Perşembe, Mayıs 31, 2007

Fotoğraf Sergisi: Savaş

Savaş fotoğrafları, büyük insanlık dersleri verir.

Kurgusal fotoğraflar etiketli yazılarımda, çok etkilendiğim fotoğraflar üzerine yorum yazıyorum.

Bazılarındaysa söz biter... işte bu örneklerdendir savaşın fotoğrafı.
Sayfamı ziyaret edenlere, küçük küçük fotoğraf sergileri yapmayı istedim.
Sergi, Coşkun Aral fotoğraflarının bir kısmından oluştu:
Lübnan, 1982-1997 Savaşın izleri sadece insanların vücutlarına, yüzlerine ve göz bebeklerine işlemiyor. İnsanın en mahrem alanı olan mekanlar da savaştan nasibini alıyor. Havan mermilerinin açtığı oyuklar, roket ve mermi delikleri, binaların savaşa, "tehlikeli ışığa" bakan cephelerini sürrealist bir tabloya dönüştürmüş. Beyrut, dünyanın en büyük sürrealist eserler müzesi. Üstelik giriş bedava. Peki çıkış var mı?

Afganistan, 1983-1996 İnançlara her zaman saygı duydum. Ayırt etmeden birini diğerinden, hepsini kutsal saydım. Kutsal isyanlarını objektifimle ölümsüzleştirirken, ne yazık ki tanık olduğum zaferler yeni vahşetleri doğurdu çoğu zaman. Katil ve kurban değişik mekan ve zamanlarda o kadar kolay yer değiştirebiliyorlar ki, onları birbirinden ayırt etmek neredeyse imkansızlaşıyor.


Romanya, 1989 Çiçek her yerde güzel, özellikle burada. Açılmaz bir mühür gibi



İran, 1980-1989 Cioran'ın, "İnsan türü ancak kendini mahvedene hayran olur." sözü geldi aklıma. Haklı galiba.

İran, 1980-1989 İran Beheşti-Zehra 1989 "Cinayeti öğrendiler.... Onlara öylesine heyecan veriyorduki bu, spor olsun diye birbirlerini öldürmeye başladılar ve savaşı buldular; en büyük adım buydu onlar için...." Bernard Shaw


Kuzey Irak, 1990-1991 Bu, "açlığın eli"dir. Her savaşta görülür. Bazen savaş olmasa da!


Lübnan, 1982-1997 Saleh arkadaşımdı. Bir obüs mermisinin patlaması sonucu, önce sağ gözünü, sonra aklını yitirdi. Patlamaya neden olduğumu düşünürek, beni öldürmeye kalktı.

Saleh arkadaşımdı.

Lübnan, 1982-1997 Askerin önünde, namlusunu yönlendirdiği yerde bir hedef yok. Kendini elindeki silahıyla özdeşleştiren, elindeki silahı bir organına dönüştüren bu savaşçı, sadece aldığı haz nedeniyle ateş ediyor. Bu haz, nedenleri ve sonuçları itibariyle gerçekten de korkutucu.


Lübnan, 1982-1997 Yer Hizbullah kampı, Beyrut. Güney Banliyö.
Bildiğim tek şey onların artık çocuk olmadıklarıydı.


Ruanda, 1994 Beziers Piskoposu, Fransa'nın güneyindeki Katoliklerin, Katharlara karşı başlattığı Haçlı Seferi sırasında şöyle der:

"Hepsini öldürün! Tanrı kendininkileri ayıracaktır."


Lübnan, 1982-1997 "Hiç bir askerden düşünmesini beklemem ben" Bernard Shaw

Pazar, Mayıs 27, 2007

Karanlıktaki Yol

Hayatları boyu, karanlıkta yol alan, çalışan, yaşayanlar için

önemli olan ;
bir şekilde, sadece varmak mı?

..
.
Karanlıkta bilmediğiniz yollarda, en ışıklı, gösterişli yerler pusula olarak kullanılır.

Saat neredeyse 1 ve ışıklandırması devre dışı bırakılan Gebze yolundan, evime gidiyorum. Düzgün bir yol tarif ettiler.

Dediklerini içimden tekrarlıyorum.

Korkmaya başladım.

İleride bir petrol ofisi olmalı, oraya kadar düz gitmeliyim.
Yolu bilmediğim için çevredeki yollara sapamıyorum. Ne kadar çok uzadı, geri dönsem, korkuyorum..
Benzin istasyonundan sağa dönen yola girip, dümdüz ilerlemeliyim.
Birazdan bitecek..
Birazdan bulurum..

