gördük ve hallettik.. Parayla, sistemle ama başka sorunlar yarattık.

Umarım bizden sonrası da ; bu zamanın yanlışlarını görüp, ona göre değişir.. daha iyisi için.

Pazartesi, Nisan 07, 2008

İstanbul Sergisi



















İster, bir şehre
İster, barış ve huzurun değerine
İsterse, bu şehire yazan bu şehri konuşturan tüm yazarlara, şairlere, şiirlere, ressamlara
veya İstanbul u şimdiye kadar göremeyenlere, özleyenlere
hatta her göze, her kalbe, tüm sözlere,
açık bir sergi OLSUN..
------------------
Kimbilir, şimdi beni düşünür müsün?
Benim her resimde seni gördüğüm gibi !
Görebilir mi gözlerin
Keşke şimdi, söylese! hemen..
Nereye yakışır, bu kadar mavi..
Bu şehrin neresinde atıyor kalbin..
şimdi,
hemen,
bilse..
:)can

Pazartesi, Haziran 25, 2007

Geceden Güne Akan

Bekliyorsun; hani hiç olmasa da!
gönlüne işleyecek yağmurları görev edinmişcesine bekliyorsun,

gelmemesi umudunu koruyan bir yanın var, bir yandan da gelmesi ihtimalini kabartan bir iştahla bekliyorsun ...


öldürdüğün pek çok günün hesabını vermeden ve kendine yaptığını bedava sanarak

nede olsa kendine karşı hoyratsın ve kendine karşı nankörlük yaparak zevktesin.


Kendine nankörken, kendinden bildiğine de bunu yapıverirken
aslında garip bir hastalıklı ruhla süregelen geceler,
daha çok düşünür, daha duygusal ve daha narin bir iç sızısı koyar imzanla.


hal budur ki; geceleri gününe katarak sevmeye başlar O'na da bulaşan hasta sevdasında. şiirlerle, müzikle ve o büyük tutkusuyla çevreler, gidenin hiç gelmeyeceğini bilerek.


Geceden Güne akan yazılar yazarsın
gel gör ki, güne döndüğünde bu sayfayı kapatıp
tekrar gecende açıp yinelersin ya..

Sen kendine;

Bir tatlı szı

Bir tatlı heyecanla

geçen gece

Aniden, ne yaparsın böyle hiç büyümeyen, içi dopdolu, kocamayan gönlüne

Perşembe, Mayıs 03, 2007

Gerçek Hikaye

Mexico City'de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler, Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış.
Madalya töreni için bekledikleri sırada, Carlos, Peter Norman'ın yanına gelerek sormuş:

- İnsan haklarına inanıyor musun?
- Evet, inanıyorum.
- Peki ya Tanrı'ya?
- Bütün kalbimle...
Bunun üzerine, iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:
- Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!

İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika'daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler... Ama nasıl?

Fikir Norman'dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekini John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar. Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da, dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne 'İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi'nin kokartını iğneliyor. Amerikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor.
Ve tabii (hatırlıyorum) dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah atletlerin fotoğrafını birinci sayfadan veriyor...
Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor.

Eylem amacına ulaşmış, Amerika'daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını (ve buna bağlı olarak geleceklerini) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı haline gelmişlerdir.

Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman? Norman'ın da hayatı kararmış.

Tommie Smith diyor ki:
"Peter, bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesareti gösteren, onurlu ve belkemiği sahibi beyaz çok azdı. Peter, Avustralya'ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı. Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, üçümüzün de ilk evliliği sona erdi."

Avustralya Devleti Norman'ı ölene kadar affetmemiş ama...
Norman intikamını mezara götürmüş: 1968 Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru hâlâ, 38 yıl sonra kırılamamış.

Ölene kadar süren 'eylem kardeşliği'

İki amerikalı ve bir Avustralyalı 'lanetli' atletin o gün başlayan 'eylem kardeşliği' ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler.
Ta, geçen hafta, Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar.
Ve şimdi, aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın:


Melbourne'de yapılan cenaze töreni. 'Onurlu beyaz atlet' Peter Norman'ın tabutu, Tommie Smith (solda) ve John Carlos'un omuzlarında!

Üç 'eylem kardeşi' son kez omuz omuza...
Nasıl, muhteşem bir hikaye değil mi?

