Pazartesi, Mart 31, 2008

55 kelimelik öykü mimi

55 plakalı şehrinde büyüdü. Mutlu bir çocuklukta şehre, hakim olmaktı bildiği. Şehirdeki tüm sesleri duyardı. Herkesi tanır ve güvenirdi. Herşeyden haberdar, güven duygusuyla birleştirdi sevgilerini.
Tanıdığı diğer şehir 16 plakalı daha büyük ve kalabalıktı. Korkusuzluğunu farketti ve kendine güveni devam ediyorken,
34 plakalı metropolde bulduğu, kaybettiklerinden azdı. Güvenini yitirdi önce, hakimiyetini kaybetti bazen. Sürgün dünya da.

Cumartesi, Mart 15, 2008

Hatırla Ülkem

İlk defa lafı dolandırmadan, üstelik hiç sevmediğim politik bir konuda

Kalbim den söylediklerimle yazmak istiyorum;

Ülkenin refah düzeyi dedikleri, kişi başına düşen milli gelir istatistiği artarken
bazılarına göre bir çok şeye sahip olsam da, hergün daha çok fakirleşiyorum.
Vergilere, alışverişe, zor dayananlardanım.
Yaşanılacağı daha 2 ay evvel söylenen ekonomik krizi, uzun süredir yaşıyorum yani.

Yeni Sosyal Güvence saçmalıklarıyla bir çok ülke de ortaya çıkanlardan dolayı, içimdeki öfke büyüyor ve öfkemden korkuyorum.
Geleceğimden daha çok korkar oldum.

Evlenmek ne kelime!
bir de 3 çocuk diyen zihniyete anlam veremiyorum.
Geleceğimizi satmak gibi geliyor. Çocukları satamam!


Yasa tasarısına tepkiler üzerine, açıklama getirilen konuşmalar yaptılar. Bugün kazanılmış haklarımız kalacakmış bunu yanlış aktarıldığını söylüyorlar.
"Çok korkmuştum vallahi. Allah ım çok mes u dum. Demek ki bizi az etkileyecek"

Kendimizin zararını en aza indirgeyip, kötünün iyisine razı olmakla, çıkış yolu bulmuş olanlar
Aslında bu uyumu göstererek, o üç çocuğun katili oluyorsunuz.

Televizyona çıkarak yapılan başka bir açıklama da,
Nüfusumuzun düşmemesi için söylenen bu söze, yorum yapılıyor.
Sözde yurttaşlık, bu söylenilen ve buna da vatan sevgisi denmesinden irkiliyorum.
Çok çocukla daha da fakirleşen ailelerin, sağlıksız beyinlerle yetişen çocuklarıyla, büyük nüfus sahibi olacağız.


Bu günde böyle davranmam buyur edilmez belki.
Kahraman değilim öyle ya! Bir tek kahramanlar sonunu düşünmez!
ama geçmişi de unutamam. hatırla ülkem..

Türbana verdiğiniz önemi anlamak kolay geliyor, inanca her zaman saygı duydum.
Fakat aynı önemi, farklı inançlar da sağırlaştığınız için görmüyorum.
Kapatılmanız, hatta kafanızı kapatmanız umrumda değil, politikalarınız daki sahtecilik de.

Şimdi yeni seçimle % 90 da alsanız oyunuzu, bu doğru olduğunuzu göstermez ve yanlışlarınızı düzeltmez.

Bu düzen de varlığınızdan mutlu değilim.

Pazartesi, Mart 10, 2008

Aile Hatıraları

Aile bağları güçlü biri olsam da beni şaşırtan bir şeyi farkettim


Hatıralarımı..!


15 yaşına kadar ki hatıralarınızı düşündüğünüz de, çok net canlanır mı?


Kardeşimle de, ablamla da konuştuk. Neler canlandırılabilir şekilde hatırlanıyor diye!
Meğer hepimizin de durumu birbirine benziyormuş.



Hatırladıklarımız;


* Evde sobayı yakmak için tiner kullandığım gün çıkardığım küçük yangını, korku ve vicdan azabımı.


* Kardeşlerime Matematik dersi verdiğim zamanı.


* Benim, evin hemen girişindeki divanda, tek uyumamı.

* Aykırı komşu kızı Arzu nun; dansı, gülmesi ve rahatlığı


* Kardeşimin askere yolculandığı gün

* Annemin dayak stilini :)

* Babamın biz çocukların elinden tutup; otobüs mü?, fıstık mı? seçimimizden sonra fıstıklar elimizde yolda yürüyerek (45 dakika) tanıdıkların ziyaretleri

* Komşularımızdan, "muhakkak daha çok vardı" bize kalanlarsa bayramda mendil veren teyze adını hiç merak etmedik. Kızları sorunlu ailelerin kızları, hatta isimlerini.. Birçok aileyi hatırlamıyoruz ama
Tekerlekli sandalyesinde tanıdığımız Vecihi gibi,

Futbol oynarken ölen Doğan'ı
Kuşların kafasını koparabilen Faruk ve çetesini

Evimizin yanında ki atölye de, saz yapımıyla uğraşan Mesut amcayı ve onun, kıymayla beslediği akıllı kargası Dursune'ye sevgisini.

görüntüsünü yada bize verdiği hissi unutamadığımız bir kaç örneğimiz hepimizde aynı ve hala zihnimizde canlı.
..
.


Ailemizin tümünün aynı sofrada oturduğunu hatırlayamıyoruz, aslında canlandıramıyoruz .
Evde hergün yemek yendiği halde, yada hepimizin başka zamanlarını konuşamıyoruz ..

Aklımızda kalanlar tabii ki yaşanılanlardan ibaret, anlatırken görüntüsünü unutmadıklarımızın etkisi ve bunun tüm kardeşlerimde aynı olması işte önemli olan bu..

Sağlıklı insanı korumak için, oluşacak hatıraların önemini bir kez daha anladım. Bir kez daha anlatmak istedim.

Bu teknolojik hızla herşeyi daha çabuk unuturken, aklınızda kalanlar ne?
Yarın çocukların aklında neler kalacak?

