Pazartesi, Mart 31, 2008
55 kelimelik öykü mimi
Tanıdığı diğer şehir 16 plakalı daha büyük ve kalabalıktı. Korkusuzluğunu farketti ve kendine güveni devam ediyorken,
34 plakalı metropolde bulduğu, kaybettiklerinden azdı. Güvenini yitirdi önce, hakimiyetini kaybetti bazen. Sürgün dünya da.
Pazar, Aralık 09, 2007
Mimlendim
Blog deryasında; vefalı, güzel dostumun mim soruları ve cevapları, hemen sorunun ardına ekli
1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
İki çılgın arkadaşımdan biri; en çılgını, en araştıranı, perim olanı, bu blog işlerine soktu bizi, bir bir - tatlı tatlı anlatmaya uğraştı.Blog nedir? diye önce Anemon'dan duydum. Sonra aramıza Peri geldi. Bir süre dinledim onlardan ve o anda açmak istedikleri sayfamı, zaman isteyerek erteledim. Bloglarda oluşmuş diğer sayfaları inceledim, okudum. Bir çok kişinin yazısını, yakınımmış gibi hissettim. Böyle derin bişey ! İnsana dair duyguları görmek çok güzel, sanki unutulan bir şeyler var bu sayfalarda.
En çok da yorum kısımlarıyla renklenen yazılardan sonra, kafamda blog alemine dair, dağınık bakışlar oluştu. Buna rağmen, geneli için "yaşayan, konuşan günlükler bunlar" dedim ve kendi yeni tanımlamamı buldum. Ardından da kendimi keşfettiğim, yolculuğuma başladım ve Sanallık her yönüyle Karalanmalı böyle çıkış yaptı.
2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Aslında ilkokul zamanlarımda ki kompozisyon ödevleri ve ufak mektuplar dışında kendini yazıyla yada şiirle anlatmayı denemeyen birisiyim ben. İlk yazım da bu nedenle zorlu oldu. Ne yazacağımı nerden başlayacağımı bilemediğimden, eski bir mektubumu ekledim. Önceleri kimse beni duymadı ama iki çılgın arkadaşımın desteği, itelemesi ve kalemi elime alışım bundan sonra devam etti. İlk mektubum şu anda draftımda duruyor. Nedenini sormayın. :)
Belli bir çizgide mi! sorusuna cevap veremiyorum. Ruh halime göre yazıyorum. Kendimi anlatmak, beni çok zorladığında; etkilendiğim bir resmi veya şiiri kullanıyorum. Hepsinde kendime döndüğümü bilerek veya bilmeden. Yalnız bir çabam var; karışık içdünyasıyla yazdığım hayat ve buna algımı anlatırken, basit ama düzgün bir anlatım sunmak istiyorum. Bunu da yapabildiğim kadar, elimden gelebildiğince, defalarca kelimelerle oynayarak.
3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Severek yazdığım yazıları, yaşadıklarımla arttırırken, rutine bağlamak, iş gibi görmek istemeyişimdendir, yazmak için hayatın akışından feragat ettiğim söylenemez.
Yaşayamıyorsam yazamam. Çünkü teknik konularda eğitim aldım, sözel yeteneklerim çok gelişmedi ayrıca yazı-blog işine karşı önyargılı biriyim seçici davranıp, aklımdaki ifadesi gibi bakıyorum
4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Çok kısa aralıklarla, çevremdeki insanlar bu konuda biraz zorunluluk yarattılar ama genel bir durum değil
5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Yaşadığım, iyi kötü süzgeçten geçirebildiğim, akıl sağlığım yerinde olduğu sürece yazabilirim desem fena olmazdı.
Cumartesi, Ekim 06, 2007
Çıldırtan Detaylar
Direkt anlatıvermekte bir sakınca yok :) kişiler hayal ürünüdür biline ve kimse üzerine alınmaya lütfen yada alının! daha iyi
1.
çoğu maskeli, çeşit çeşit insan var maskelerinin farkında değilsem sorun yok. Farkına vardıkça gelde çıldırma :)
Mesela o gülümsemene çıldırıyorum ! çünkü artık farkındayım senin;
hani böyle sinekten yağ çıkarırcasına, küçük hesaplarınla hareket ediyorsan, gülümseyerek konuşuyorsun.
2.
Banka'da numara alıp sıramı beklemeye başladım. Banka dedimse, Ziraat Bankası yani... anlayın işte! herhalde sıra gelir, yetişir umuduyla beklerken; geçen 1 saat 45 dakikamın sonunda kalan 3 kişiye
-sistem bozuldu, gişe kapandı bundan sonra işlem alamıyoruz
gelde dayan.. yaa şunu baştan söyleyin de, gidelim dimi!
3.
Servisi sadece durakta beklemediğim için o on adım gerisinde bulunduğum, durağa koşsam da, göz göre göre durmayan servis şöförünün, hizmet etmekten çok kuralcı davranış tarzına
4.
İsminden, cisminden önce ne iş yaptığının veya statüsünün arkasında kendini ilah gibi görenlere..
5.
Herhangi bir şey okuyamayanın;
vakit bulamıyorum bulsamda odaklanma sorunum var, bana öyle bir kitap ver ki! ilgimi çeksin
roman olmasın,