Perşembe, Mart 22, 2007

Bavuldaki Umut

Belki sen kırmızı ışıkta yeşili beklerken, camını silmeye yeltenir.
Belki paralı otobanların geçiş sistemi önünde, biletini sana verir. Yaşama selpak yada sakız satarken tutunur, güler gözlerle..
yine o çocuk..
O, bir uğraşıyla gününü kurtarmaya çalışırken,
ona bakarım veya konuşurum bir şekilde teşekkür ederim.
Bazen sadece gözlerindeki gülüş için, karşılık veririm çabasına da..

Gecelerde zordur dayanmak; kimsesizliğe, sevgisizliğe yada şanssızlığına
ve ürkecek kadar; kocaman, soğuk, karanlıktır.
Dünya da kapladığı alan sadece bavulu kadarsa, hiçbir yere ait, hiç kimsenin sevgisiyle korunuyor değilse,
oda bu bavulun içine koyduğu hayallerinde kıvrılır.
Yaşadığı günün rüyalarında üşür, yaz-kış farketmez, bir yere göç etmez,
işini değiştirir belki ama mekanı değiştiremez .

kimselerden beklentisizliktedir ve hep çok kısadır yaşam, onlar için.. kimse yaşlandığını göremez . En fazla 25 inde kala kalır.



tesadüfen o anne ve babadan doğan
tesadüfen benim sahip olduğumdan mahrum doğarak hayata 1-0 yenik başlayan
ve tamamı suçsuz
ve tamamı büyüklerin yanlışlarıyla, sevgisizlikle kemikleşen küçük kalplerine, ne iyi gelir?

bir büyüğün vereceği 1 liramı? bu onun hayatına ne getirir ki? bu işde para var dedirtir belki..

ne kadar çok kişi hayalini kurarsak, o kadar gerçeğe yaklaşıp hayat yaratabiliriz onlara..

Çocuklar için bir hayalim var. Bavula atayım ! dermisiniz?

Cuma, Mart 16, 2007

Karanlıkta Erimek


Şurada bir kapı olmalı
Senin ölümsüzlüğüne açılan
Bir kapı olmalı şurada
Bulabilsem
Kollarımın bütün gücüyle vuracağım
Er geç sesimi duyuracağım sana
Başımı soğuk demirlere dayayıp
Adını söyleyeceğim mahşer gününe kadar
Dağlara taşlara güzelliğini haykıracağım
Ve bütün yaratıklara
Rüzgarın söylediği bir masal gibi
Seni anlatacağım
Dünyaya ilk gelişimiz değil bu
Yüz binlerce yıl önce
Bir de taş devrinde gelmiştik
Senin için vahşi hayvanlar vurmuştum o zaman
Pars dişlerinden bir gerdanlık yapmıştım boynuna
Nice mağara duvarlarına güzelliğini kazımıştım
Nasıl hatırlamazsın
O zaman da gökyüzü bu kadar mavi
Ormanlar yemyeşildi
O zaman da
Yalnız karanlıktan korkar
Güneşi tanrı bilirdik
Bunca yüzyıllardır
İnan
Hiçbir şey değişmedi yeryüzünde
Belki biz değiştik ....................

Ümit Yaşar Oğuzcan

Çarşamba, Şubat 14, 2007

364 Gün Sevgiye 1gün Sevgiliye

Sevgiliye olmasa da Sevgiye olur;

Sen varken; anlamlı bu şehir konuşkan, güleç, anlaşmak kolay
Sen varken; denizde yakamoz var, mavi yaşanılası renkli..
Sen varken; hayaller var, umutta sende
Sen varken; saat ler çok önemsiz
Seninle var anlamı, sensizken ötesi boş , yalın
iyiki varsın
sensizliğim anlamsız
:DCan

Yazarken en zor olan, mutlulukları anlatabilmek
çünkü bu duygunun tarifi az, hissedilen şekli dar..
matematiksel baktım biraz, belkide mutluluğun-hüzünlere eşitlerini bulurum diye, bir umutla..
sadece benim melankolik ruh halimden yazamadığıma inanıp birazda,
Sonuç;
acının her türlü hastalığı var, acının ağlamanın binbir çeşidine kafa yoruyor insanoğlu; kaygı, hüzün, sıkıntı, bekleyiş, çıkmazlar, özlemler, gidiş, yitiriş, hatalar...

