Pazar, Şubat 04, 2007

Ard(t)a Kalanlar


Bu kurgu anlatılmaz yaşanır.
.
Teşekkürler! öğretti, tekrar-yeniden...
.
.
.
Demekki istekler öncelikliyse önüne geçilemiyormuş
önceliklerin varsa, imkansız sayılan yok olur herşey yapılabilirmiş
öylemi?..
ötesi bahane bahane
.
Haberin geldi malum en sevdiğin arkadaşın hemen anlattı,
biri sırtımdan hafif acıttı sanki.. içime kadar geldi soğuk demir acısı
sağol unutmamışsın hiç,
zamanı boş geçmemiş, istediğini yapıvermişsin
her zaman önceliklerini yapabileceğini biliyorum..
Hadi hayırlısı.. bahtın ve yolun açık olsun..

Cuma, Ocak 26, 2007

Abarttım Alışkanlıktan..

Evet abartmayı bende seviyorum hatta çok.

Kişileri, kimlikleri
Yapılanları yapılmayanları
Sevinçleri, üzüntüleri
Gerçekleri, gerçek olmayanları…
Olanları, olmayanları
Hayallerimi, umutlarımı..
Umutsuzluklarımı, karamsarlıklarımı abartıyorum…
Konuştuklarımı, yazdıklarımı…
Sözlerimi, dostumu, düşmanımı abartıyorum...

bu illet, alışkanlığa dönüştü hatta okuduğunu biliyorum ve bu kadar okursan sanada bulaşabilir söylüyorum.. şimdi bakalım burdan ne çıkacak diye iştahla okumaya devam ediyorsun..
düşüncelerinde gelgitler olmakta olacak. neden mi? abartıyorum ondan ama bu bana has bişey mi sadece bu bizdeki büyüdükçe kronikleşen bir hastalık!
Başta siyasilerimiz abartıyor ! Medya da hiç altta kalmaz (yazarı, çizeri, habercisi gibi gibi) değilmi?

İşini yaparken reklam kullanıyorsan abartıdır bence.. Çocukken böyle değildim.. Yorgunluktan aldığım keyifle akşam uyumaktı iş dediğin bende..

hizmet vermekse amaç, neden verilen hizmetler çarşaf çarşaf köprü, üst geçitten tutunda her yerde bezlere asılır dimi?
bir yol çalışması köprü çalışması yaparken reklamlar yapıldı (maliyetini şimdilik bir kenara bıraktım) İstanbul'luya çektiriyoruz ama çok yapıyoruz! dayan az kaldı! mı? demek yoksa.
Ne olursa olsun işini yapan iş arkadaşlarımın taktiğide bu, afişe ederken birde bunu abartmıyorlar mı? en çokda bu kötü olan..

Bu alışkanlığın sebep-sonuç ilişkilerini irdelemek beni aşar bu ancak toplum bilimcilerle galiba biraz da psikologların görevi..

Medyanın, ana haberlere dahil ettiği magazin haberleri , en sıcak haber bomba haber manşetiyle süsleyip ardı ardına yinelemesi de abartı.

Ülkenin hassas politik sorunlarında cepheleri uzlaştırıcı değil, adeta daha karşıt hale getirici yayınlarla kamuoyunu yönlendirmesi, her yıl Cumhuriyet Bayramı kutlama yürüyüşünde, katılımcı sayısı kadar polisin görev alması da abartı yine.

Ülke çıkarlarını, çağdaş geleceğini sahiplenmek yerine, ya abartılı tepkiler veriyor aydınlarımız , siyasilerimiz, medya gibi her şeyi abartabilenler, önemi yüksek konularda konuşulması gerekirken sus-pus duruyorlar

Avrupa Birliği serüveni.. Papa’nın ziyareti ve Nobel ödülü ile ilgili yorumlara, haberlere ne demeli?
Evet özet olarak; yaşam biçimimizle, üretmeden yaptığımız tüketim çılgınlığımızla, siyasetçimizle, medyamızla, kurumumuz, kuruluşlarımızla abartıyoruz, abartıyoruz ..