bol tarihsel konulu,
böyle akıcı,
şöyle itici olsun
deyip de verdiğin, önerdiğin kitapları kitaplığından seçip, sonra almadan ayrılanlara ve bu yaptığını sonra hiç hatırlamayan, bir daha bu konuyu da hiç açmayan :)
ve bu şekilde mutlu daha kendini tanımadan, boyundan büyük davrananlara
6.
Bir başkasının hayatını yine bir başkasıyla konuşurken; onun şartlarını kendininkilerle karıştırıp, ahkamı kuvvetli olanlara
7.
yeteri kadar dinleyemeyen dolayısıyla basit bir şeyi bir kere söylediğinde anlamayan
8.
trafikte genelde bayanlara dilini sallayan, elini kaldıran, arabasını sıkıştıran
çoğu genç, çoğu ne yaptığını bilmeyen adam bozuntularına çıldırıyorum
daha fazla anlatırım ama şimdilik birinin bu yazıyı durdurması gerek.
Artemis ne iyi oldu, bu miminle oh rahatladım ya! :)
Salı, Ağustos 21, 2007
Benim Kokularım
konumuz, kokular olunca aklımdan bir sürü şey geçti..
Kokuları severim, iyi yada kötü olsada; bazen kötü kokması da uyarı değilmi!
kokular nede olsa duyumsatır, ifade katar, anlamamızı sağlar..
Yediğim herşeyi önce koklarım şu an bunu yazıyor olmak komikde gelse,
tabii menüden seçerken çoğu zaman bunu yapamıyorsunuz..
sadece öğle yemeğini alırken, açık büfedeki zeytinyağlılara karşı bu muameleyi yapabiliyorum koklamadan zeytinyağlı alamam.
Bence bu ne yiyeceğini anlamakta çok kolay bir yöntem, gerçek lezzet kokusuyla bütündür ve o anda anlamlanır.
Kim sevmezki bostandan alınan hormonsuz ve taze domates, biber, kavun, çilek kokusunu ..
Fırında yeni çıkan taze ekmek kokusu, daha bir iştah katar yenilen beyaz peynir, zeytine..
Deniz kokusu, benim için çok güzeldir ayrıca ruhuma iyi bir dinlenme etkisi yaratır nede olsa kıyı kenti çocuğuyum..
Yağmurun, toprakla buluşmasındaki aşkla birlikte çıkardığı kokuyu, kim sevmezki! bu ikilinin birlikte yaydıkları koku, baharda dahada anlamlıdır. Canlılık katan, insanı sokağa vuran cinsten..
Koku bazen daha ön planda ve güzel olabilir;
Izgara, kebap kokusundaki gibi yerken daha fazla lezzet bekletir bunu herkes bilir ..
Kahvenin afrodizyak etkili, davetkar kokusunda da yüksek etki vardır.
Gündelik kullanımda Protex sabun favorim vazgeçemiyorum..
Çıtır çıtır yanan ateşin de kokusu vardır, hele birde o ateşi çıra ile yakıyorsanız. Ya peki önce çırayı kokladınız mı? kokusu hemen ayrılabilir, özgündür.
Kişisel bakımda kullandığım kokularımda, sabit bir marka veremiyorum.. çok parfüm değiştirdim.. daha çok fresh kokulardan hoşlanıyorum.. hiç bir koku tenimde 5 saatten fazla durmadığından, eninde sonunda kokusuz kalırım.
Tam olarak kaybolmuyor aslında
fakat şöyle koridorlardan geçtiğinde, buram buram, iz bırakan biri değilim, uzun süre parfüm kokamıyorum.. yinede severim her ne hikmetse !..
Victoria Secret body splash lar, hala gözdem.. hıı birde YVES' in vücut losyonuna bayılıyorum (Hindistan Cevizli)
Özellikle abartılı, baharatlı olmayan erkek kokuları da favorimdir :)Son olarak; hiç hoşlanmasam da kokusuyla aklımda kalan bir şey daha var.
İğne, kan alma yada aşı dan sonra pamuğa sürülen, alkollün kokusundan çok hoşlanırım.
Artemis'in de dediği gibi; bizim oralarda davete icabet etmemek, ayıp sayılır..
Şimdi son olarak pas atmak gerekiyor evet sıra sizde---->
Dogaylabasbasa
Elif
Hüssoloji
KumHavuzu
Nirvana
rehav@
Torkunc
Pazar, Haziran 17, 2007
ütopya

