Pazar, Ocak 24, 2010

2010 yılında bizi neler bekliyor?


Geleceğe dair, dillere dolanan (2012) Maya takvimi sonu, kıyamet korkusu v.s.

Fatih Keçelioğlu nun keyifli anlatımını ekliyorum.

Maya Takvimi ve Bilincin Evrimi

Yaratılışın zaman çizgisinde, maya takvimine göre hangi konumdayız? Ve 2010 yılında bizi neler bekliyor?

Fatih Keçelioğlu: Daha önce de belirttiğim gibi şu anda dokuz katlı piramidin sekizinci katındayız ve bu katın sondan ikinci dönemi olan 6. Geceye girdik. 2010 yılında altıncı gecenin orta noktasının geçilmesi, (6 Mayıs 2010) ve 7. Gündüzün başlangıcı (3 Kasım 2010) gibi önemli dönüm noktaları var. Calleman’ın iddialarına göre 6. Gece, 2008 krizinden daha derin bir ekonomik kriz ile tüm dünya otoritelerinin ve sistemlerinin ciddi bir sarsıntısı gerçekleşecek. Bu insanlık bilincinde şimdiye kadar olmamış büyüklükte bir dönüşüm anlamına geliyor.

Son 5,000 yıldır geliştirdiğimiz sistemlerin bir geri tepmesi ile karşılaşacağız.

Tamamen soyut değerlere dayalı hale gelen ekonomi ve finans sistemlerinin getirdiği adaletsizlikler, endüstriyelleşen tek tipli tarım anlayışının getireceği besin ve su krizleri dünyayı vuracak.

Politik güç ve buna bağlı kutuplaşmaların insanlar için getirdiği tutsaklıkların ortadan kalkacağı bir noktaya doğru gidiyoruz.

Sadece sol beyinle dünyayı gören ve bencil, hırslı, kar amaçlı tüm zihniyetler büyük bir kriz yaşayacaklar 2010 süresince.

Bütünü gören ve paylaşımın, sürdürülebilirliğin ön planda olduğu permakültür gibi yaklaşımların değeri ortaya çıkacak.

Dirençli toplumların ve paylaşım odaklı bir araya gelen toplulukların yarattıkları yaşam alanları, eko köyler vs.. Findhorn, Damanhur, Auroville gibi yerleşimlerin insanlığın evrimi için yarattığı yeni yaşam tasarımları ön plana çıkacak.
3 Kasım 2010 ile başlayacak olan 7. Gündüz ise 1999’dan beri gelişmekte olan sağ beyin bilincinin meyvelerini vermeye başlaması demek.

Maya takviminin bahsettiği bilinç dönüşümlerinin artık yadsınamaz boyutlara geleceğini ve ana akım medyada bu konuya daha fazla yer ayrılacağını düşünüyorum.

Ülkemizdeki bu sancılı dönemler de bu geçiş dönemleriyle mi bağlantılı?
Maya takvimine göre, ülkemizin kuruluşu ve gidişatı hakkında ruhsal olarak yorum yapmak mümkün müdür?

Fatih Keçelioğlu: Elbette Türkiye dünya dışı bir ülke olmadığına göre olup bitenlerin küresel bilinç dönüşümleri ile direk ilişkisi vardır. Ülkemizde bir kreşendo gibi giderek artan hukuki, politik ve sosyal karışıklıklar aslında dünyanın yaşadığı dönüşüm sancılarını çok iyi özetliyor. Anadolu’nun pek çok kültüre ev sahipliği yapmış olması ve Avrupa – Asya medeniyetleri arasında köprü olması, zengin etnik ve dini çeşitlilikler, laiklik ve İslam arasında ki gerilim. Bütün bunlar Türkiye’yi çok bilinmezli bir denklem yapıyor.

Biz bile anlamakta zorluk çekiyoruz olan bitenleri. Mesela bir Belçika’da veya İran’da olan iç karışıklıkları anlamak çok normal. Bu ülkelerde çatışmayı yaratan kutup sayısı iki veya en fazla üç.

Ama biz de milliyetçilik, radikal İslam, laiklik, solculuk, Kürtçülük, Alevilik, Kürt Aleviliği, Ermeni, Rum, Yahudi şeklinde uzayan bir liste var.

Bir bakıma dünyanın bir mikro kozmosuyuz. Mesele bu kadar farklı uçta ki görüşün, ötekinin varlığını kabul ederek ve yaşam alanına saygı duyarak yaşabilmesi. Aslına bakarsanız geleneğimizde bu hoşgörü ve birlik bilincini taşıyoruz. Osmanlı bile bu farklılıkları zenginlik olarak görmüş bir uygarlıktı.

Son günlerde tüm bu ayrılıkların göze çarpması ve post-modern bir iç savaşın sürmesi aslında Maya takvimiyle anlaşılabilir. Son beş binyıldır evirilmekte olan ayrılık bilinci milliyetçiliği ve din ve mezhepler üzerinden gelişen çatışmaları körüklemektedir. 1999 yılından beri ise Galaktik Altdünya’nın getirdiği sağ beyin bilinci de evirilmektedir.

Sağ beyin büyük resmi gören ve ayırmak yerine birlik örgüsü ören beyin yarı küresidir. Ancak elbette bu sağ beyin bilincinin karşısında 5,000 yıllık ayıran, bölen, “ben – öteki” ikiliğinde olan sol beyin bilinci duruyor. Kolektif bilinci etkileyen bu gerilimden dolayı da bugün gördüğümüz resim karşımıza çıkıyor.

Bastırılmış olan her şey, kapatılmamış olan tüm hesaplar ortaya çıkıyor. Radikal İslam Laik cumhuriyetten bir öç almaya çalışıyor, Kürt kimliği tanınmamışlığının acısını çıkarmaya çalışıyor ve adını siz koyun diğer tüm çatışmalar ortada.

Bu elbette dış mihrakların körüklenmesinden bağımsız değil. Batı hâkimiyetini temsil eden İngiltere ve ABD tarih boyunca böl ve yönet politikasını uyguladı. Bugünde bu oyunlar devam etmekte. Çünkü sol beyin bilinci hâkimiyetini elden bırakmak istemiyor.