Perşembe, Ocak 18, 2007

Su İlahisinden


Bugünün son dakikaları inadına geçmedi.. mesai bitmek bilmedi.
Güncellemesini tamamlayamayan bilgisayarımı kapatıp,
dağılmış dosyaları toparlayamadım yine...Nihayet, yeniden sona erişinin dinginleştirdiği ruh halimle mahalleme girdim. Sesleri dinledim çocuk, korna seslerini.
Diğer İnsanlarda yapabilseydi imrendikleri seyirleri.
Yalnızlıkla dolu denilen sayfamı sordular.. Fırından hep yalnızlık çıkarıyorum farkındayım..
Mana dünyasıydı sadece anlattığım, insanların ortak kaderi yalnızlık sanki..
Aldırmadan kimseye;
yazmaya yaşamaya devam .. hayale, aşka!
..
.
Ruhsuz kalabalıktan uzaklaştım bugün hızla.. saat geç olmuş..
Hayatımın gülen yüzünün gamzeleri..
Ufkum;
tüm cesaretimi toplayıp, nefes almadan bakıyorum dünyana NEFESSİZİM
youtube den :) dinledim gönderdiklerini..
güçlüsün, tertemiz ışıl ışılsın, bakınca çıkılamayan bir yersin benim için
Karşına geçtim!
Bir müzik vardı pek alışık olmadığım bir tarz defalarca sıkılmadan dinledim
Nota larınla tanıştım.. önce
Derinleştikçe, bulutlardan içeri gördükçe seni, sessizlik başladı
Sessizlikte tanıştım senle..
Kendini beğenmiş insanlardan uzaklaştım bugün, hızla sana koştum..
Ben senin Su ilahin oldum ve senin olmak böyle bişey oluverdi,
Nefessiz - Sessiz - Dilsiz dir su ilahisi!
Ay gidiyor;
gökyüzünü yıldızları, güneşe bırakacak birazdan
..
.
Fotoğrafın kurgusunda, dilimden dökülüveren sözleri bitirmek istemedim hiç
her zamanki gibi bu kurgu sahibi sanatçının emeğine sağlık..

Pazartesi, Ocak 08, 2007

Son Hamle



"Hayat bir satranç oyunu dedi" bir gün sevdiğim bir dostum
hala aklımda

"Çok saçma! nasıl dersin bunu? " dedim
beni tanıyanlar bilir aklıma geleni, kırmadan ama muhakkak söylerim.. öyle içimden dalga geçemem,
Söyledim de :)

güldük biraz ..


sonra biraz anlattı nedenlerini, hala tam olarak katılmasamda!

hem gülüştük, hem dinledim bazen hakda verdim konu uzamasın diye :)


Dostum bak, sen düşündüğünde yalnız değilmişsin!
Sanırım bazen dediğin gibi hayat, oyunun kurallarını bilenlerin yanında..
Ah birde şu oyunu oynama işini öğretseydin..
belki daha az can yakıcı olurdu öğrenirken
ama eminim benim için daha az keyif veren bişeye dönerdi :( tabii bende bunu tercih etmem biliyorsun..

Şimdi son hamlen
Şah desen ! bu derece kanlı yapmazdın, kıyamazdın..
ya usulca alırdın eline şahı
yada kısık sesle ŞAH-MAT derdin (bunu okuduktan sonra senin tercihinle değiştiririm. )
ama madem yaşanan bir oyun ve hayata benzetiyorsun aynen bu yansımayı görmek isterdin.. realistsin ya ondan sadece..
şimdide okurken, her zamanki gülümsemeni taktın yüzüne
sana en çok yakışan bu hal.. biliyorsun,
kimbilir kaç kişinin canını yakan
hani ağzın kulaklarında, gözlerin kayboluyorken mutluluktan :D
Buda senin için, seninle ilgili bir kaç laf etmemin bir sakıncası olmaz dimi?
Okul arkadaşım olmanın ve yılların samimiyetiyle.. Olursa sen söyle, burdan süpürmeyi de bilirim merak etme :)