Perşembe, Şubat 21, 2008

Orta

Herşey orta karar olursa güzeldir.

Babamın sözü: Kızım her zaman ortada dur, sakın en öne çıkma.
Bu laf daha ortaokulda söylendi. Nefesimin hızlı tükenmemesi için. Orta karar olursam, daha iyi olacağını düşünürdü babam. Evet ben ailemi çoğu konuda hep dinledim.
Evin ortanca kızına bir süre bu sözlerin etkisi olsa da, onların ortalamaları yetmedi.

Orta hayat

Orta sınıf

Ortanca

Orta boy
(..)
Farkettiğim kadarıyla, orta sınıf insanların mutsuz ülkesidir yurdum.
Herkesin sahip olunca mutlu olabileceği şeylere sahipse de mutsuz.
Arabamız, evimiz olduktan sonra yeni model araba daha büyük ev alma isteğinin çıkışı bundandır.
Sahip olduklarımızın maddi değeri, bizim tek zenginliğimiz ve gücümüz olunca fiyat düşüşüyle fakirleşmiş gibi hissetmemiz, evde oturmanın keyfini huzursuzluğa bırakmasın da ne yapsın.
2. el arabaların fiyatının düşüşü daha fakirleştirir
Ortalar mutsuz olmasında ne yapsın ortalar gösterişli giyinip kendini gösterme çabasına marka sevdasına kapılmasında ne yapsın :)
Sınıfın mutlak memnuniyeti; Sahip olduğumuz maddi varlıklar değil, bunların korunma kaygısıyla tamamen dağılırken,
Avrupa işi çözmüş. Onlar ülkelerindeki refah seviyesiyle, işsiz kalsalar devlet tarafından desteklenebiliyor. Kendi vatandaşlarına sağlık imkanlarını sınırsız sunan bazı ülkeler var.
En azından birinde bulundum.
Yeni Zellanda da orta sınıf mutlu, hafta sonları paralarını deli gibi harcayıp çok doğal giyiniyorlar ve ciks görünme derdinde değiller bizdeki gibi, arabaları karbüratörlü ama uzun süre kullanıyorlar, mutlular. İnsan gibi yaşadıklarına inanıyorlar. Kaygıları çok daha az, buna neden sadece İngiliz sömürgesi olması değil. Dünya nın bir ucunda herşeyden çok uzaklar ama bizden daha mutlu orta sınıfları var.

Salı, Şubat 05, 2008

New Zealand 4

Aktivite takvimi

doğa yürüyüşü ve deniz

dev akvaryum gezisi




penguenler

Aktivite resimlerini çok zor, yüklüyorum pazar günü 17 Şubat ta döndüğümde daha çok yüklerim bugün internet çok kötü.
Kısaca;
Ozon tabakasının burda daha ince olması güneşten daha çok korunmayı gerektiriyor.
küresel ısınma burayı yok etmeden fırsat yaratabilenin gelip görmesi gerek.
bu ülkede kalmak isteyenlerin işi çok zor çünkü nüfusu korumaya çalışıyorlar.
bu sebeple oturum ve çalışma izni zor veriliyor. Fabrika az çünkü felakete daha uzak kalmak istiyorlar hava kirliliği burda daha hassas bir konu bir çok evde saç kurutma makineleri kullanılmıyor suyu tertemiz.

Yerel halkı; Maori ve Kiwi
Kiwi ler şehir yaşamıyla içiçe
Maorilerle savaş yapan İngilizlerin bir çok Maori öldükten sonra Kraliçenin
yeter bu ada için anlaşma zamanı deyip, anlaşmayı imzaladıkları gün 6 şubat 1840
Maoriler ingilizce bilmediği için anlaşmayı imzalamaları hiç zor olmamış yıllar sonra farketmişler neye imza attıklarını, şimdi genelde ülkenin kuzeyinde doğal yaşamlarından çıkmamaya gayret gösteriyorlar. İngilizler okuma ve sağlık işlemleri için Maorilerden para almıyor ama onlar okul konusunda direniyorlar. Eskisi gibi yaşamlarını sürdürmek isteyen kesim şehirden uzakta.

Bu arada burda Uzakdoğulu; Taiwan, Çin, Japon
Sudi Arabistan ve Irak'lı öğrenciler o kadar çok ki

En komik kısmı ben onları hala çok iyi ayıramıyorum.
Aslında onlarda beni Japon sanıyor. Japon kızlar sorduğunda çok gülüyorum :)

Perşembe, Ocak 24, 2008

New Zealand 3

Buyuk sehir mi? Ada mi? derseniz!
Buyuk sehirdeki yalnizlik, yalnizlik degil "yorgunlukta alinan kucuk mola".
Ada da ki yalnizlik ise cok daha buyuk ve "yalnizliktan kacma istegini duyabiliyorsunuz". Burda hersey den o kadar uzakta oldugumu bilince daha iyi anladim. Bircok sey deniz yoluyla tasiniyor

Gercekte yalnizligi kimse istemiyor. Sadece istedigini dusunuyor.
-------------
Ormanda cok guvenle dolasabiliyorum. Buradaki hicbir canli (hayvan) zehirli degil ve bu adada yilan yok. Ormani biraz daha anlatayim Lost filmindeki orman ya da amazonlardaki gibi tropikal agaclardan bahsediyorum . Dogal hayat ve evlerin de nerdeys icice oldugu, bir evin yan yolunun ormana ciktigini ben dusunemezdim. Saskinligim suruyor .
------------
Labtop ve telefonumu kullanamama riskim var, priz ucları bizdeki gibi ikili degil uclu, bir Nokia sarj buldum. Labtop icin bir cozumum yokken, Arap bir ogrencinin elinde priz uclarini degistirebilen bir cihaz gordum ve hemen satin aldim.
-----------------
Genc oda arkadasim Arjantinli adi Lordest, pek iletisim kurmak istemiyor. Cunku okulda cok sayida Arjantinli ve Arap ogrenci var. O, kendi genc grubuyla cok mutlu.
---------
Buraya gelmeme yakin olan gunlerde en cok, nakit para mi gotursem diye endiselenip telefon bankaciligindan bilgi aldim. Bu konu onemli, soylemeden yapamayacagim. Tum mevduat hesap kartlariyla, Yurtdisinda ki bankamatiklerden para cekebilirsiniz. Ilk denememi yaptim ve evet 20 dolari bankamatikten cekebilmek beni gercekten rahatlatti.
-----------
Ilk hafta sonum da evde kaldigimi soylemistim burası internette denildigi gibi, ucuz bir ada değil. Tam tersini soyleyebilirim. Otobuse binmek 4 NZ doları.
Ilk haftanin pazar gunu oldu..
Lordest benim kucuk oda arkadasim, Arjantinli arkadaslariyla plan yapmis.
Kristian ve Karoline la onlar ne derse, yine onu yapacagim.