Bizim fark etmemiz gereken şu:

bölündükçe yönetilir oluyoruz.
Birliğimizi fark ettikçe ise özgürleşiyoruz.

Türkiye’yi yaşayan tek bir varlık olarak düşünürsek, kendi içindeki farklılıkları kabul edip birlik noktasına ulaştığında özgür ve aydınlanmış bir birey olacağını öngörebiliriz. Bu elbette herhangi bir kutbu temsil eden bir gücün hakimiyeti ile değil, tüm ayrılık bilincinin çözülmesi ve yerine sonsuz hoşgörü ve toleransın hüküm sürdüğü bir bilincin gelmesi ile mümkün olabilir. Bu aynı zamanda yepyeni bir dünyanın doğuşu demektir. Türkiye bu bilinç noktasına geldiğinde tüm insanlıkta bu noktaya gelecektir. Bir başka deyişle, eğer biz bu alevlenen ayrılık bilincinden ve yaratılan kriz ortamından çıkıp barış ve huzurun ancak öteki diye bir şey olmadığını ve tüm insanların eşit bir şekilde yaşama hakkı olduğunu fark etmemizle gelebileceğini fark ettiğimizde dünyaya örnek olacağız.

Pazar, Ekim 25, 2009

HAYAT YAPAYALNIZ BİR HIÇKIRIKTIR


Hayat hep kendini tekrarlayan yapayalnız bir hıçkırıktır

herkesin yüreği kendine yanılsama ve filler mezarlığıdır

söz çoğu zaman çentik atar kanatır yürekleri

ve zamanla yüzler sözlerin mezar taşları olur

işte bu, çokça ölümdür ama ölümlerden hayat bulmak gerektir

gerçek olan dolanan dildir, sarhoşluk değil

bazen de gerçek olan sarhoşluktur, dolanan dil değil

günler çok uzadı ömürlerse çok kısa

öpüşerek buluşmalar, öpüşerek ayrılmalar nedense çok sıkıcı

artık insanlar kendilerini kanatarak arasın ve bulsun

çünkü artık eller, yüzler, gözler, yürekler gibi mevsimler de bitiyor

çünkü artık parça parça ve yavaş yavaş insan bitiyor

insan o gizli ve kirli yanlarını ortaya çıkartsın ve kanatsın artık

kanayan yüzlerde yanılsama değil, gerçek insan vardır çünkü

oysa üstümüze yapışan hiçbir şey kendimizin değil

aslında hiçbir insan kendisi değil, hiçkimse gerçek insan değil

artık insanlar birbirlerinin gözlerinin içine ne kadar baksalar da

gerçeği ve içtenliği göremezler

ama yine de herkes duymak istediği şarkıyı dinler kendini aldatarak

çünkü her sahte buluş gerçek bir yitiriştir, zamanla anlaşılır

Kordon'da sefa yaşayanlar her gece veremdir aslında

alkolle büyütülen yalan ve yanlışları, en büyük mutsuzluklarıdır aslında

her gece yaşanan yavşaklık, ertesi güne aktarılan büyük doyumsuzluklarıdır aslında

ne yazık ki herkes herkese küllerini bağışlayabiliyor artık

herkes herkese iğreti bir emanet artık

herkes herkese yakınlaştıkça uzaklaşıyor artık

kimse kimseyi aradığı yerde bulamaz artık

herkes birşeylerini birilerinde unutur ya da yitirir artık

herkes birilerine sarılırken korkuyor artık

her söz inceliksizlik, her dokunuş içtensizliktir artık

herkesin çığlığı korkunç bir yalnızlık artık

kimsenin sesi kimsenin sesine değmiyor artık

bu yüzden oturup alkol akşamlarında gizli gizli ağlıyorlar

herkesin her konuda bilge olduğu bir zamanda hiçkimse mutlu değildir aslında

soytarı bilgelik hiçbir zaman mutluluk getirmez çünkü

artık herkes gizlice bir iç kanama yaşar usulca

gözler artık sadece göz, diller sadece dil, eller sadece eldir artık

her şey sentetik, her şey plastik, her şey metaliktir artık

işte bu yüzden mutsuz ve yalnızdır insan

işte bu yüzden bitmiştir...

bitmiştir insan.

Salı, Ağustos 25, 2009

3.Nesil Korkularım

Teknik paranoyaklaşma !..

Teknolojiyi yazarsam belki hafifletebilirim biraz kendimi.

---------
Görüp, duyuyoruz... internette, telefonda nesiller(imiz) büyüyor.

Belki de yine 3 ün (3G) kerametidir!
3. nesilden birçoğumuz daha çok bu yıl haberdar olduk. Hatta devrim niteliğinde olan değişimin başlangıcı deniyor bu nesile.




İnternette 3.G (Web1 Yeşil yarım daireyle Web2 Turuncu yarım daireyle Web3 Mavi düz doğruyla sembolize edilmiş.)





İnternet sayfalarına ilk sörf yaptığım tarih, 1997 . O da, tıkla geçten ibaret.

Bunun yerine facebook, youtube gibi sayfalar ve dahi blog yazma (2G) 2. nesil internet olarak geldi geçiyor.

Burada tıkla geçten bir adım öteye geçtik, sanal iletişimler kurduk;

Bazı kusurlu hallere kızsakta;
anlattık , günceler yazdık, dostlarımıza resimler gönderdik, kamera görüntülerimizi açtık !

Teknik olarak sanal sayfa olarak görmemeye çabuk alıştık. Zamanımızı, hayatımızı koyduk içine. İnternet değişiyor ve değişim de hız kesmiyor
zararlarına karşı aile filtreleri, kısıtlamalar, resmi yollarla sayfa kapatmalar yaptık. Bundan korkardım da şimdi 3 G internet daha da kocaman birşeyler yapacak

Çocuklara İnternetin 3G (Generation) sinde hayat vaadi var. Şu anda da başlangıcını gördüğümüz, 3. nesil internete dikkat.. Sanal hayatla, gerçeği birbiri içine daha da kenetleyebilir. Gerçekliklerimiz ne olacak bilemiyorum. Bunun zararlarını yaşadıkça, yeni yasalar, yeni kapatmalar bunlarla mı geçecek yaşam?