Karşısına zıttını yazmayı denedim. Yetmedi kelimeleri bulamadım, eşitlemedi durumu..
anlatımlar daha etkisiz oldu ve kalpten mutluluğu, yoğunluk hissini, anlatımı yüksek kılmadı..
diğerleri gibi;
özlemle kavuşmada (kaldıki mutluluk vermeli),
aşkta,
aşıklık güzel ve aşık olmak için yapılan bunca şeye rağmen..
gözyaşı koymuşuz yine..
iyiyken konuşulmaz mutluluk..!
kötüyken yada gitmişken senden; şiirler patlar, geri dönüşler dilenir
garip şekilde acı yakalamalı boğazından insanı
sanki duygunun aktarımında, daha çok hissedilen bu
garipki ne garip..! bu nedenle mutluluğu ifade edebilmek güç bende..

yinede anlatımı kaygısız, güzel bir metin olmasına özen gösterdim..
neylersinki basit bir insanoğluyum ve sınırımı aşacak şeyler yapamıyorum..
rağmen sevdim ben yazmayı.. devamını da istediğimde yaparım artık..

Sensizken
ateş dokunursa yüreğime yakmasın
ya yanan yüreğim olursa ?
suyum da olsun bir kenarda
beni bu yangından çıkaracak kadar kafii !
ya bu yangını söndüremezsem ?

rüzgarım olsun bir tutam
sönmeyen ne varsa arttırsın bitsin herşey
aşk için yanmışsa eğer..
yada sen
ateşim suyum rüzgarım ol gel
en büyük yangınım olsun ,
seninle ne farkeder
ister kül olayım o zaman,
ister tek yürekli sevda
:DCan

Pazartesi, Şubat 12, 2007

Özdeşimden Uzak


Ait olduğum yer neresi?
..
.
Birden farkettim yabancı olduğumu , birden anladığım çok şey arasında olanlar gibi, en sevdiklerimin içindeydim sanki o gün,
konuştuklarının farklı, düşlerinin farklı olduğunu görene kadar.. çünkü evli ve çocuklular
çok doğal bir süreçti başta, evden ayrılmadan önce çok iyi anlaşan kardeşler
bir süre daha sürdürmeye çalışsalarda
o ait olduğu yerde yaşamını, bakış açısını, kurallarını koyma savaşımının, engin denizlerinde..
imdat dedi bazen yetişemediğinde en sevdiğine dedi
kalansa kendi iç savaşlarıyla öğrendiklerini anlayarak yorumladı.. karşı koymuyordu zaten diğerine bu koca denizdekine karşı daha çok özveride bulunmaya devam ederek sürdürdü..
Konuşmalarını, seslerini duyuncaya kadar anlayamadı da
Şimdi o bildiğim ses ne kadar farklı , benimle bu ses böyle çıkmıyor;
imrendim mi, kıskandım mı diye düşünürken
ait olmadığımı hissettim, o seslere katılamadığım için
her şeyiyle öyle farklı ki artık..
Başka en sevdikleri olmuş, hayatları içinde o kadar yakınlar ki!
..
.
şimdi bu bir bardak suyu
denize katsak, aynı sesi, aynı tadı
verir mi verir lakin kalsın bir süre daha alıştığı tadda..

Cumartesi, Şubat 10, 2007

Yarım Kalan Hayaller


Gitmek mümkün mü senin olduğun yerden, kaçmak yaşamından, senin kıyılarından öteye
açılacak yer varmı ! ruhum orda kaldı sanki herşey uzak.. mümkünmü hiç bu dünyada sen yaşarken sensiz olmak..

bir gün bir karar vermek gerektiğinde, seni unutmanın kolay yapılacak bişey olmadığını görmek gibi..

gittiğim gibi kaldım, gölgemi orda bırakarak
bir ileri, bir geri ..
yarım kalan hayallerimi de
ve
gittiğin gibi dağıldım hüznün kollarında.. çaresizim, çaresiz..

tavanı alçak, penceresi küçük çatı katı odamda geceleri, ay ışığından gelen aydınlıktı odama vuran.. Birgün ay görünmezse pencereden, karanlığımı sen düşün artık..

Kurgusal fotoğrafın, gerçeklere dönüşünde oluşan
ruh halimle akıttım bugün,
dünyadaki nöbetlerimiz devam edecek muhakkak..