Pazartesi, Nisan 02, 2007
Yazılar Baş Tacımız
sanalkaralama.blogspot.com
melissa2.blogcu.com
darkfeza.blogcu.com
googleosman.blogspot.com
sessizsenfoni.blogcu.com
sevgisiir.blogcu.com
denizincileri.blogcu.com
eminedantelorgu.blogcu.com
ayla01.blogcu.com
izmirligozuyle.blogcu.com
Pazartesi, Mart 26, 2007
Yiyen Bitiren Sorunlar
Pazar, Şubat 04, 2007
Beşi Bir Yerde

Oyunun kuralı; hakkımda, sınırsız bir 5 bilinmeyen bilgi vermem isteniyor..
Şişe çevirmekten iyidir :) en azından doğru cevaplanması gereken sorular yok başlıyorum;
1) Patlıcan kabusum... üniversitede ucuz yemek yemek için pazar yapardık. Ev arkadaşım 5 kilo patlıcanı, bu işi çok ucuza getirmek için alınca ve haftanın her günü bir çeşit yemek olarak pişirince bir daha yiyemez oldum! bu kabus bir arkadaş hatırasıdır bana, o haftadan sonra patlıcanın hiç bir yemeğini yememeye gayret ediyorum..
2) Hatıralarımı bırakmam saklarım.. garip ama orta okulda elişleri dersinde yaptığım, panda nın kalıplarını, hatıra defterlerimi, bir kaç küçük boncuk ve taşımı, ilkokul öğretmenimin ve arkadaşlarımın gönderdikleri kartları, hazine gibi hala saklarım.
3) Nedense herşeyi çok ciddiye alan biriyim. Detaylarda çok geziniyorum, küçükken yaprakların düşüşüne dalardım. Her şeye daha dikkatli baktığım için eve geç giriyordum.
İlkokul 5 teyken resim dersi ödevi için, dış ortamda gördüklerimizi çizmemizi istediler. Samsun un şu meşhur Atatürk heykelinin resmini çizdim. Resmimi benim yaptığımı söylesemde, derslerimi başkalarına yaptırmamam gerektiğine dair sert bir tepkiyle yerime oturdum. Sen kimsin ki bu kadar benzetiyorsun dimi? :)
4) İnsanları anlamak üzerine kurduğum 17-18 yaşlarım, çok önemli kararlarımı alabildiğim, kendimi değiştirmeye zemin hazırladığım yıllarım oldu. O yaz, OSS sınavı sonrası 26 kitap okudum birikimli birileriyle karşılaşacağımı düşünerek, onlarla sohbet edebilmeye hazırlık içindi başta sonra hiç bırakamadım.. Öyleki; bulaşık yıkarken bile karşıma kitabı koyacak kadar delice..
5) Genelde güler yüzlü, edilgen biriyim, konuşmak-dinlemek arası bir yerdeysem, dinliyorum. Konuşmam gerekirse çok net konuşuyorum, hatta çok.. Dostlarımın ise her zaman kredileri yüksektir ve genelde dinlemeyi isterim ; edilgenliğim ve karşılıksız itaatkar tavrımla bağlanırım dost olana..
Bu kadar şimdilik, daha yazacaktım ama belli olmaz yine yakalanırsam diye saklıyorum.. :)
Gürhanca, Kurmaca sobe sobee sıra sizde..
Pazartesi, Ağustos 21, 2006
usta oyunlar
hayatı öğrenmeyi, eğlenceye dönüştürmektir oyun oynamak..
SAKLAMBAÇ

...9 10 önüm arkam sağım solum saklanmayan ebe söbe
bu oyunu defalarca oynadım çok keyifli ..
en iyi saklanan ve en son bulunan ben oluyordum..
istesem hiç göstermem kendimi aslında..
bu nedenle bir tek özenli ve zarif olursan bulabilirsin beni.. ancak o zaman çıkarım apaçık yoksa göremezsin açsanda perdeyi gizlice, saklambaç taki gibi..
sobe sobe...
KÖREBE
körebe oyun mu? hayatta esneklik öğrenmek için mi?..
ne kadar kalas biri olsanda, esnek hareketlere mecbur bırakan bir öğretici :)

sanatsal, zarif hareketler.. aman yavaş..
bu oyunda ne kadar kıvrak-hızlı olursan o kadar iyi
ayrıca görmediğin ama duyduğunu değerlendirmeyide geliştiriyor..
fazla sabit olmamayıda.. sadece kulaklarını aç ve dinle ben burdaaayııımmm..
teknolojinin, insanı bulunduğu yere sabitleyen ve hayatı öğretmeden zaman geçiren, büyük bir yalnızlık yaratacağını düşündüğüm internet oyunlarına inat; sokakta oynanan oyunlardan yanayım hayata daha iyi hazırlık için
çocukken sokak oyunları oynardım.. bundan olsa gerek;
duyguluyum ve detaycı ve hep çocuk.. ve değişemiyor bazı şeyler..