Cem Garipoğulları mı türetir bu teknoloji?

İnternetin yararlarından iyi bir iş çıkaramayan insanoğlu, ruhunu sanal alemlerde nasıl büyütecek? Her suçu işleyene, çocuk veya yapılana cinnet mi diyeceğiz?

Yavaş gelin, Korkak biriyim ben.

-------------

Nano teknoloji; insanlığın yaşam kalitesini artıran, yeni farkediş

Yepyeni bir yaşamın kapısındayız. Nano ne bir maddedir, ne bir şeydir. Sadece bir ölçüdür. Ölçünün küçültülmüşüdür.

Mesela; Nano metre, metrenin milyarda biridir. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan nanonun, yaşama yansıtılmasıdır.

Nanoteknolojik boyayla evimi boyadım bu yıl. Kirlenmeyen, uzun ömürlü ve bakterilerin üremesini önleyen özelliği var.

Deterjanlar çok küçüldü. Çamaşırlar için 20 kiloluk deterjanları taşıyamazken, artık vitrinde bu ağırlıkta deterjan kalmadı.

Otomobil, yakıt tüketimini yüzde 20’ye kadar azaltan araç yağları,

Ayak kokusuna son veren, antibakteriyel ayakkabı tabanı.

Sanayide meydana gelen devrim sayılan gelişmeler; buharlı makinenin icadı, motorun icadı, İnternet’in geliştirilmesini takiben şimdi de dördüncü basamağı oluşturduğuna inanılan Nano teknolojinin aşamalarını takip ediyor.


------------

Baz istasyonları kurulsun , cep telefonları, radyo-televizyon v.s.

Nano teknolojiyi araştırma geliştirmeye devam, tasarruflu ampuller kullanalım tavanlarımızda da, tekstilde kullanılan nano kumaşlar giyelim tüm teknolojiye tamam diyelim ..!

Yeni yüzyılda artan kansere karşı nasıl korunacağız?

Gelişen teknoloji nin canlılara verdiği, bilinen bilinmeyen tüm zararları için çalışan kaç kurum yada kişi var?

İnsan sağlığı için çalışanların ürettiği ilaçlar da, kobay hayvanlar veya insanlar üzerinde test yapılır, hatta yetmez belli süre geçmesi beklenilir.

3.4. nesil teknolojiler için çıkar sahibi herkes;
ortak yaşadığımız evrende ki herşey (insanlar, arılar, kelebekler, kuşlar,doğal denge ) daha çok telef olmadan, zararı aza indirecek bir kaç önlem almaya çalışmalı ve iyi niyet göstermelidirler.

Nesil korkularım oluştu ve ben, korkularımı ancak bilgiyle yenebiliyorum
Tüm dünya için gerekli tek şey teknoloji mi?

Cuma, Nisan 24, 2009

goddess-artemis e

İşsizlik, Sözde Ermeni Soykırımı, 23 Nisan yazılarını,
Sisterhood larınla konuşmalarını, bazen de yazarken bile özlediğin canının ichini
dizelerine dökmeni görmeyi beklerken,

http://goddess-artemis.com/ a bağlanamadığımda, Artemisin geçici bir tadilat yaptığını düşündüm de, spam sayfa listesine ekleyeceklerini hiç düşünmedim :)

iyi niyetimden sanırım bazen kendime şaşıyorum

İçim çok rahat çünkü haberi yine Artemis verdi.. Düşünceli zarif dostum :) sayfanın tekrar açılacağını bilmek çok güzel.

(sadece kafaların da) sorun yaşayanların, sayfayı kapatma tavrına ne denebilir ki..
bu tarz algılarımız var ve ancak ne yaptığımızın farkında olana kadar da geçmiyor..
insanoğlu, farkına varınca ancak duvarlarını yıkabiliyor, zincirlerini kırabiliyor..

Sen
kimseye göre değil, beğenilere yönlendirmelere göre değil,
"bu yazım çok güzel oldu bir sonra ki daha kusursuz olsun" tavrını taşımadan sadece

özgünlüğüyle gelişen, gezen dolaşan, paylaşan birisin
ve böyle biraz daha güçlenirsin ancak

çok bilen biri olmandan çok, aktaran biri olmanı sevdim.
velhasıl ben seni hep sevdim

http://gaddesu-arutemisu.com/
http://goddess-artemis.com/

Çarşamba, Nisan 15, 2009

torkunç a

yorumlardan, harika haberler vermiş torkunç :)

sigarasız 3. gün demiş, anlatmazsam bir kaç söz etmezsem olmaz, kendimi tutamam :) çünkü 3 önemli

Nikotin gitti, bitti torkunç müjdemi isterim :)


en zor günlerdir.. kendimden biliyorum
sigara içmediğin için kimseyi dövmedin, kendini duvarlara vurmadın dimi ! aklına gelecek tabii, bunu biliyorum.. benimde hep aklımda,

canım istemiyor yanlış anlama olur mu? merak etme,

kardeşim dahil çevreme, sigara kullanan herkese anlatıyorum,
vakit ayıramadığıma, kitabını hediye ettim..
bu sayede bırakanlar oluyor, onlar bana anlattıkların da heyecanlanıyorum

hep aklımda yani ama bu canım istiyor demek , değil r a h a t o l,


ne yapacağını bilmediğin zamanlar da, h i ç b i r ş e y y a p m a bu da son öneri


kendi deneyimlerimi de katarak yazıyorum biraz
bence bu yola çıkan herkes, hayatlarının en güzel kararını,
bu işi yapanlar, hayatlarında ki en güzel işi yapıyorlar.