Pazar, Şubat 04, 2007

Ard(t)a Kalanlar


Bu kurgu anlatılmaz yaşanır.
.
Teşekkürler! öğretti, tekrar-yeniden...
.
.
.
Demekki istekler öncelikliyse önüne geçilemiyormuş
önceliklerin varsa, imkansız sayılan yok olur herşey yapılabilirmiş
öylemi?..
ötesi bahane bahane
.
Haberin geldi malum en sevdiğin arkadaşın hemen anlattı,
biri sırtımdan hafif acıttı sanki.. içime kadar geldi soğuk demir acısı
sağol unutmamışsın hiç,
zamanı boş geçmemiş, istediğini yapıvermişsin
her zaman önceliklerini yapabileceğini biliyorum..
Hadi hayırlısı.. bahtın ve yolun açık olsun..

Perşembe, Ocak 18, 2007

Su İlahisinden


Bugünün son dakikaları inadına geçmedi.. mesai bitmek bilmedi.
Güncellemesini tamamlayamayan bilgisayarımı kapatıp,
dağılmış dosyaları toparlayamadım yine...Nihayet, yeniden sona erişinin dinginleştirdiği ruh halimle mahalleme girdim. Sesleri dinledim çocuk, korna seslerini.
Diğer İnsanlarda yapabilseydi imrendikleri seyirleri.
Yalnızlıkla dolu denilen sayfamı sordular.. Fırından hep yalnızlık çıkarıyorum farkındayım..
Mana dünyasıydı sadece anlattığım, insanların ortak kaderi yalnızlık sanki..
Aldırmadan kimseye;
yazmaya yaşamaya devam .. hayale, aşka!
..
.
Ruhsuz kalabalıktan uzaklaştım bugün hızla.. saat geç olmuş..
Hayatımın gülen yüzünün gamzeleri..
Ufkum;
tüm cesaretimi toplayıp, nefes almadan bakıyorum dünyana NEFESSİZİM
youtube den :) dinledim gönderdiklerini..
güçlüsün, tertemiz ışıl ışılsın, bakınca çıkılamayan bir yersin benim için
Karşına geçtim!
Bir müzik vardı pek alışık olmadığım bir tarz defalarca sıkılmadan dinledim
Nota larınla tanıştım.. önce
Derinleştikçe, bulutlardan içeri gördükçe seni, sessizlik başladı
Sessizlikte tanıştım senle..
Kendini beğenmiş insanlardan uzaklaştım bugün, hızla sana koştum..
Ben senin Su ilahin oldum ve senin olmak böyle bişey oluverdi,
Nefessiz - Sessiz - Dilsiz dir su ilahisi!
Ay gidiyor;
gökyüzünü yıldızları, güneşe bırakacak birazdan
..
.
Fotoğrafın kurgusunda, dilimden dökülüveren sözleri bitirmek istemedim hiç
her zamanki gibi bu kurgu sahibi sanatçının emeğine sağlık..

Salı, Aralık 19, 2006

Suç Ortaklarıma

beni bu işe siz soktunuz şimdi öööyle rahat rahat oturmak,
ortadan kaybolmak oldu mu?

yakışmadı size.. artık yazılarınızın başına dönün,



Anemon;
öncelikle yazılarını özledim.. artık göremiyorumda, hep saklayacak mısın!?
halbuki çok seviyordum
yorumlarını , ben yazı yazdıktan sonra "devrik oldu" demeni

zaten devriğim tamam ama üstüne birde, burda sizsiz yalnızım anlayın işte..

GecePerim;
suç ortağı dedin kattın peki ortaklarım nerde! bilmiyorum ..

anemon soluklanıyor
gece perim kimbilir hangi kitabın içinde, hangi hikayelerde kayıpsın
birde külkedisi var ama onun ziyaretini duymadım sesizce mi izliyorsun?


buralarda bıraktınız.. yalnız, yarım kaldım anlayın işte..


Cumartesi, Aralık 09, 2006

Korkulan Değişim

Şehir yaşamında korunaklı evlerimiz - işyerlerimiz de, makinelerle sunulan çözümlerin hayata getirdiği kolaylıkla, her birimiz bazen unutuyoruz gerçekte doğanın bir parçası olduğumuzu !..

Ortak dünyanın ortak sonu, çığlıkları büyüyor. Küresel ısınmanın etkilerini, susuzluğun kapıda olduğunu artık bağıra bağıra anlatıyorlar çığlıkları duydunuz mu?
Doğanın kırımıyla birlikte doğaya ait olan, ondan yararlandığını unutan insanoğlunun soyunun da sonu geliyor!...