Fotoğraf sadece olanı göstermek, anı kaydetme işi değildir diyen,
bir parmak çekimini kalbine ve duygularına yansıtabilirsen fotoğraflar; konuşur ve gizemlidir çeker kendine seni..
buda akşamımın keyfi oldu..

Bir dost hatırası
Bir fotoğraf
bir yaşanan zamanlarımda kendime yine Şah-Mat deyişim..

Pazar, Ocak 07, 2007

Hayatın tesadüfleri1



Sen Mayıs'tın ben Ekim..
Benden önce sen başladın yaşamaya.. engel olunamayan bir yerden!
Belki öfkenden, belki gecikmekten olsa gerek.. Birden karardı herşey; sen ağlıyor, bağırışlar sürüyorken, herkez üzgünken.. farkedileceğin Ekim başladı

Hep aradığımı biliyorsun, nerdesin kimsin dedim, saklambaç, körebe oynardım burda mahallemde ve sen çok eğlendin bunu izlerken.. Sen beni bilirken ben bilmediğime,
üzülme geçecek dedim sen karanlıktayken, gök gürültüsünde, soğuktayken sen
ben bilmiyordum sen büyümüştün yanına gelmemi hem istedin.. hem..

bunu anladığımda tüm kavgalarımda yenileceğimi,
ve bütün nüktedanlığımın sadece uzaklaşmak, kendimi azaltmak için
yetersiz olacağını farkettiğimde bak yine düştüm ben..

Eğer aşk verdiğim bir karar değilse, kontrolsüzlükten ansızın girdiyse aklıma başımda ciddi halde beladadır.

sen sadece aşk dedin
ben aşk ilişkisini bir sığınak sandığımdan. yanılmışım

Sanırım ilahi bişey bu senin Mayıs benim Ekim oluşum..

Senin baharlarında büyüten, beni sonbaharlarımda üzen
zamanların ortasında çok yakındık..

artık kışın soğukluğunu, yorgunluğunu, yaşıyorum
Ocak'ta başka bir yorgunluk, dinlenme isteği,
gerçek var

Hiç bitmez bu öğrenmeler bana öğrettiklerine ve
hayatın tesadüflerine, renkli katkına hitaben
başka tesadüflerle belki karşılaşırız..

Cumartesi, Aralık 30, 2006

Bayram gibi 2Bin7


Bir ömürde bir yıl neki geçti işte
şimdi hayal ve umutlar 2007 için söylenecek


Bayramla biten ve başlayan

Yeni Yılın tüm Dünya'ya


Barış Dolu yarınlar getirmesi dileğiyle



MilliPiyango bilet numaram: 9707594
buraya ekliyorum bu yıl böyle olsun..

Şanslı girersem mutlaka blogcularla paylaşmak için,
ikramiye büyüklüğüne göre organizasyonları şimdiden düşünmek,
iyi hayaller yaratmak için..

Hayal yada planlara yorum kısmı açık
dileyin benden ne dilerseniz.. :DCAN

Pazartesi, Aralık 25, 2006

Unuturum

Hikayeydi, küçük bir yerdeydim .. Anımsamaktan çok, unutmam gerek.
Tamam biraz daha açıkça söylenmeli; geçmişte olanları unutmak, yapılanları yapılamayanları, yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımızı, sözlerini kesen alaycılıkla karışık yorumları..

Unuturum

Seni iyi tanıyamadığımdan,
geç anlamamdan oldu.
Kişisel ilişkimiz için, sağlıklı kalabilmesi, devam edebilmesi için.
Dostlarımın yaptıklarını unutmam gibi.. Unutmam gerek..
Bunun aksi de olabilir sanırım; olanları unut.. O bilinen kişi ..