Bu öyle küçük bir bağımlılık ki (alkol, eroin i düşününce) 3 günde kendiliğinden bitiyor.. Kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan içmeyebiliyorsun


Sonrası sadece, önyargı yada özel dizayn edilmiş hayatımıza yerleşen reklam oyunlarını farketmek


ister fakir ol, ister fukara yemeklerden sonra iç bir sigara
filmde askerin ölmeden önce, bir sigara içmesi
idam olan adamın son arzusu v.s.


hepsi yalan dolan ve dahi gizli reklam malesef
hayatımıza çok giren bu yalanlar, bizim bile farkındalıklarımızı yok ediyor buna inanıyoruz..
Bu tarz yalanlardan bir kaçını düşünsenize, ben yalan söylemem diyene de inanmam.. öyle yalanlar var ki! duyan da bunu duymaya, inanmaya hazır :)

Misafirseniz
-ay bunu saymam yine gelin
-kalkmasaydınız ne güzel oturuyorduk

Seçimlerde
-işsizliği ,enflasyonu çözeceğiz
-herkese 2 anahtar

Trafikte
-Kırmızı ışıkta geçtiniz polis çevirdi .. vallahi sarıydı :)


.....


..


.


hala içenlere bu sözler torkunç,
sistemde değilim artık :) ve 3 ay oluyor kurtulalı...
koca bir tuzak bu aslında, burdan bakıyorum artık sigaraya da


3 gün sensin

3 ay ben

3 yıl olmak var sırada :)

Cumartesi, Nisan 11, 2009

Sorma ne haldeyim

Bu sayfadan, yazılarımdan, kimseye seslenmiyorum ve burdan çözüm aramıyorum
yaptığım sadece yazmak, anlatmak
sessiz, içimi çok açmayan kimliğimi, içe kapanmalarımı çözmek,
sayfanın tek amacı da bu

Yazmayı seviyorum, boş vaktimde ne yapayım ?

1- çıkıp alışveriş yapayım :(
2- evde oturup blogları okuyayım tekrar içimi dökeyim klavyeme.. :)
3- tüm gün tv seyredeyim.. :(
4- elime kitap alıp, bir bank bulabileceğim deniz kıyısına mı gideyim :)
v.s. aklıma bir sürü şey geldi .. bu sefer 2 yi seçtim

içimi döküyorum bazen, o kadar ! kimseye yazmıyorum aslında, sadece kendime
kendimi tanımaya, bir yol buldum
yine öyle doldum ki ! yazıyorum kendime
çoğu zaman o kadar acizim ki
hiç bir şeye engel olamayacağımı biliyorum..
çoktan öğrendim.. olacak olan, oluyor
ufak hatalar düşünüyorum, kesin diyorum benim de katkım vardır
inandığım arkadaşlıklarım bitti bazen :( yanlış anlamalardan sanırım ama farkettim ki ben uyurken olacak olan olmuş yine,
bazılarıyla sebepsiz kötü olduk, biraz sincaplık var özümde, başımı dik tuttuğumda, istemeden oluyor biliyorum ve hiç üzerine gitmiyorum, :( geçerli sebep bulsam düzeltirim belki ama daha acı bişey var ki,
anlayamıyorum bile bazen.
şimdiye kadar kaç hatam oldu ? pek çok kişiyle ne sorunu yaşadığı mı? kişilerin kim olduğunu?
hatırlamıyorum. haa keşkelik bir durum yaşamadım da, oldu ama öylece, zaman içinde ..
yüzlerini, seslerini bile unuttum.. ama atlattım, geçti herşey gibi...
üzüntümü unutmamak ve tekrarlamamak için yazdığımı söyleyeyim
hepsi bu, miyaaawww


Üzgünüm

hatalarım dan genelde rahatsız olmazdım..
zamanı geri alamam ya, oldu işte! der,
hatamı telafi edecek kendime özgü yolu arar, çareler dener, atlatırdım.

yada,
diyetini ben verebilirdim, fatura sadece bana kesilse sorun olmazdı.
yaptığım hata canımı çok sıkıyor..

tek kişilik hayatın, belki sorumsuzluğumun sonucudur
üzgünüm
öğreniyorum

Pazar, Mart 29, 2009

Seçenekler


-Ananı da al git..

-Anamızı, bacımızı alıp gittik

Çarşamba, Mart 18, 2009

İrade Saçmalığı


1995ten bu yana malesef sigara kullandım . Bir oda dolusu sigarayı içmiş olmalıyım belki daha fazladır. Bir sürü bahaneyle, içecek bir sürü yer ve zaman verdim. İrade dediler 2 kez bıraktım ama içmeye geri döndüm . Ne denirse inanıyordum ..
Bırakmak istedim, azaltayım dedim.. nerelerde içip azaltabilirim ? dedim
Kahvenin yanında sigara güzel olur
Yemeklerden sonra sigara illa
Sinema arasında sigara
Alkolle sigara
Yatmadan önce sigara
Hayatta keyif veren her şeyde yazmışım değil mi? Bu zamanlar da olmazsa olmaz, sadece bu zamanlar da içersem azaltmış olurum dedim.
Bir de Ligth içerim hatta light değil slim dedim..
Kutunun yanında yazan zifir değeri, sağlıklı sigara içmek oldu :) habire karar aldım. İçtim kutu kutu, farklı tadlar aradım
Konsantre olmak için,
Sinirlerin yatışmasında içmeye devam ettim..


İradesizim dedim
Keyif alıyorum dedim
Sebebim yok dedim bırakamadım..
Daha çok, sigara içmeyenlerin sigaraya tepkisini umursamadım !
beni en anlamayanlar onlar, diye belki.. Üzgünüm!
Ne ki, terapi grubuna katılana kadar... farkında olmadığım bağımlılıkla artık tanıştım..
Beni bana anlattılar, sigarayı kötülemediler.. 45 dakika anlatıp 10 dakika molalarda sigarayı lütfen için dediler.. 1 günlük toplantı, toplam 6 saat sonunda bitti..
Bilgi; irade saçmalığının, korkularımın üstesinden geldi.
nerdeyse 2 ay olacak 21 inde hiç bu kadar rahat bırakabileceğimi düşünemezdim..
Şiddetle öneririm ..
Hiç bir şey kaybetmiyorsunuz, nolur korkmayın, rahat olun..
%100 başarılı bir uygulama..
Tiksinme yok,
İğrenç resimler yok,
sadece
sigara- insan ilişkisi, önyargılarımız, şartlanmalarımızı dinleyeceğiniz, sizlerle aynı durumda insanlar var..