Dünyada yokluk, açlık ve bozulmuş gelir dağılımı arttıkça.. sona hızla ilerlemekte kaçınılmaz.

Teknoloji obeziteye götürüyor bizi.. iştahla sadece tüketiyoruz.

Eski filmlerden bir replik geldi aklıma;

Kadın hayat kadını hayatını böyle kazanıyor, jönümüz Tarık Akan la karşılaşana kadar, hiç kimse değer vermemiş konuşmamış. Replik şöyle bakışı hayalinize bırakıyorum;

-.......hayatın boyunca bu zamana kadar ne ürettin?

kadının hayatı, aşık olacağı bu idealist adamın söylediği karşısında allak bullak olur ve değişimler başlar....

Çok farklı dönemler geçirdi önceki kuşakta yaşayanlar, değerler vardı korunan ve parasızda olsa sanata bakışı, toplumsal aydını vardı.

..

Artık dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan olayın bizi etkilediğini biliyoruz ve umursuyoruz.

Dünyanın bir yerinde olan depremin bir diğer yerdeki fay hattının gerilimini arttırdığı gibi .

Önceden taa uzakta bir olay yaşanıyorken daha huzurla durabiliyorduk.

Teknoloji bu durumu değiştirdi,

farkedersek (medya katkısıyla oluyor birçoğu... bu konuda başka bir başlıklı yazı yazmak şart oldu) yaşananlar hakkında hızla önlem alıp olaylarla bazen ilgileniyoruz.

birileri dünyanın bir yerinde,

insanlık sonunu bu resimdeki gibi gösterdiyse;

yaşanılası kılmak için bu dünyayı, hareket etmek gerekiyor.

Cumartesi, Aralık 02, 2006

Repredüksiyon Çalışması

fotoğrafın bendeki sorusu :
Kendinizi nasıl görüyorsunuz? Biraz hüzünlü, yalnız , güçlü mü yada?

Repredüksiyon Çalışmasına başlarken

En kolay resmi nasıl yaparız? küçük karelere bölerek..Böldüm kendimi ve karşıma aldım
Baktım tekrar,

gördüğüm her damla yaşadıklarım ve bu hatıralarda kendim ve hayatla birlikte yavaşça erirken..
bir zamanlar anlamı büyük olan, anlamını yitiriyorken .. bir daha baktım

Hiç bitecek gibi değil bu sulugözlü içimin sızısı.

Tüm hücrelerinde karşıma ben çıktım! tüm sorularında, yanıtlarında, çıkmazlarında

kendi tercihlerimin sonucu olan ben, bazısını boş, bazısını karışık buldum yansımalarda

hep kendimi görünce, çıkmazlarda benim olduğumu

bakakaldım seyrine ne garip bir tuzak.
Resmin, içimdeki oyununa ithaf olunur.

Pazartesi, Kasım 13, 2006

Tutsaklık Yakalandı



yakaladım bir elim tutsak, bir diğeri hapisteyken
boğazından yakaladım tutsaklıklarımı
bugün hesabımı yapıp, artık düşünmeyi bir kenara bırakarak
kıracağım zincirimi! gün, bugün ve birazdan

yanımda güç toplamak için kimse yok, senden başka
bundan oldu
sana kızıp,küsüp ve yine sana yazmalarım

fikir alışverişi bitti
öğleden sonra 16-17 arasında, içimdekileri aktarma başlayacak
Kurban psikolojisinden sıkıldım
ne derece başarırım ? bilmiyorum.. buna ihtiyacı olan herkeze başarılar

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Dilsizim


Birdenbire Elsiz ve Dilsiz kaldım ..
Tamiri için bir süre yazılarıma ara veriyorum..
Coşkuyla geri dönmek üzere..
Tüm takip ettiklerimi okumaya devam edeceğim

kısacık ve şimdilik hoşçakal ..

Perşembe, Ekim 05, 2006

Nota larda Gizlenen



Bugünkü Fw: edilen maillerimden biri, aslında maillerle dolduracağım bir sayfa değil istediğim ama bunu sevdim :)
amacım sadece tanımlamayı tekrarlamak değil tabii.. neki bu kadar düşündüren bu konuda? tarifi zor her zamanki gibi..