Sonuçta bazı şeyleri unutmakta sonsuz yarar var.
Gelinen noktayı ben sevmedim ve üstüme düşeni yapıyorum unuturum; adını, yazılarını, uğramam mahallene.. başkası gelmez elden..
Şimdi cevap bekliyorum desem olmaz! Sıra sende unuttum yazdığımı ..
Tamam yorum yok! soru hiç yok..
1.. 2.. 3.. TIP

Yeter sen konuş tekrar diye.. Bir daha silmeden konuş dünyayı parlat yeniden..
Bir ömür boyu..

Salı, Aralık 19, 2006

Suç Ortaklarıma

beni bu işe siz soktunuz şimdi öööyle rahat rahat oturmak,
ortadan kaybolmak oldu mu?

yakışmadı size.. artık yazılarınızın başına dönün,



Anemon;
öncelikle yazılarını özledim.. artık göremiyorumda, hep saklayacak mısın!?
halbuki çok seviyordum
yorumlarını , ben yazı yazdıktan sonra "devrik oldu" demeni

zaten devriğim tamam ama üstüne birde, burda sizsiz yalnızım anlayın işte..

GecePerim;
suç ortağı dedin kattın peki ortaklarım nerde! bilmiyorum ..

anemon soluklanıyor
gece perim kimbilir hangi kitabın içinde, hangi hikayelerde kayıpsın
birde külkedisi var ama onun ziyaretini duymadım sesizce mi izliyorsun?


buralarda bıraktınız.. yalnız, yarım kaldım anlayın işte..


Pazartesi, Aralık 18, 2006

Cevap Sorularda Gizli

Son günlerde yorum yaparken bile soru soruyorum.
Hayatın paradokslarından çıkmak, çıkarabilmek için

Yiğenimin sayesinde tabii, bir sürü soru soruyor. :)
Yanıtlarını aramaya başladığı, öğrendiği dönemde;
Bizden aldığı cevaplara ihtiyacı var, kendini oluşturacak kodları arıyor..
Cevapları bizde aradığı içinde biraz daha bize benzeyecek galiba..
..
.
Bazen birini dinlerken, bir yer varya;
.
"sessizlik olan" hani bişey demeni bekleyen bakış!
.
- sence neden böyle oldu?
.
fikrin önemli ! haydi bişey.. tam o sırada bir cevap ver bakalım.. kolay mı?
.
Senin için doğru cevap yokki bende.. !
.
-ya oda var !
-oda doğru!
diyenler, bilir bunu.. cevap versem, belki ne kadar saçma diyeceksin..
.
Hiç kolay değil, insanın kendisinin aradığı cevabını verebilmek.
yine kendisiyle savaşı hiç bitmeyeceğinden..
.
Bunu bildiğimden, bazen acayip kitlenirim çünkü dinlerken, okurken veya seyrederken odaklanırım anlatanın dünyasına..
.
acayip bişey.. yani öyle dalmışken, keşke sorular kendi yanıtlarını bulabilse :)
.
ama öyle olmuyor!
Hepimiz yanıt arıyoruz tüm hayatımız boyu, sorunların çözülmesi bitmiyorki!
habire artıyor, biz de habire yanıtlar üretiyoruz hızla.
..
.
Yanıtlar mı? onlar, kişiye göre değişiyor ve
doğru yanıt yok .. ! doğru soru var.
yanıtlar; insan ilerledikçe, yaşam şekli değiştikçe, değişiyor.
..
.
Doğru sorular sormak, ve bu konuda gelişmek gerekmez mi?
bu nedenle, sorulara kişilerin kendilerinin cevap bulabilmesi asıl ihtiyaç .. Sadece doğru soru konusunda destek olmak, çözümü hızlandırır, sonucu doğru olur

tıpkı çocukların ki gibi özgür cevaplar için,
çocuklara daha dikkatli bakın! ne kadar yetenekliler ..!