Salı, Şubat 10, 2009

Etme




belki seni görüyorum, sen de beni görüyorsun..
görünmek her zaman delil değil, gözümün görmediği bir sürü şey olabilir

yada gözümle gördüğüm, delil mi varlığına ?

Varlık sınavında herkes seçilmiş ve bunun bir nedeni var, bir amacı..
belki bunu bilmeden ölmenin acısıdır birçok ölüm acısı

Tesadüf diye bir şey yok! bize yaşama fırsatını veren hiç bir şey tesadüf değil

Salı, Ocak 20, 2009

Yönetilmek mi?


Hayat ve İş hayatıma sadece bir noktadan bakmak istedim. Konu çok başlıklı ve dağılabilir diye özenle uzatmamaya çalışıyorum.
13 yıldır tam zamanlı çalışıyorum ve gördüm ki;

Çalışan, işveren açısından anlaşma demek, daha çok güçlü olanın elinde olmak demek.

Bu günlerde büyük, organizasyon değişiklikleri yaşıyor, dünya ve işyerim.
Neyin değiştiğinin tam farkında değilim. Tam ortasında kaldığım için ve basma kalıp laflar yetmediğinden, ne olacağını anlayamıyorum.

İşyerinde; Ekibimizden en eskileri veya fazla buldukları yöneticilerin işleri bitiyor. Sanırım ekonomik kriz sebep gösteriliyor. Değişim her zaman var.

Yaşamda; Ben LCD TV, araba, koltuk v.s aldım diyelim. 1 yıl sonra fiyatı düştü diye eskisini atıp yenisini almayı düşünür müyüm?

İnsanların bu zor günlerde; kendilerini değersiz, vazgeçilebilir hissetmeleri çok acı.. Hani ekip arkadaşlarımız değerliydi? Değer ne demek?
Ahlaki değerler yada
değer kavramı; yeni değerler üretme, düşünme yeteneği mi?

İşyerimde değerlerin tanımı acayip, yüzün kızarmadan yalan söyleme yeteneği mesela, ne kadar tiyatralsan o kadar yönetici olabilme yeteneği, değer.. Konuyu dağıtmamak için ahlaki tarafını yazmayacağım. İnsan yönetmek, talimatlara
Performans denen kavramı, maddi dayanaklara dayayan ve en yükseğine böyle çıktığını düşünen
Bunu yapanların adı yöneticidir, iş tanımı angaryadır.. Bence..

Ben kendini yöneten, yada kendi yönetimini öğrenecek nitelikli insanların gerekliliğine inanıyorum.

Bu insanlar; sorumluluk alır, geliştirir, kaynak bulur ve kararlı şekilde uygularlar.

Bir sürü Lider ve Koç çalışan olabilir yönetici olmasına ne gerek var?

İşyerlerinin her çalışanını, bu profile kavuşturma mücadelesi olsa çok daha hızlı yol alacağı, değerleri yaşayan çalışanın tam doyumla çalışacağını düşünüyorum.
Tek önemli olan, hangi okulu, nerde bitirdin olmamalı
Kişisel yetenek, ahlak, beceri, sorumluluk alma, yaratıcılık, çalışkanlık ve daha sıralanabilecek bir çok değer var
Çalışanlara eğitimleri sonunda sınav yerine, projelerde görev verip aldıkları eğitimlerin pekişmesini, kişisel güç katmasını önemserseniz, kendini tanıyan, olgun insanı yaratabilen başarılı işyerleri, bunların başına yönetici koymadan çalışabilir.
Çok daha yüksek performans alabilir. Şirket kar eder. Buradan çıkacak kazanç, maaş zammı olmasa da her kişiye ayrı ayrı kar sağlar, sömürmeden çalışmak olur.

Pazar, Ocak 11, 2009

Anlamak Bilmek Tanımak

Canımın can ı ! Gel, bakalım..
Anlamak - Tanımak - Bilmek üçlemesinin içinden çıkabilecek miyiz?

TDK daki anlamları;
Anlamak

1 . Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak: "Yıldızın hemen altında, namluya benzer bir başka şekil var, bunun bir tabanca olduğunu anlamakta gecikmiyorum."- A. Ümit.
2 . Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek.
3 . Sorup öğrenmek.
4 . Doğru ve yerinde bulmak: "Hani bunu anladık ama!"- .
5 . Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek: "Kabul etmeyeceğini ben daha o gün anlamıştım."- M. C. Kuntay.
6 . (-den) Bir şey hakkında bilgisi bulunmak: "Hele bir de denizcilikten anlamıyorsanız su üstünde bahadırlık göstermek yerine beceriksizlik göstereceksiniz demektir."- İ. Özel.
7 . (-den, nsz) Yarar sağlamak: "Bu ilaçtan hiçbir şey anlamadım."-
Bilmek

1 . Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak: "Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu."- A. Ağaoğlu.
2 . (-i) Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak: "Yani kısacası bu mükemmel dilimizi kimse bilmez, okumaz."- B. Felek.
3 . Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek.
4 . Tanımak, hatırlamak: "Kadıncığım aç. Ben geldim. Bilemedin mi?"- H. R. Gürpınar.
5 . Sanmak, varsaymak, farz etmek: "Bir hastanın hastalığına gereken önemi vermesi, doktorun ancak kendini o hasta ile birlikte hasta bilmesi ile sağlanabilir."- R. H. Karay.
6 . (-i) Sorumlu tutmak: "Ben arkadaşını bilmem, seni bilirim."- .
7 . İnanmak: "Bilirim yaşamaz güneşte / Bilirim yaşamaz yan yana aşkla / Ne haksızlık / Ne korku"- N. Cumalı.
8 . (-i) İşine gelmek, uygun bulmak: "Mal almasını bildi de parasını vermeyi mi bilmiyor?"- .
9 . -a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Anlayabilmek. Gidebilmek. Kapayabilmek. Yazabilmek."- .
10 . (-i) Saymak: "Teşekkürü borç bilirim."-
Tanımak