Karoline sahile gitmeyi onerdi az once ! biz israr bekleriz ve evet israr etti :)

Yolda bir ev gösterdi. Babasinin evini, 10 dakika onu arabada bekledim. Evden, sahil için palet ve gozluk aldi. Karoline in babasi yeni bir evlilik yapmis, Japon esiyle baska bir evde yasiyor ve birde kardes var. Maceramiz basliyor.

Adanin kuzeyine dogru tirmaniyoruz, yolda bir tarafimizda Pasifik Okyanusu var, olabildigince tehlikeli sahillere bakan taraftan ilerliyoruz, muzik esliginde.
Bir tarafimiz mavi, bir diger yanimiz yesil, tam bir bucuk saat ilerledik. Bu kadar karayolu oldugunu dusunmemistim.

Her kiyida; burada mi yuzecegiz? gibi soru sormayi biraktigimda,
her tarafin arabalarla dolu oldugu bir alanda, park yeri aramaya basladik.
Esyalarimizi alip sahile yurumeye basladik.
Tepelik bir yerden indigimiz için sahili başta goremedim.
Tam hayal kirikligi yasadigim nokta, sahili gordugum andir.

Guvenli sahil; kucuk ve dar olan yerdir. Oyle ya okyanus burasi. Oyle guzel sahilleri gorup gectikten sonra, kalabalik, kucucuk, ustelik kumsuz ve cimenli bir sahilde olmak farkli.

Karoline in babasina ugrama amaci, bana da bir palet takimi almakmis. Bense hic palet kullanmadigim icin bayaa korktum ve okyanusta yuzmeme konusunda çok direktif aldigim icin Karoline a derdimi anlattim. Israrla sorun yok dedi ve ilk defa paletli yuzme deneyimimi de israr sayesinde yapmis bulundum. Gozlukle asagida baliklara selam vererek elele yuzmeye basladik ki işte bu goruntuleri anlatmam mumkun degil! Kayalarin altina saklanan diger canlilari da gordum hem de sahile cok yakin mesafedeler. Dalgic olmadan bunlari gorebilmek inanilmaz.

New Zealand 2

Burasi sonucta bir ada ingiliz somurgesi de olsa, buyuklugu de ne olursa olsun
Ada ne demek yasayinca daha iyi farkettim

Hafta sonu kuaforler bile calismiyor. Her sey cok sakin gidiyor, ben de bu sakinlige uyum saglamak icin ilk haftasonu aktivite yok dedim.
Ilk tatilimin ilk cumartesi gunu;
koruyucu,sevkatli ve guleryuzlu aileyle evde kaldım .
Evin kizi Karoline gece elbisesi bakmak icin alisveris merkezine goturdu beni
sonra yemek kulturumu on plana alip, oglen yemeginde Turkish Kebab cisina girdik.
Neyse bunlar derin mevzular ama kebab nerde, yedigimiz o garip sey nerde, ne alakayla bulustu bilemiyorum.
--------------

Aksamlari genelde film seyrediyoruz bu aksamin filmi benim labtoptan olacak.
Bayaa bayaa derdimi anlatiyorum. Kim grammeri takar ki!
Aslinda dusunurken gayet iyi kullaniyorum su tense leri
ama konusurken oyle degil, dil aynisi yapamiyor :)
--------------
Evin bir verendasi var benim vaktim daha cok bu verenda da geciyor, manzaram buna sebep olan, nefis bir agac ve yesil alana bakiyorum.

Manzaram resimdeki yer

Bu arada evin kedileri beni aileden kabul etti.
Dün bir ormana gittik yurumek icin;
Evin annesi Kristian'in fikri, gozlerime inanamadim. Yasam alani ve orman icice burda orman deyip gecmemek lazimmis.
Amazonlar gibi, tek farkı yuruyus alanlarinin olmasi nefis bir hava var
bu nedenle cok rahatlikla sabah 6 da uyanabiliyorum :)
------------
gecen bir haftam da bir seyahat acentesiyle konustum ufak bir turla yerli halki, ciftlikleri ve su alti magaralarina gitmek, gormek icin;
Burda Japon lar Iraklilar ve Cinliler isletmecilikte on planda
Tabii ben de seyahat icin Japonlarin organizatorlugu buldum.
Fiyatta indirim bile yaptirdim, buraya kadar iyi ama Kristian cok pahali buldu kucuk turumu.
vazgecildi tabii.
Amacim onlarin da eglenmesi, gezmesiydi yoksa okulun fiyati hakikaten daha ucuz. Onlarsiz gidecegim madem okul a bu konuda basvurumu yaptim. 25 Ocakta gidiyorum.
------------
ailenin temizlik notu malesef dusuk
cok az yapilan bisey temizlik
dus hergun aliniyor ama kedi tüyleri yumak yumak yerlerde daha elektrik supurgesinin sesini duymadim cok sukur.
huzur notu ise cok yuksek