Cuma, Aralık 15, 2006

Yoksunluk





"Belki sen yoksun,
belki de ben.
Belki ve belli ki
biz yokuz sade bu dünyada,
sevgi var bizden öte,
öteden beri.."
Abdullah Anar





Cumartesi, Aralık 09, 2006

Korkulan Değişim

Şehir yaşamında korunaklı evlerimiz - işyerlerimiz de, makinelerle sunulan çözümlerin hayata getirdiği kolaylıkla, her birimiz bazen unutuyoruz gerçekte doğanın bir parçası olduğumuzu !..

Ortak dünyanın ortak sonu, çığlıkları büyüyor. Küresel ısınmanın etkilerini, susuzluğun kapıda olduğunu artık bağıra bağıra anlatıyorlar çığlıkları duydunuz mu?
Doğanın kırımıyla birlikte doğaya ait olan, ondan yararlandığını unutan insanoğlunun soyunun da sonu geliyor!...

Dünyada yokluk, açlık ve bozulmuş gelir dağılımı arttıkça.. sona hızla ilerlemekte kaçınılmaz.

Teknoloji obeziteye götürüyor bizi.. iştahla sadece tüketiyoruz.

Eski filmlerden bir replik geldi aklıma;

Kadın hayat kadını hayatını böyle kazanıyor, jönümüz Tarık Akan la karşılaşana kadar, hiç kimse değer vermemiş konuşmamış. Replik şöyle bakışı hayalinize bırakıyorum;

-.......hayatın boyunca bu zamana kadar ne ürettin?

kadının hayatı, aşık olacağı bu idealist adamın söylediği karşısında allak bullak olur ve değişimler başlar....

Çok farklı dönemler geçirdi önceki kuşakta yaşayanlar, değerler vardı korunan ve parasızda olsa sanata bakışı, toplumsal aydını vardı.

..

Artık dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan olayın bizi etkilediğini biliyoruz ve umursuyoruz.

Dünyanın bir yerinde olan depremin bir diğer yerdeki fay hattının gerilimini arttırdığı gibi .

Önceden taa uzakta bir olay yaşanıyorken daha huzurla durabiliyorduk.

Teknoloji bu durumu değiştirdi,

farkedersek (medya katkısıyla oluyor birçoğu... bu konuda başka bir başlıklı yazı yazmak şart oldu) yaşananlar hakkında hızla önlem alıp olaylarla bazen ilgileniyoruz.

birileri dünyanın bir yerinde,

insanlık sonunu bu resimdeki gibi gösterdiyse;

yaşanılası kılmak için bu dünyayı, hareket etmek gerekiyor.

Cumartesi, Aralık 02, 2006

Repredüksiyon Çalışması

fotoğrafın bendeki sorusu :
Kendinizi nasıl görüyorsunuz? Biraz hüzünlü, yalnız , güçlü mü yada?

Repredüksiyon Çalışmasına başlarken

En kolay resmi nasıl yaparız? küçük karelere bölerek..Böldüm kendimi ve karşıma aldım
Baktım tekrar,

gördüğüm her damla yaşadıklarım ve bu hatıralarda kendim ve hayatla birlikte yavaşça erirken..
bir zamanlar anlamı büyük olan, anlamını yitiriyorken .. bir daha baktım

Hiç bitecek gibi değil bu sulugözlü içimin sızısı.

Tüm hücrelerinde karşıma ben çıktım! tüm sorularında, yanıtlarında, çıkmazlarında

kendi tercihlerimin sonucu olan ben, bazısını boş, bazısını karışık buldum yansımalarda

hep kendimi görünce, çıkmazlarda benim olduğumu

bakakaldım seyrine ne garip bir tuzak.
Resmin, içimdeki oyununa ithaf olunur.