1 . Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak: "Zarfın üstündeki yazıyı hemen tanıdı."- H. E. Adıvar.
2 . Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak, bilmek: "Onu bir de eski polisler tanır."- S. F. Abasıyanık.
3 . Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak: "Sincapları yakından tanırım."- A. Haşim.
4 . Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek: "Oğlan süngerlerin çeşidini zehir gibi tanıyordu."- Halikarnas Balıkçısı.
5 . hukuk Varlığını kabul etmek.
6 . Boyun eğmek, yargısına uymak, saymak.
7 . Sorumlu bilmek: "Ben arkadaşını tanımam, alacağımı senden isterim."- .
8 . Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek: "Ona borcunu ödemesi için üç günlük bir süre tanıdım."- .
-----------------

Sözlük açıklamaları, ne kadar yakın ve iç içe, birini anlatmak için diğeri kullanılmış... Bu kelimeler, hayatın karmaşasında hep karşımızda..

Hangisi daha zor veya uzak kalıyor; tanımak mı? anlamak mı? bilmek mi?
Yazıyı kurguladığım zamandan beri, bir tek bu konuda net olabildim; bilmek en başta geliyor çünkü herkes bilir.
3 yaşında çocukta; kadını, erkeği, ağlayanı, güleni... bilir, arabayı, masayı, sandalyeyi, giyimi v.s. bilir.

Tanımak, Anlamak daha sonra, daha uzun bir yol çizdi bana..

Kadın kadını, erkek erkeği, tanır yada anlar mı?
Yada erkek için kadınla yakınlık, kadın için erkekle yakınlık, neden daha kolay olur bazen ?
Anlama ve tanıma ne kadar azsa, daha kolay herşey çünkü kendi deneyimlememiştir,
kendine dönüp karşılaştıramaz ve sadece inanmak kalır..

Tanıdığına inanmak, anladığına inanmak..
İnanmak varolmaktır o zaman..

Ben kavramı dahil, bu iki kelimeyle alt üst olmaz mı?
-Ben kendimi tanımıyorum,
-Ben anlamıyorum, neden böyle yaptığımı?
-Bir kendimi anlasam her şeyi çözerim. :)

Demek ki ne kadar içinde olsak da aldanmak mümkün..
Demek ki yaşarken, zayıf anlarımız da sadece inanmakla ayakta kalmak mümkün

Şu kalıyor geriye inandığımız şeyler için yaşamak

Gerçek hayattan düşününce, garip bir şey yakalıyorum..
İnsan kolayı seçerek, kendine benzer nitelikte arkadaşlara sahip oluyor.
Kendi gibi inanan mesela.. Kendi gibi düşünen yada..
Ortak noktalar ne kadar çoksa, o kadar rahat bir yol çizebiliniyor, yada iş hayatında daha uyumlu çalışmayı sağlıyor..

Birine yakınlaşmanın sırrı değil bu, kolay yaşamı tercih etme.. Kendimizle bile bu 2 kavramda kavga ederken, başkalarıyla kavga etmemenin çıkış yolu..
Bunu alt benliğimiz biliyor ve kullanıyor..

Şunu yapabiliyor muyuz?
Her sabah kalktığımızda ben kimim diyip, varlığımızı tekrar yeniden kodlayıp güne başlatabiliyor muyuz?
İmkansız bu, tabiiki yapamıyoruz.

O zaman inandığımız şeyler için yaşayalım ama kimsenin inandığı şeyleri değiştirmesini bekleyerek değil..

Salı, Aralık 16, 2008

Haftaya Dair Bir Gelecek

Ruhları kırılmış ve paramçarça bir kaç öykünün ortasında ömürlerimiz geçiyor.
Farkedersek belki düzeltiriz. Neyi, neden yaptığımızı düşünmekle başlıyor herşey.

Ortalık yangın yeri ve istemesek de onun tam ortasında kalıyoruz. Yanan; evler, ormanlar değil.
Yanan ev olsa sigorta öder ,
Araba olsa kasko var,
Orman olsa genel tepkimiz, TV başında seyredip tüh demek, üzülmek, çözüm bulmak, devletin, kurumların kucaklarında,
bu tip yangınlar kolay bu devirde.

Biz gerçek savaşı bu devirde, ruhlarımızın içinde yaşıyoruz.. Onu da paramparça edip, kendimize zarar vererek yapıyoruz, göremediğimiz yaralarımızı saramıyoruz çoğunda.

İçimizde intiharlarımız var. Kezlerce ölüp dirilmiş, sosyal intiharlarımız da oluyor. Yangınların merkezi burda sanki.

Dönemin ve bizlerin savaşlarını;
evde, işyerinde, TV de, birçok kişide sürekli görüyorum
EN AZ ONLAR KADAR benim de canım yanıyor.
Bu yangına su serpmekte çok mümkün değil malesef.

-----------
Bir yangın yeri;
-----------
Eskiden aşık olmak, bir resimle, bir kişiye olabiliyormuş :)
mesela babam, annemi bir kez görmüş
tutmuş kolunu, yanağından öpmüş birden
herşeye karar verilecek tek şey buymuş, onla geçen 1 saatlik konuşma.

Sorgulamadan, geçmişi didik didik edilmeden, saflığa inanılır, güven esaslı bir şeymiş

Şimdi, ilişkiler yıllar sürüyor terside olabiliyor ama değişmeyense
Evlilik yapılsa bile, yıllar sonra güvensizlik hortlayabiliyor çoğunda.

Sanki herkes aldatacak, yalanları olacak, bir yerden onu mutsuz bırakacak, inanmıyor hiç kimse bir diğerine ve dahi KENDİSİNE ... planlı bir çöküş yaşanan

Bu zor YALNIZLIK tekrarlıyor ve çürütüyor .
Neden? habire bu savaş devam ediyor ! Kendimizle,
başka dertlerimizi çözmek nasılsa kolay iş ..

Para var huzur var :( her şeyin bir çözümü var :)

içimizde hissettiğimiz, yada farkında olmadan kararttığımız vicdanlarımız dışında
Bu sadece sistemin getirisi mi? Hepimiz Kapitalist ve çürümüş müyüz?