Pazar, Ocak 06, 2008

New Zealand 1

selam hicbir sey kolay olmuyor
hersey o kadar zor ve eglenceli ki.. aptal gibi durdugunu zannediyorsun. hani sen onlari az, onlar seni hic anlamayinca
havaalani diyaloglarina bakiyorum.
Gelene kadar 3 havaalani gordum en son biyonik arastirma bile yapildi
bavulumda ellemedikleri yer kalmadi.
Aci olan sey ne biliyor musun ? biyonik lab da bulunan kiz, translater la iletisime calisiyor ve turkce tanslater bulamadik kokenimi soruyorlar greek mi? arap miyim? koskoca Turkum diyemiyorum
neyse diyip gecistirdik .. aci olan da bu iste bu turkler buraya daha gelememis gelse de esememis soyle :)
iyi olan yani hani gelmisler de degistirmemis uyum saglamislar..bu arada hic turk bulmadim henuz :)
Kristian ve Karoline bir anne kizin evindeyim.. cok guleryuzlu sicacik davraniyorlar. Yemek ler bizdeki gibi ihtisamli sofralar seklinde hic degil. sabah tost yemegi tercih ettim bana tereyag verdi. haa bu arada anladim ki tostumu hazirlamaliyim ve peynir kullanmiyorlar daha cok tereyagi yiyorlar soylemek lazim zararini galiba :)
ben peynir istedim meger onlar da sever mis.. anlastik neyse ki
kasari cig ama kizarmis ekmekler arasina koyup uyduruk bir tost yedim buna da sukur :)
yaw nasil oluyor da anlasiyoruz
ben dil bilmem
demek ki konusmak gozlere, ellere ve ihtiyaca bagli cogunda
baska bir dil bizimkisi hehe
ha bu arada sehirde arabayla bir tur attik. Kucuk, sevimli bir sehir burasi ama onlara sorsan en buyuk sehri :)
hayran kaldim bu kadar guzel korunur hersey.agaclar, cicek kokulari ve endustri, sehir icice yine yazacam sana opuldun gunluk

Salı, Aralık 18, 2007

Kısır Tartışmalar

Saat 21 oldu arkamda 3 erkek 1 kadın konuşuyorlar. Erkeklerin kadınlara sorular sorduğu ve cevaplarını beklediği sohbetlerinden biri. Aralarına yeni katılan kadını tanımaya çalışıyorlar. Ülker mi Nestle mi alırsın? diye bir soru soruyor
benim muhafazakar yanlarını bildiğim S. den geldi soru?

Kadın: Şöyle düşünürüm, Ülker yerli Nestle değil ve Ülker alırım heralde :S
S. :Ülker yerli mi? Suriye ye gitmiyor mu?
Kadın: Hıı Neyse ya
Erkek korosu: Hahahaaa

Bu tip kısır soruların hiçbirine net cevap alamayıp çok eğleniyorlar :) tam arka masam da .

Bense onlara göre, şu an konuşmalarına tam olarak ilgisizim.
Ahh bir bilseler, onların konuşmalarını online şekilde blog alemine afişe edip, dünyalarıyla nasıl eğlendiğimi ..
Birazdan yazımı yayınlar yayınlamaz, arkama dönüp sohbetleriyle ilgilenmeyi düşünüyorum.

Bu soruya lise den beri cevap verebiliyorum çok şükür :)

Pazar, Aralık 09, 2007

Mimlendim

Mimlenmekten kurtuluş yok diyor Artemis..

Blog deryasında; vefalı, güzel dostumun mim soruları ve cevapları, hemen sorunun ardına ekli

1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?

İki çılgın arkadaşımdan biri; en çılgını, en araştıranı, perim olanı, bu blog işlerine soktu bizi, bir bir - tatlı tatlı anlatmaya uğraştı.
Blog nedir? diye önce Anemon'dan duydum. Sonra aramıza Peri geldi. Bir süre dinledim onlardan ve o anda açmak istedikleri sayfamı, zaman isteyerek erteledim. Bloglarda oluşmuş diğer sayfaları inceledim, okudum. Bir çok kişinin yazısını, yakınımmış gibi hissettim. Böyle derin bişey ! İnsana dair duyguları görmek çok güzel, sanki unutulan bir şeyler var bu sayfalarda.

En çok da yorum kısımlarıyla renklenen yazılardan sonra, kafamda blog alemine dair, dağınık bakışlar oluştu. Buna rağmen, geneli için "yaşayan, konuşan günlükler bunlar" dedim ve kendi yeni tanımlamamı buldum. Ardından da kendimi keşfettiğim, yolculuğuma başladım ve Sanallık her yönüyle Karalanmalı böyle çıkış yaptı.


2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

Aslında ilkokul zamanlarımda ki kompozisyon ödevleri ve ufak mektuplar dışında kendini yazıyla yada şiirle anlatmayı denemeyen birisiyim ben. İlk yazım da bu nedenle zorlu oldu. Ne yazacağımı nerden başlayacağımı bilemediğimden, eski bir mektubumu ekledim. Önceleri kimse beni duymadı ama iki çılgın arkadaşımın desteği, itelemesi ve kalemi elime alışım bundan sonra devam etti. İlk mektubum şu anda draftımda duruyor. Nedenini sormayın. :)

Belli bir çizgide mi! sorusuna cevap veremiyorum. Ruh halime göre yazıyorum. Kendimi anlatmak, beni çok zorladığında; etkilendiğim bir resmi veya şiiri kullanıyorum. Hepsinde kendime döndüğümü bilerek veya bilmeden. Yalnız bir çabam var; karışık içdünyasıyla yazdığım hayat ve buna algımı anlatırken, basit ama düzgün bir anlatım sunmak istiyorum. Bunu da yapabildiğim kadar, elimden gelebildiğince, defalarca kelimelerle oynayarak.
Nede olsa; insanın gönlünden geçen, dilinden çıkan ve kaleminden dökülen birbirinden o kadar farklı ki!

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?

Severek yazdığım yazıları, yaşadıklarımla arttırırken, rutine bağlamak, iş gibi görmek istemeyişimdendir, yazmak için hayatın akışından feragat ettiğim söylenemez.
Yaşayamıyorsam yazamam. Çünkü teknik konularda eğitim aldım, sözel yeteneklerim çok gelişmedi ayrıca yazı-blog işine karşı önyargılı biriyim seçici davranıp, aklımdaki ifadesi gibi bakıyorum
Artık o sadece blogger değil Yaşayan Konuşan Günlük Hayatım, hiç olmadığım kadar dışa vuran sesim, önce yaşamalı ve bu aleme gündelik işlerden feragat ederek yazmak sığar mı hiç?
Yazmak bekleyebilir, yaşamaksa hiç bekledi mi? :)


4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

Çok kısa aralıklarla, çevremdeki insanlar bu konuda biraz zorunluluk yarattılar ama genel bir durum değil
mesela şu konulu yazı yaz dendi
yada beni ne zaman yazacaksın?
ama hiç kimse gündemdeki bir olay hakkında yazı beklemedi benden.
Bloggerlar, duygusal olmamı tercih etti.