Salı, Kasım 21, 2006

Çöküş ün Tadı

Bugün televizyon seyretmek için kanal kanal gezindim. Uydu sisteminde (TurkSat) seyredebileceğimiz 99 kanal var iyi bir sayı.

İnanmak istemiyorum; izlenmeye değer bişey bulamadım, vaktimi verimli geçirdiğimi hissedemedim.
Çökmüş bu seyredilen şey, tümünü söylemek sayfalarca sürer birkaçıyla başlıyorum.

Ana haber bülteninde bir haberin görüntüsü, sürekli aynı şekilde tekrarlıyor. Her kanalda da aynı görüntü ardı ardına görünüyor. Ancak ortak bir Ajansın çekimiyle olur bu tamam cevapladık bu soruyu. O zaman geriye şu kaldı neden kısacık bir görüntü tekrarlıyor?

İHA görüntü sürelerine göre satış mı yapıyor ? :)
Haber uzun ve görüntü satın alınarak veriliyor ekrana

Haber boyunca görüntü nasıl verilecek çok pahalı olmaz mı? Kanal sahibi ne yapsın?
Haberini 3-4 kez, satın aldığı aynı görüntüyle tekrarlayarak aktarabilir. Maliyeti düşürmenin yolunu hemen bulabilmiş. Bülten arasına alınan reklamı hesaba katmıyorum.
Ülkemizden haberleri sunduk. İyi Geceler Türkiye her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan.

Tüm tiyatro sanatçıları dizilerde, belki elli tane dizi yapılıyor
Bunda kötü bişey yok belki. Diyelim ki yok ! diziyi açtık izliyoruz sinirlenmemem zor.
Çekilen, emek harcanan şeye bakıyorum; yine bir duygusal trajedi
Çocuk kan kanseri, baba ölmüş, anne zor durumda ve kimse adam değil. Alın size Aliye nin başka versiyonu ve alın size eski Türk sineması tadı. Değişen tek şey kıyafetler, yenilenler, konuşma tarzı v.s. ne farkı var? nayır nolamaz zamanlı çekilmiş eski filmlerden.

Filmi seyretmeye devam ediyorum. Bir odadayız nerdeyse 7 dakikadır mekan değişiyor paaat başka bir odaya girdik, sokakta çekilen sahneler nerdeyse yok.

Nereden yakalıyor seyredeni? duygudan ! Türk insanının damak zevkini değiştirmiyorlar.
Kim kazanıyor bu işten sizce, 15 dakikalık reklam aralarında? TV sahibi beyler

Gazeteler den hiç bahsetmiyorum. Konuşmak gereksiz, okunacak bir sayfa bulabilirseniz şanslısınız istisnalar hariç..

Şu sıralar baktığım her şeyde, çöküşün tadında olan beyler in banka gibi olduğunu görüyorum.

Daha verimli vakit geçirilen; haberleri dinlemek, programlar izlemek, gazeteler okumak hakkımız .
bu ülkedeki cılız aydınlığı arttırmak için, talep ediyorum.
Çöken sanat(çı), basın, televizyonlar için daha doğrusu, çöken seyirci için yetkin insanlarla hiç olmazsa bir kaç iyi iş yapılsın.

Yoksa Çöküşün tadı vazgeçilemiyecek kadar güzel mi?
Bu Ülkede bunu yapacak kimse yok mu?

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Hayaline Şerefe

Hayal ne güzel yakışmış size

Biliyorsun daha yeni tanıyorum seni ve hep şaşırtan sen oluyorsun
Hayran oldum yaptıklarına, çizgine, dostsuz kalmayışına
O yüksek duvarlı evdeki, sıcak ifadene ve uğraşılarına
Bu satırlar ve resim senin için , sana özel bir şey yapmak istedi canım

Hayallerinize kaldırdım içtiğimiz şarabı
bunu içimden yapmıştım sana söylemeden..
Hayat sana neler sundu yada hazırlıyor bilmiyorum ama hayal ne güzel yakışmış size..