---------
Bir başka yangın,
---------
Ruhu boşalmış biri var TV de,
özetle dramı; çok daha küçük yaştayken başlamış herşey. .
Ailede sevgiyi hissedememiş ve başkaları tarafından taciz edilmiş. Dolayısıyla, insanları sevmiyor ve uzak kalarak, güvenini azaltarak bir süre bastırmış yangınını. Canını yakmak isteyip kendini boşluğa bırakmış ama hayat, bu boşlukta bazılarına bir el uzatıyor, başlangıçta birine güvenmek ona da iyi geliyor, sanki azalmış gibi taşıdığı derdi.
Kırık dökük insanlar TV de, evlerinde birbirinin dinamosu oluyorlar..
Hey hat yaşanılan hiç bir şey sürekli değil ve izleyiciyle, artık yeter diyorlar! Uğraşmaktan vazgeçip, ayakta KAL diyorlar, kendilerine has bir şekilde bir reklam molasında.

Sanki TV de olup, herkese söyleyip, hezeyanını dışavurmak ona iyi gelecek
Ruhun daki boşluğu bir türlü dolmuyor hiç bir şeyle

İyileşmeyen ruhunda yalnızlık tekrar yakalıyor, uğraşmak zor geliyor
Diğerleri ne kadar yardım edebilir? sanki bir ömür, aynı hikaye de kalır ..

Peki onaracak mıyız?
İçindeki herşey , henüz "kor"ken dururken, dinleyip biraz kül olmasını bekliyoruz.

Biraz uyuşturup bekliyoruz, duygusal travmasının şiddetini azaltmaya..
Zorlanıyoruz ama yalnız olmadığını ve güvenimizi görecek kadar reyting yapıyoruz.

------------
Bir diğerinin yangını,
------------
Ayrılmış, bozulmuş evlilikler sonucu çıkan yangınlar !
Evlilik programlarında buluyorlar tedavilerini.

Kasedi başa sar,
ayaklarının üstünde dur ve yeni tanıştıklarınla kendi savaşını ver
birçoğu maddi olur böylelerinin, çokmu haklılar ev, araba istemekle :(

-------------

Eskiden; savaşlar varmış, yokluk varmış, dostluk, komşuluk varmış birde...

Zamanın savaşlarını, kimse yeterince görmüyor.. Belki de bundadır..

Hani eski filmlerde görürdük,
insanlar birini bıçakladığında; elinden bıçağı düşer, gözleri kocaman olur, ne yaptığına inanamaz ve kendine inanamayıp uzaklara koşardı, vicdanıyla.

Şimdi her gün, her yerde;
başka bir cinayet, gasp, yaralama var. Seri cinayetler halinde bile olabiliyor bu mezarları buluyorlar, sağda solda bizde şaşırıyoruz. Dünyanın çivisi çıkmış diyoruz..

Ruhlarımızı kaybettik; kendi içimizde ... korkarım ki bu sessizce keyif bile veriyor.

Günümüzün yolculukları İÇE , en büyük yolumuz ve sorunumuz..
Neden bu kadar yanlışla devam ediyor herşey?

Sanırım biz bu yolculuğa çıkacak kadar büyüyememişiz. Bizden önce ki zamanın sorunlarını, gördük ve hallettik.. Parayla, sistemle ama başka sorunlar yarattık.

Umarım bizden sonrası da ; bu zamanın yanlışlarını görüp, ona göre değişir.. daha iyisi için.

Pazar, Aralık 14, 2008

Mutluluklara


yanında olmak isterdim,
yanımda olmanı ya da

olamadık oysa

bu yıl ki yaşında;
sana kocaman bir deniz,
yemşeşil verimli topraklar,
bir sürü çocukla dolu bir ada hediye ediyorum.

her yıl biraz daha bağlanıp, bu adanın içinden çıkmak istememen için

Perşembe, Aralık 11, 2008

Hayatın Süprizi


bu akşam oturup neler yaşadığımıza kafa patlatacak kadar zaman geçtiğini düşündüm ve sarıldım klavyemin harflerine, aklımdakileri cümlelerle kurmak için umarım yapabilirim..

Tesadüfler, geçmişin izleri ve varoluşuyla mistik bir hale sürüklendim
bu keyifli yolculukta neler oluyor molasındayım

Neler oluyor bilseniz bu yaşımda; ne beklemediğim, ne de beklediğim birşey değil..
Çok akıllı, mantıklı yada aptalca birşey değil
gülümsediğim yada ağladığım birşey de değil

anlatabileceğim yada anlatamacağım bir şeyde değil

hiç bir şeye benzemiyor


bu hayat bana birşey sunuyor, benim için yepyeni olan

size anlatsam, iki kelimelik bir yazıda kalacak sadece ama yaşadıklarımı sadece anlatabileceğimi düşünmek bile bu yazıdan alıkoyuyor


yaşamak istiyorum ömrümün sonuna kadar

ben beraber geçiremediğim zamana üzülsem de
sesin beni bir o kadar sakinleştiriyor.

Çarşamba, Kasım 26, 2008

ŞIPŞIMARIK


herkesler bunu görecek
şıpşımarık hallerimdeyim
şıpşımarık hallerimizdeyiz


herkesler bunu istemeyecek
olsun...

biz şımarık günlerimizin
tadındayken
güneşe, yıldıza, aya

ışıl ışıl, 32 diş birden
göz kırpacağız

şıpşımarığız ya
kasım dedik, bir daha diyeceğiz
utanmadan bir sonra ki kasım a

onur a diyeceğiz belki
umutla

şıpşımarık

bakarak arkamıza.. sonsuz kere şımardık,
diyeceğiz


aşkla


:)Can

Cumartesi, Kasım 22, 2008

Elma Kurdu

İçimde gizlenen iki kişiyle hep ben uğraşırdım .

Şimdi bu şımarık çocukla, uğraşmak istemeyen ama her seferinde onla uğraştığını bilen 3. bir kişi oldu. O benden daha başarılı.

Şimdi galiba bu yazılarda 3 pardon 4 veya daha fazla kişilik yolculuk anlatılacak biraz..