5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Yaşadığım, iyi kötü süzgeçten geçirebildiğim, akıl sağlığım yerinde olduğu sürece yazabilirim desem fena olmazdı.
Bunu diyemiyorum.
Bir bitiş yada sürüş yok.
Blog taki yazılarımı önemseyen, duygusal biriyim.
Şunu biliyorum, bu sayfayı istesem de kapatamayacağım.

Perşembe, Kasım 01, 2007

Ocak ta Yaz


Ocak ta tüm maceracı ruhumla, resimdeki şehre ve yaza gidiyorum.
Başka ülke,
Başka deniz,
Başka mevsime..

Çıkış, kaçış, uyanış veya 2008 de güneşi takip edip
kış görmemek içindir :)
zaman artık tersine akmaya başladı ve iyi bir deneyime hazırlıklarım da hızla devam ediyor..

Cumartesi, Ekim 06, 2007

Çıldırtan Detaylar

Çıldırdıklarım mimi dalgalar halinde yayılıyor.. :)

Direkt anlatıvermekte bir sakınca yok :) kişiler hayal ürünüdür biline ve kimse üzerine alınmaya lütfen yada alının! daha iyi

1.
çoğu maskeli, çeşit çeşit insan var maskelerinin farkında değilsem sorun yok. Farkına vardıkça gelde çıldırma :)
Mesela o gülümsemene çıldırıyorum ! çünkü artık farkındayım senin;
hani böyle sinekten yağ çıkarırcasına, küçük hesaplarınla hareket ediyorsan, gülümseyerek konuşuyorsun.
2.
Banka'da numara alıp sıramı beklemeye başladım. Banka dedimse, Ziraat Bankası yani... anlayın işte! herhalde sıra gelir, yetişir umuduyla beklerken; geçen 1 saat 45 dakikamın sonunda kalan 3 kişiye
-sistem bozuldu, gişe kapandı bundan sonra işlem alamıyoruz
gelde dayan.. yaa şunu baştan söyleyin de, gidelim dimi!
3.
Servisi sadece durakta beklemediğim için o on adım gerisinde bulunduğum, durağa koşsam da, göz göre göre durmayan servis şöförünün, hizmet etmekten çok kuralcı davranış tarzına
4.
İsminden, cisminden önce ne iş yaptığının veya statüsünün arkasında kendini ilah gibi görenlere..
5.
Herhangi bir şey okuyamayanın;
vakit bulamıyorum bulsamda odaklanma sorunum var, bana öyle bir kitap ver ki! ilgimi çeksin
roman olmasın,
bol tarihsel konulu,
böyle akıcı,
şöyle itici olsun
deyip de verdiğin, önerdiğin kitapları kitaplığından seçip, sonra almadan ayrılanlara ve bu yaptığını sonra hiç hatırlamayan, bir daha bu konuyu da hiç açmayan :)
ve bu şekilde mutlu daha kendini tanımadan, boyundan büyük davrananlara
6.
Bir başkasının hayatını yine bir başkasıyla konuşurken; onun şartlarını kendininkilerle karıştırıp, ahkamı kuvvetli olanlara
7.
yeteri kadar dinleyemeyen dolayısıyla basit bir şeyi bir kere söylediğinde anlamayan
8.
trafikte genelde bayanlara dilini sallayan, elini kaldıran, arabasını sıkıştıran
çoğu genç, çoğu ne yaptığını bilmeyen adam bozuntularına çıldırıyorum

daha fazla anlatırım ama şimdilik birinin bu yazıyı durdurması gerek.
Artemis ne iyi oldu, bu miminle oh rahatladım ya! :)

Pazartesi, Eylül 17, 2007

asırlık davalar

Belki bin yıllık davalar vardır insanlık tarihinde doğruluğu onaylanmayan, içinden çıkılamayan, hangi taraf olduğunuz, doğumunuzda belirlenmiş ve bin yıllık giysiyi üzerinize giyinmişsinizdir.
Bazıları sadece kendi giysilerinin doğru olduğunu ve bunun herkeste aynı olmasını savunulabilir. Ne büyük bir narsistlik !

Avrupa'da yayın yapan kanallar dan izliyorum. Almanya'da halen devam eden daha çok okullarda ki, ırkçılık ve asimilasyon (yabancı entegrasyonu diyorlar) çabalarını gösteriyor

Yabancı bir ülkede yaşamak;

bir şekilde yerli toplum, yabancı topluma yabancı olduğunu hissettirir değil mi?

Yabancılar dairesi, İşçi bulma kurumu, her yaptığını didik didik eden evraklar, onay süreçlerin de gidilen kurumlar

kişiye, karşısındaki tarafından değersiz bir yabancı olduğu her defasın da hissettirebilir. Çözümsüzlük yaratan asırlık davanın büyük kilidi DEĞERSİZLİK

Entegre olmaya çalışan yabancı, değersizlik yaşadığı yerden uzaklaşır ve aradaki uçurum daha çok derinleşir. Yabancıysan; ekonomik sorunlar, işsizlik, terör olayları sana mal edilebilir.

Herkes için geçerliliğini koruyan bir düşüncedir, "kişilerin etnik kökeni ne olursa olsun, bulunduğu topluma kendi kültürünü, dilini koruyarak entegre olmak ister" bu o kadar doğal ki.

Yabancılara; topluma hissettirilmeden, farklı baskı yolları uygulanarak, yaptırımlara çalışılırsa bu asimilasyon olur ve yabancılar tarafından ters tepki görür.