Hocam la karşılaşmak zor belki ama sen onada iletirsin sanırım :)
Hayalini ve çocuklarını anlatırken ki halinin ona çok yakıştığını da ..
böyle varolmak ve hayal ne güzel yakışmış size..

Pazartesi, Kasım 13, 2006

Tutsaklık Yakalandı



yakaladım bir elim tutsak, bir diğeri hapisteyken
boğazından yakaladım tutsaklıklarımı
bugün hesabımı yapıp, artık düşünmeyi bir kenara bırakarak
kıracağım zincirimi! gün, bugün ve birazdan

yanımda güç toplamak için kimse yok, senden başka
bundan oldu
sana kızıp,küsüp ve yine sana yazmalarım

fikir alışverişi bitti
öğleden sonra 16-17 arasında, içimdekileri aktarma başlayacak
Kurban psikolojisinden sıkıldım
ne derece başarırım ? bilmiyorum.. buna ihtiyacı olan herkeze başarılar

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Dilsizim


Birdenbire Elsiz ve Dilsiz kaldım ..
Tamiri için bir süre yazılarıma ara veriyorum..
Coşkuyla geri dönmek üzere..
Tüm takip ettiklerimi okumaya devam edeceğim

kısacık ve şimdilik hoşçakal ..

Pazartesi, Ekim 23, 2006

Konuşmaya Acıktım

Ülkesinde konuşamayan, suskun insanlar topluluğuyuz..
Bir şekilde başlangıç; kendini yazıya dökme gücünü verdiği için bloklara düşkünüm..

Konuşamayan, suskun insanlarız.. hatta öyle ki bu hastalığa her katmanda katılım var..

Televizyon da bir mikrofon uzatılan, halkımız ne düşünüyor ? aralarında var bu.. sorgulama yasaklı.. açıklama sayılmayan.. gerçek fikrini söylemediği.. kasıldığı beden diline yansıyan açıklamalar yapılıyor düşünüyorum bende ! çok daha sessiz..

Cumartesi anneleri vardı, her hafta Taksim de toplanan.. ne oldu annelere ne dedik!
Neden Diyarbakır da Silahla Yaşam yanyana? Anladık mı?
Neden okullarda her gün bir öğrenci öğretmen sorunu patlıyor? Konuşabildik mi? Baktık ve hiç düşünmedik
ya biz olsaydık orda onların yerinde.. demedik, karaladık, anlamadık !
Kızgınlığım yine önce kendime... sonra...

İşyerimde, tüm büyük işyerleri gibi değişiklikler yapıldı; rahatsız edici, saçma ,anlamsız da gelse gerçek fikrim beni çıldırtsa da, küçük bir karşı koyma sonrası sessizliğe katılıyorum.. Korktuğumdan değil, işten çıkarılmak gibi büyük bir arzu içindeyim .. Daha özgür davranmak istiyorum aslında.. Yaptığım işi tekrar kendim belirleyebilmek için ama sessizlik ilk tercihim oluyor.. Üstelik tüm kadro aynı düşünsede, herkezde seçim aynı.. Şimdilik susalım..

Neden diye soruyorum.. Neden Taraflar birbirini gerçekten dinlemiyor? Bu her alanda böyle; dinlense kendini onun yerine koyarak, daha anlaşılır olur..
Konuşurken karşı tarafın sözlerinde; zorunluluklar, kesinlikler yatıyorsa ve konuşacak hal bırakmıyorsa susuyoruz.. Herkez birlikte susuyor..
Darbeli, hastalıklı bir toplum büyüttüler ve yan etkilerini hep beraber yaşamaya
..
neden mutlu olamadığımızı, aslında ne istediğimizi bilememekten, hep korunma duygusu ile hareket ederek, bencilliğimizle görmeye devam edeceğiz ve böyle yönetilme isteğiyle seçimlerimizi yapmaya devam..
FARKEDENE KADAR.. Farkedince hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.. :D

Pazar, Ekim 15, 2006

Hoşçakal canımın içi



Hoşçakal canımın içi, hoşçakal.