Aristoteles’e göre mutluluk;
insanın kendi iç dünyasına dalmasıdır. Böyle bir insan mutlu insandır ona göre...
Epikuros’a göre mutluluk;
ruh dengesi ve düşünme dinginliğidir...
Seneka’ya göre mutluluk;
koşullar ne olursa olsun görüş ve düşüncelerinde özgür kalmaktır...
Hobbes ise bireysel mutluluğun toplum içinde olacağını ileri sürer....
Richard Cumberland’a göre mutluluk ise bir sevginin sonucudur; bencilliğin değil özgeciliğin vardığı bir noktadır....
Kant’a göre mutluluk
bir umut konusudur, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir idealdir....
Nietzsche ise dinamik bir mutluluğun aranışı içersindedir....

:DCan'a göre mutluluk;
Bu duyguyu tüm duyu larımın ortak iştiraki ve uyumuyla yaşayabilirim..
Gördüğümde güzelse, duyduğumda yormazsa, dokunuyorsa bana, tadını çıkartabiliyorsam v.s.
o zaman müzikle mutluyum, herşey notaların kullanımında gizli..
doğaya ait olan ses, o an nasıl çalıyorsa! işte tam orda...
seslerin yarattığı toplam hislerde mutluluk !

yeterki bu sesler umut versin.. çıkış olsun bazen..

Pazartesi, Eylül 04, 2006

Aranan anlamlar



Madem diyorum aranıyor hep neden varız? ne yapmakta bu insanoğlu..!
Madem diyorum herşey zıttını yaratıyor..

kolay değil mi yanıt?

sevmek için nefret etmek gibi
nefes almak için vermek gibi
yok olmak için varız

yıkmak için yapıyoruz
hepsine tamamda

Barış için savaşı düşününce !
derin bir düşünmek gerek..

Barışın anlamını unutmamak için
Dünya Barış Gününüz kutlu ve tek olsun..

Cuma, Ağustos 11, 2006

iyi sıkıntılar

anladım.. benimde canım sıkıldı şimdi bak değişenlere



Bir süre önce farkettiğim bişey daha vardı canım çok sıkılırken önceden arkadaşlarımda alırdım soluğu ama artık yapmıyorum..

sonuç kimsede çözüm bulamadığım mı? yoo .. değil
etrafımdaki herkez yoğunlaştı yolları değişti ulaşamıyorum

aslında çok ölümcül bişeyden de olmuyor sıkıntı öylesine geliyor..
bunu çıkarmak değiştirmek için ne mi yapıyorum?

yapmayı özlediğim aradığım;
sevdiğime, güvendiğime, beni dinleyene.. koşup konuşayım..
ne görüyorsam artık; çıkmazlarımı falan da dökerek,
gerekirse ağlamam, bundan korkmadan gözyaşımı akıtacak kadar.. dimi..

peki bunu en son ne zaman yapabildim bunu hatırlamıyorum..
sanırım yeteri kadar akıtınca gözyaşını,
insanın duyguların ayrımını anlayana kadar, ağlayınca içi,
kanama durunca,
artık daha dikkatli olunca, ihtiyaç değişiyor.. belkide içimdeki yağmur bitti!
ahh birden canım sıkılmak istedi.. kıskandım şimdi 20 li yaştaki hallerimi..

NEMİ YAPIYORUM.. Çözümü buluyorum içimden geldiği gibi davranıyorum yalnız başıma
SIKI CAN İYİDİR :)

Salı, Haziran 20, 2006

Sahnede Zaman




Zamanın içinde bir ağaç oldu.. yaşamı destekleyen doğa başlangıç yaptı
yaşlandı kurudu sonra tam orta yerinde sahnenin
çevresinde hayat saçan dallarıydı sanarak ve zaman hiç durmadı

bir insan doğdu zamanın bir yerinde
zamanla havalandı olduğu yerden..
tüm çıplaklığını serecek kadar güvendi kendine bazen..

bazen çıkmak ta buldu çözümü !
verdiği cesaretle ilerleyişinde ve esaretinden zamanın

ne kadar güçsüz olduğunu gördü bu zamanın karşısında
çok tiyatral bu sahnede sonunu gördü
sona adım atarak yokoldu yalnızlığında..

dimdik çıplak ağaç gibi..
zamanını yaşadı ve sırasını bıraktı başka bir başlangıç için ..

şimdi zamanın neresinde oluyorsam olayım farketmez
şapkamı önüme koydum.. sonu dimdik olacak kararım kesin!

resme bakarak bunları düşünmekten alamıyorum kendimi..