Amerika'da zenciler, istikrarlı şekilde davalarını sürdürerek belki daha fazla kan dökerek, kölelikten kurtulsalar da, üzerlerindeki asimilasyon içten içe devam ediyor, devam ettikçe de karşılıklı etkileşimlerinden kaçınılamaz

Bilemiyorum evrimimizle tamamlanır mı bu sorunlar.

Şimdi dışardan kendimize bakalım.

Kürt, Türk, Çerkez, Süryani, Ermeni, Alevi, Sünni... v.s. biz büyük bir uygarlığız ama bu uygarlıklardan bir o kadar uzağız.

Televizyonlar da sanki tek örnek ülke insanlarını seyrediyoruz. İsmi verilmeyen, adetleri aynı bir toplum.

Uygarlığımızın, köklerimizin olması çeşitliliğiyle güzel bir sahne yaratıyor ve hepsi dekorumuzun belki de anlaşılması zor parçaları. Bizim uygarlığımızda da farklı giysilerimiz var

Peki bizde yok mu asimilasyon davası ?..

Toplum da bir yere koymadığınız, konuşurken, farketmeden değerlerini hiç ettikleriniz,

İnsanlar yakılır mesela, insanlara işkence edilir,
İsyan edenlerin hataları söylenir, tarih yok sayılır bu kolaydır değil mi? An konuşur,
Uygarlıklarının, tarihlerinin karşısında, çıkar o giydiklerini onlar yanlış demek, çarpıtmak.

belki her yerde, insanların asırlardır yaşadığı bu olaylar da
belki de çoğu zaman görmezden gelir, unuturuz...

Peki gerçekte !
Almanya da ana dil unutturulabilir mi? mümkün olur mu? Öyle ki; mesela uykusunda, Türkçe, Kürtçe, Lazca v.s. yerine uyum sonrası Almanca sayıklar mı?

Zenci biri, sadece deri rengi yüzünden kara bela, yada köle olur mu?

İnanışı kabul görmeyen, hatta inanışları bitirilen, bildiği kadarını bile gizleyen korkan v.s.
inanarak sizden olur mu?

Bu nasıl bir bekleyiş ! Böyle milliyet, böyle insanlık kavgası davası olur mu?

Uygarlığına sahip çıkmak isteyenleri,
ya isyankar ya da inançsıza dönüştürme çabası, asimilasyonun hangi basamağı ?
sonra bundan dolayı
"Hepsi inançsız! bunlardan adam olmaz... yaşıyor mu bunlar" demek olur mu?

Peki her olayda çuvaldızını, güçsüze batırmak olur mu?

Salı, Eylül 11, 2007

renkli dünya

Eleştirmek biraz muhalif bir ruhun gereği anlayamadığımsa eleştiriyi sevenlerin bir kısmının eleştiriye tahammül edememesi , en doğrunun kendisinin olduğunu düşünmesinden midir ?

Yıl daha bitmeden yakınım 4 kişi aniden gitti. Kayıplar arttıkça, sorgulamalarım azalıyor

Bu hayatın tadına varmak,

kendi kabuğundan ve bildiklerinden biraz sıyrılmak,

sevmediğim, aklımın almadığı şeyleri bile tarafsızca yaşamak gerekir belki..

Şu kadın programlarını sevmem mesela neden sevmem ki dedim!

Bildiklerimi unutarak,

bakalım neymiş, hem eğlenceli duruyor! bazen bilip konuşmak lazım :)

Programlar için ayarlanan Altur minibüsleriyle yola koyulduk, gerçekten yaptım, hem de annem babamla beraber..

Kişi başı 3 milyon para aldılar hem alkışçı olarak gidip hem de üzerine para verdik

önce Petek Dinçöz ün programı sonra Esra Ceyhan planlanmış.

Sabah programı için 6.15 te evden çıktık. Her yolcu için ara sokaklara girildi. Herkez birbirini tanıyor ve yol boyu bir tek sabah programları konuşuldu. Bundan keyif almak istesem de olmadı. Hiç konu değişmiyor varsa yoksa bu dünyadan laflar ediliyor ayrıca sabahın körü böyle dinamik olabilmeleri çok ilginç.

Annem mutlu, hem ufak bir gezinti yapmanın keyfinde hem de kendine yönelik dertlerle yapıldığını düşündüğü bir programı, üstelik basit bir dille konuşan sunucu da kadın, onu izleyecek olmak, her denileni anlayabilmek, belki aralarda üzülmek bile güzeldir O'na

bazense ohh eğlenecek el sallayıp katılacak, yani felekten bir gün...

Babam deli oldu ; bir daha kimse beni getiremez diye söyleniyor, omzunda uyudum biraz.. ona da iyi geldi .. kafam omzundan her düştüğünde elini yanağıma koydu

nihayet programdayız, izdiham sayılacak sayıda kişi yoktu.. yer gösteren kişiler tarafından yerimiz belirleniyor.

önlerde olmak marifetmiş bir çoğu bu nedenle kendini iyi hissedettiklerinden, rahatlıkla oturduk tabii en arka sırayı kaptık.. işimiz kolay oldu.

Stüdyo, ne görkemli ne büyülü değil. Ses ekrandaki gibi ayarlanamıyor, kısık bir ses duyulan ve konsantre olmak zor geldi. Acemilikten galiba ben zorlandım.

Daha ben ne olduğunu anlayamadan biri hop oturup, hop kalkıyor evet sonunda konuşma hakkını kazandı.. Bu kadar saçma bir laf etmese konu bu kadar uzamazdı falan filan. Burda herşey garip, o kadar çok anlatılabilirim ki

Uzun lafın kısası

Böyle bir sahnede yer edinemedim
burda düşünülenlere seyirci, kendi dünyamın konforunu özledim.
Kimseyi çekiştirmeden, saçma, sahte, oyun kurulu gündemlerle kendimi kaybetmeden, sorunlarım için kapı kapı dolaşmadığım için
acaba bana yardım eder mi? iş bulur mu? evlendirir mi hastaneye götürür mü? bunları yaparsa bugünü yırtarım, yapmazsa yarın yine gelirim elbet bir gün bende TV de çıkarım dertlerim olmadan yaşadığım için

Zor zamanlarımda seçenek yaratabilmeyi öğreten, bana bu hayatı kazandıran aileme ve tüm bunları, tekrar unutmayacağım şekilde farkettiğim, bu günüme şükrediyorum.
Ne güzel bir hayatım var.