O'na;

Seni ne kadar anlıyorum bir bilebilsen
Kendime ne kadar karşı koyamadığımı da
Sıkılacaksın diye korkuyorum, bu arada sıkılıyorum da

Salı, Kasım 18, 2008

Dönemeçli Yeni Yaşam


Toparlanmaya çalışan aklımın savaşı, yeniden başka boyutlarda karıştı.
Yeni baştan tekrar yorumlamam gerek şimdi
Buna sebep cümleleri bugün kurmak zor.
Günler geçtikçe yenilerini sindirdikçe sanırım çok daha iyi birşeyler yaratacak ve yaşayacak içimdeki..
Savaşçı yanımı canlandıran hiçbir şey tesadüf değil sanırım.
Bir gün, bu güne uyanacağımı bilemezdim.

Geçmişin ipuçlarını gösteren, hayatımın dönemeci diyebileceğim sanki

ve bu da çok heyecan verici..
Şimdiye kadar kurduğum dünyayı yıkmak değil, Asla! neden bunları yaptığımı anlamak diyebilirim.

Karışık biliyorum ben daha iyi çözdükçe anlatabilirim şimdilik bildiğim bu

Pazartesi, Eylül 22, 2008

Tiran Gezisi Notlarım

Tarihi, doğasını anlatabilmek kelimelere sığar belki ama o tadı vermeyebilir diye boy boy fotoğraflarımdan yayınladım sayfada. Gel gelelim sözlerde söylemek gerek dedim.

Böylece heyecanımı aktarabilirim .

Arnavutluk Tiran da başladı yolum, havaalanı gördüklerimin en küçüğüydü. Şehre girdiğimde beklentimi düşük tutmuştum amaaa

Şehrin cadde ışıkları çok az, asfaltı bozuk yolu karşıladı beni, düz bir yolda ilerledik . Bana kendimi iyi hissettiren akrabalarım var yanımda D. (evin küçük oğlu) sabahın erken saatlerinde lavaboya girmiş ve teyzesine yakışıklı gözükmek için süslenmiş :) saçlar tepede birleşip yer çekimine karşı jilet gibi birleşmiş, benimde en sevdiğim modeldir.

Tuğla okulu ve çok eski yapıların önünden geçerken buraların komünistlikten kalan binalar olduğunu söylediler. Dıştan kötü görünse de içlerinin gayet sıcak olduğunu da anlattılar. Az ileride ise Belediye Başkanının isteğiyle yapılan, rengarenk boyanmış binalarla dolu bir alana geçtik, sanki bir çocuk resmi gibi sokaklar ilginç gelse de bir kaç gün geçirince çok sevdim.

Hiç görmediğim çeşitte, yıllanmış araçları gördüm komünist dedim diye, hepsi tek tip Lada marka arabalar değildi gördüklerim yanlışlık olmasın. Karbüratörlü bu kadar çeşitli araç bilmiyordum hakikaten zaman tüneline giriyormuş hissi verdi bu ülke, 1960 larda ki siyah beyaz, Avrupa film arabalarından.

Kadınlar, rahat giyimli aslında giyim zevkleri oldukça ilginç, bazen bizim köyden inmiş şehre tipli, sonradan görme kadınlarımıza benzettim ayrıca belirtmeliyim kesinlikle çok güzeller.

Şehirde bir çok din bir arada hatta aynı ailede ortodoks, müslüman veya katolik yaşıyor hiç problem yok gibi gözüküyor.

Asfalt bitince yollar çamurlu, 20 yıl önceki Türkiye de gibiydim. Gecea nın yorumu bu yazıyı belki de taçlandırır.
Zamanda yolculuk gibiydi bu yol alışım ve geri döndüğümde;
İstanbul benim eşsiz şehrim, Paris gibi geldi gözüme ilk defa.

Ülkede gördüklerimin nedenlerini tamamlayan kısa tarihini alıntı yapıyorum.

Bağımsız Arnavutluk 1912'de ilan edildi ve 1920'de de Cumhuriyet kuruldu. 1925-1939 yılları arasında, İtalya işgal edene kadar ülkeyi Kral 1. Zog yönetti. Komünist partizanlar 1944'de iktidarı ele geçirip Arnavutluk'u SSCB ile İttifaka soktular, daha sonra da 1960'da de-Stalinizasyon süreci içinde SSCB'den koptular. Bunu, milyonlarca dolarlık yardımı beraberinde getiren güçlü bir Çin ittifakı izledi. Arnavutluk'un Çin'li lider Mao Zedungun ölümünden sonra, kendi politikalarına ihanet etmesi üzerine Çin, 1978'de yaptığı yardımları kesti. 1970'lerde, rejim muhalifleri büyük ölçüde ortadan kaldırıldılar. 40 yıl boyunca ülkeyi yöneten Enver Hoca 11 Nisan 1985'te öldü. Yeni rejim ülkeye, 1990'da dış ülkelere seyahat özgürlüğünü ve bunun gibi uygulamaları da içeren liberalizasyon akımını getirdi. Dış dünyayla bağlantıların geliştirilmesi için çaba gösterildi. Mart 1991 seçimleri, komünistleri iktidarda bıraktı ama genel bir grev ve kırsal muhalefet, anti-komünistlerden oluşan bir koalisyon hükümetine yol açtı. Arnavutluk'taki eski komünistler, ülke ekonomik bir çöküntü ve toplumsal huzursuzluk ortasındayken 1992 Mart'ında gönderildiler. Sali Berisha, II. Dünya Savaşından beri ilk anti-komünist başkan olarak seçildi

Cuma, Eylül 12, 2008

Arnavutluk Gezisi




(Albania Tirana) yani Arnavutluk Tiran resimleri taze taze gönderiyorum, az önce eve girdik

Türklerin izi çok bu şehirde, dillerine giren kelimelerden tutunda, yapılarına kadar. Bir çok Türk köyü de var.

Petrella Kalesinde de Türklerin ve İskender'in izleri vardı.

Şehrin 3 köşesine konan bu kalelerle haberleşme sağlanırmış.