Vakit tamam seni terk ediyorum
Bu incecik bir veda havasıdır
Parmak uçlarına değen sıcaklığı
İncinen bir hayatın yarasıdır.

Cumartesi, Ekim 14, 2006

Mucizelere İnanıyorum



Hamarat ama düzensizim şu sıralar eskiye göre iyi bir durum bu,
tamamen zorunluluktan dolayı yapamadıklarımın üzerine gidiyorum..

Sonunda yemek işini kıvırdım.. Çorbayı lezzetli yapabiliyorum artık :) yemekleri yiyenlerin yüzünden anladım.. oh be! ne güzel yansıma çok mes udum..

Bu dünya benim çorba mı hiç merak etmese de önemli bir hadise ve bloğumda kalsın istedim bir kenarda.. Girişimimin nedeni yine yiğenlerim :)
zaten başka bir sebeple tamamen felaketim olan yemek işine kalkışmaya, zorlamazdım kendimi. Evde bıraktı yine annem beni, babamla..

Malum babalar yemek ister..
çorbamı (aslında sadece mercimek çorbası olarak tanınır ama artık ÇORBAM) o kadar sevmiş ki canım babam,
ve Günün Menüsü Çorbam ve Haşlanmış Tavuk birde annemin yapıp bıraktığı önemsiz bir fasulye yemeği.. Laf aramızda kimse o akşam fasulye yemedi :)

Sabahları 2 gün sadece çorba içti babam kahvaltı bile yapmadı..
öyle kitap tarifiyle 50 gr. şundan bir tutam bundan yapmadığımdan tarifi zor ama yine yapabilirim..

Süper iyiyiz.. hatta annemden iyi baktım bu sefer ev halkına
ama sıkıldılar benden galiba :) annemi gören babamın gözlerini hatırlıyorum da !

belki de aşktan, özlemindendi kim bilir? Yo yo kesin aşktan..

Perşembe, Ekim 05, 2006

Nota larda Gizlenen



Bugünkü Fw: edilen maillerimden biri, aslında maillerle dolduracağım bir sayfa değil istediğim ama bunu sevdim :)
amacım sadece tanımlamayı tekrarlamak değil tabii.. neki bu kadar düşündüren bu konuda? tarifi zor her zamanki gibi..

Aristoteles’e göre mutluluk;
insanın kendi iç dünyasına dalmasıdır. Böyle bir insan mutlu insandır ona göre...
Epikuros’a göre mutluluk;
ruh dengesi ve düşünme dinginliğidir...
Seneka’ya göre mutluluk;
koşullar ne olursa olsun görüş ve düşüncelerinde özgür kalmaktır...
Hobbes ise bireysel mutluluğun toplum içinde olacağını ileri sürer....
Richard Cumberland’a göre mutluluk ise bir sevginin sonucudur; bencilliğin değil özgeciliğin vardığı bir noktadır....
Kant’a göre mutluluk
bir umut konusudur, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir idealdir....
Nietzsche ise dinamik bir mutluluğun aranışı içersindedir....

:DCan'a göre mutluluk;
Bu duyguyu tüm duyu larımın ortak iştiraki ve uyumuyla yaşayabilirim..
Gördüğümde güzelse, duyduğumda yormazsa, dokunuyorsa bana, tadını çıkartabiliyorsam v.s.
o zaman müzikle mutluyum, herşey notaların kullanımında gizli..
doğaya ait olan ses, o an nasıl çalıyorsa! işte tam orda...
seslerin yarattığı toplam hislerde mutluluk !

yeterki bu sesler umut versin.. çıkış olsun bazen..