Pazartesi, Ağustos 27, 2007

Panayır yeri

Panayır yerleri veya Festivaller
şayet festival diye tam bir panayır yerinin ortasında kalırsanız, ikisinin ne kadar ayrı şeyler olduğunu görebilirsiniz..!
Gerçi şu anda Panayır kısmını değil, kısmende olsa festival aradığım için bu kısmı anlatmak istiyorum..

Heyecanımla, gençlik umudumla katıldım festivale

Nice efsaneler yaratan müziktir, Rock müzik..
yaşamı, felsefesiyle doğan, özgün bir müzik nede olsa.. İsyanı da, eleştiriyi de buluruz dinlerken Cem Karaca yı, Erkin Koray ı, Bulutsuzluk Özlemi'ni, Yaşar Kurt'u, Moğolları v.s.
ve bunlar birazda politiktir..

Eski örneklerinden yola çıkarak böyle düşünmüş olmalıyım..


Meğer herşey ne büyük hızla değişiyor, gördüklerim kısmına geçiyorum

Panayırdan seyir notları;

Tüm günümü, haftasonumu ayırmak istediğim yerde 4 saat durabildim..

evet kabul etmeliyim kısa vadede geleceği doğru öngöremedim :)


4 saatte en beğendiğim, anladığım, keyif aldığım ilk yer
Fransa dan davetle gelen, halen üniversite de akademisyen olan konuşmacı oldu..
Onun dinlemek içinde olsa, gitmek güzeldi! diyebileceğim, buna değen tek nedenim

Sorbonne Üniversitesi olaylarını dinleti şeklinde paylaştı bizimle. Üniversiteyi işgal eden, öğrenci hareketinin nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte konuştuk
Hatırlayanınız vardır;
300 öğrenci tarafından, iş yasa tasarısını protesto etmek amacıyla işgal edilen üniversite, işgalin üçüncü günü polislerce boşaltılmıştı :)

Zamanın gerikalanı ise kendi yüzünü, 10 larca kez çivilemiş ve her çivisiyle kendini daha iyi zanneden, bildiğiniz kırmızı, mavi saçlı, marjinal olmak derdiyle apolitikleşmiş hatta kendi toplumunun farkında olmayanların daha çok bulunduğu bir rock festivalinde, gözlemle geçti. Gündüzleri nerde bu çocuklar sahi?

Sayın politikler görev tamamdır ..
Yüzler boyanmış,
çiviler çakılmış, piercing adıyla beynin en derinlerine,
konuşmalarda ise,
herşeye boşveeerrr..
1 milyonun vaar mııııı?
varılması gereken yere varılmıştır..

İşte umut vadeden yerden izlenimlerim,
içiniz huzurlu olsun çoktan görev tamamlanmış politik beyler..

haa bu arada benim gibi oraya umutla gelenleri farketmedim değil ama dedim ya 4-5 saat yetti bana..

tüm olup biteni anlayamamışta olabilirim
belki çok derinler farkedemedim
belki de kötü bir rüya !

Cuma, Ağustos 24, 2007

Barışa Rock Festivali

BarışaROCK
Hep ne yaptığımı anlatacak değilim ya
biraz da haftasonu planlarımı anlatayım; çok eğleneceğim, güleceğim, yorulup çok mutlu olacağım.
Gezi planım, Bahçeköy e gitmek.. hepiniz davetlisiniz üstelik
gelin gezi hikayemizi birlikte oluşturalım..

Bu bir konser DEĞİLDİR, bu bir FESTİVALDİR

Irkçılığa, işgalciliğe, Savaşa, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)'ye, Yasaklara, Cinsiyetçiliğe, İMF'ye, Nükleere, Özelleştirmeye, Homofobiye, Milliyetçiliğe, çok uluslu şirketlere, Militarizme, ÖSYM'ye .

Barışa Rock bunlara karşıdır..
En önemli özelliği ise dünyayı seviyorsan sende buraya ek yapabilirsin

Festivale girmek, bu grupları dinlemek tamamen ÜCRETSİZDİR,

Festivalin Sahne Programı:
Cumartesi
12:00 The Blow Up's (İngiltere)
12.45 Erdal Bayrakoğlu
13.30 Gevende
14.15 Kara Güneş
15.00 Çilekeş
15.45 False in Truth
16.30 Deli
17.15 Çamur
18.00 Zardanadam
18.45 Demirhan Baylan
19.30 Aylin Aslım
20.15 Işığın Yansıması
21.00 Moğollar
21.45 Mehmet Ali Alabora konuşması ve Savaşa Karşı Ses Çıkar
22.00 Mor ve Ötesi
22.45 Final

Pazar
12.00 Pinhani
12.45 Yolgezer
13.30 Soulitary
14.15 Koma Revşen
15.00 Kara Kedi
15.45 Anima
16.30 Catafalque
17.15 Nidal (Suriye)
18.00 Turgut Berkes
18.45 Redd
19.30 Demir Demirkan
20.15 Yaşar Kurt
21.00 Kurtalan Ekspres
21.45 Kardeş Türküler & BGST
22.00 Bulutsuzluk Özlemi
22.45 Final

Salı, Ağustos 21, 2007

Benim Kokularım

Goddess Artemis beni mimlemiş, hemde öyle böyle değil :)
konumuz, kokular olunca aklımdan bir sürü şey geçti..

Kokuları severim, iyi yada kötü olsada; bazen kötü kokması da uyarı değilmi!
kokular nede olsa duyumsatır, ifade katar, anlamamızı sağlar..

Yediğim herşeyi önce koklarım şu an bunu yazıyor olmak komikde gelse,
tabii menüden seçerken çoğu zaman bunu yapamıyorsunuz..
sadece öğle yemeğini alırken, açık büfedeki zeytinyağlılara karşı bu muameleyi yapabiliyorum koklamadan zeytinyağlı alamam.

Bence bu ne yiyeceğini anlamakta çok kolay bir yöntem, gerçek lezzet kokusuyla bütündür ve o anda anlamlanır.

Kim sevmezki bostandan alınan hormonsuz ve taze domates, biber, kavun, çilek kokusunu ..

Fırında yeni çıkan taze ekmek kokusu, daha bir iştah katar yenilen beyaz peynir, zeytine..

Deniz kokusu, benim için çok güzeldir ayrıca ruhuma iyi bir dinlenme etkisi yaratır nede olsa kıyı kenti çocuğuyum..

Yağmurun, toprakla buluşmasındaki aşkla birlikte çıkardığı kokuyu, kim sevmezki! bu ikilinin birlikte yaydıkları koku, baharda dahada anlamlıdır. Canlılık katan, insanı sokağa vuran cinsten..

Koku bazen daha ön planda ve güzel olabilir;

Izgara, kebap kokusundaki gibi yerken daha fazla lezzet bekletir bunu herkes bilir ..
Kahvenin afrodizyak etkili, davetkar kokusunda da yüksek etki vardır.

Gündelik kullanımda Protex sabun favorim vazgeçemiyorum..

Çıtır çıtır yanan ateşin de kokusu vardır, hele birde o ateşi çıra ile yakıyorsanız. Ya peki önce çırayı kokladınız mı? kokusu hemen ayrılabilir, özgündür.

Kişisel bakımda kullandığım kokularımda, sabit bir marka veremiyorum.. çok parfüm değiştirdim.. daha çok fresh kokulardan hoşlanıyorum.. hiç bir koku tenimde 5 saatten fazla durmadığından, eninde sonunda kokusuz kalırım.

Tam olarak kaybolmuyor aslında

fakat şöyle koridorlardan geçtiğinde, buram buram, iz bırakan biri değilim, uzun süre parfüm kokamıyorum.. yinede severim her ne hikmetse !..

Victoria Secret body splash lar, hala gözdem.. hıı birde YVES' in vücut losyonuna bayılıyorum (Hindistan Cevizli)

Özellikle abartılı, baharatlı olmayan erkek kokuları da favorimdir :)

Son olarak; hiç hoşlanmasam da kokusuyla aklımda kalan bir şey daha var.
İğne, kan alma yada aşı dan sonra pamuğa sürülen, alkollün kokusundan çok hoşlanırım.

Artemis'in de dediği gibi; bizim oralarda davete icabet etmemek, ayıp sayılır..
Şimdi son olarak pas atmak gerekiyor evet sıra sizde---->
Dogaylabasbasa
Elif
Hüssoloji
KumHavuzu
Nirvana
rehav@
Torkunc

Cuma, Ağustos 03, 2007

kül rüyası


konuşma aramızda mı geçti sadece, yoksa içime bir ileti miydi? anlayamadım.

çok uzun zaman geçmiş, yeniden başlama mı? telaşını bile yaşayamadım!
bunu yeniden, yüreğim kaldırmıyor.. nedense güçlü bulmuyorum bu gelişini..
( ..)
yinede akıl;
gönlün hezeyanını yaşar, anlatır, derdini dinler, vefasını sunar, anlamaya çalışır... ya gönül!
bir tıkırtı duydum geçmişimden, arşivimin tozlu ve en arkadaki raflarından
arkama döndüm aniden, bir anlık gezintimde;
uyanık yada uyurken, o en sık gördüğüm, içinden çıkmadığım rüyalarımı karıştırıyordu biri
çok sessizdi, sensin işte geldin.. sonra aniden kayboldu.

O geldi. bir şekilde karşımda oturan oydu biliyorum... birden bu soruna, sonuç koymak istedi.

ve hep öyle kalsın gülüşleri dedirdi içimden biri,
küllerinin altında, her yerinin ne kadar yandığını farkeden, korkak biri, başka ne yapabilir?

elçiye ve dahi kimseye, ateşin koruyla zeval etmeden.. uzaklaştı..

Perşembe, Ağustos 02, 2007

Alev Alev

alev alev yanıyorum

Buzlarım çözülüyor aşka

Gardım düşüyor, tutamıyorum

Korkuyorum bakışların çarpınca bana

Birbirimize birkaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık

Hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık .....

Sen ışığını arayan güzel günebakan

Ben tozuna dumanına hasret bir enkaz

Alev alev yandığım doğru

Küllerinden doğar mıyım sana doğru

Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum

Yerdeyim Sendeyim

Al beni Ne Yaparsan Yap!..


Feridun Düzağaç

Cumartesi, Temmuz 28, 2007

Açıklama

Yazılarımı günde 10 civarında kişi hala takip ediyor.

Teşekkür yetmez sanıyorum bu vefaya.

Sansasyonu, oyunları olmayan hatta özelini bile tam anlatamayan, yuvarlak cümleli yazılar yazsam da hergün yeni bişey eklenmiş mi? diye kontrol edildiğine göre neden böyle geç yazılar ekliyorum?

buna ufak bir açıklama yapılmalı;
kendimle ne kadar yüzleşsemde, bazen yabancı buluyorum aklımdan geçenleri..

belki bu amatörlük diye düşündürüyorum... bana iyi gelense bu, sebebini bilmiyorum..

anladım ki her gün yazı yazdığımda, iç dünyama bu kadar yakınlık kurmak,
sosyal bünyeme hiçde iyi gelmiyor..
kaybolmak istiyor ya bazen kişi, bende de var bu, uzun süredir.

Tanıdık, değişken ve birde yabancı biriyim kendime.

Bu tanıdığın, her halinden sıkılan ve kavga eden, azda olsa kaprisli, çekilmez dünyasında, gerçekten yazdığım bir çok yazı var..
bloğun draft tında kayıtlı tabii ama her yazıda, editör tarafım kavga ediyor, yayınlayamıyorum

bu yüzden; yazı yayınlama işini, uzun aralarla yapmak şu anda beni daha iyi yapacak.
tabiki bu bir bırakma sayılmaz, uzlaşma olana kadar yazıyorum ama yayında değil.