Evet sonunda benzin istasyonuna geldim .. Oh çok şükür, bildiğim yola çıktım.
Çok şükür..
bundan sonrası için sorun yok.
Yolu biliyor olmanın rahatlığıyla, tamamen karanlıkta olsa şehrin caddeleri, beş metre önümü aydınlatan farlarla eve kadar gidebilirim.
..
Bir kaç hafta sonra...
..
Dün bizimkilerle Bolu ya gittik, bir gezi grubuyla birlikte temiz hava almak ve yorgunluğumuzu atmak için. Sağ tarafta Gebze yolu nu farkettim, hani daha önce ilerlediğim o karanlık yolu. Gün ışığıyla görünce ne kadar şaşırdım anlatamam.
Hani o ışıl ışıl kurtarıcı olan Petrol Ofisi,
küçücükmüş meğer!

güneş, karanlıkla arasındaki bütün gerçeği gösterdi.
..
.

Kötü adamlar, karanlıkta çıkar ve karanlıkta yol alana, çıkış (kurtuluş) olarak ihtişamlı görünebilir.
Karanlıklar böyle!
korkumuz arttıkça, olanı farklı gösterme ustası..
ışığı, tabelasıyla yol olan adamlarla dolu.

Taaki bir sonraki ışığa kadar yada yolunuzu kaybetmediğiniz sürece, bildiğiniz yola gelene kadar, dayanın.
Dayanmak güçte olsa..
İnanın..!
Karanlık, kendini aydınlığa bıraktığında, o ışıklı adamların pespayeliğini görün diye..

Cuma, Mayıs 25, 2007

Büyük Hediye

Sanırım birisi için verilebilecek en değerli hediye,
bazen basitçe ona kendisini sunabilmek, farkettirmektir.

Bana, dünyanızdaki beni anlatarak, en güzel hediyeyi, verdiniz.

Hediyelerinizin;
ne karton kutulara, nede ambalajlı kurdelalara ihtiyacı olmadı.

teşekkür ederim rehav@


teşekkür ederim sevenmonths

Belki en fazla bu yazınıza, katkı sağlamakta zorlandım.

Oyun yada fal,

yaptığınıza karşılık veremememin,
devam ettirememim nedeni; benim hediye vermeyi sevenlerden olmam ve sahiden utanmam..

Yollarımızın kesiştiği yer blog yazıları da olsa, tanışmaktan çok memnunum.

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

Ziyaretçiler


İşyerine gelen ziyaretçilerim oluyor, nadiren!
Uzun zamandır görmediğim bir arkadaş, bir bardak çay bahanesiyle, yapabileceğimiz en dolu sohbet için gelir.
Daha kapıdayken; bir an önce konuşmaya başlarız, gözlerimizle, sesimizle, hızlı hızlı hemde.
Böyle zamanlarda, her an bir iş çıkabilir nede olsa :)

İşyerinde kurtulmak için sürekli uğraştığınız, ziyaretçiler vardır.
Çoğunlukla yan odada, yada bir kaç masa ötende olur ve hep sonuçlarından rahatsız olduğum bir hale sokarlar beni.
Hani işin yığılı olduğunda, bunu en iyi anlayacak olan kişi de olsa, umursamaz.
Sadece anlayış beklemiyorum, ilgisi yok yani..
Sitem etmek onun hakkı gibi ve sanki suçlu sizmişsiniz gibi davranıp, zamansız zamanlarda yapar çünkü zaman hırsızıdır ve bunu sever.
Sorun yumağı gibi düğümlüdür, anlatır anlatır... Aynı işyerinde olmak, işlerinizle onu birbirinden 2 saat uzak tutmayı zorlaştırır. Sonunda sizi pes ettirecek kadar ısrarcı da olur bunlar :)

İşyerinde uzun süre yanınızda kalabilen ziyaretçilerimiz olur nadiren.
Annenin yada babanın başka bir seçeneği yoksa,
sessiz olması şartıyla, sadece bilgisayarda oyun oynama vaadiyle,
saatlerce kalabilirler yanımızda.
Bu misafirler, onca ikaza rağmen ne yapar? herkesin misafiri kimliğine, bir gülüşleriyle girebilirler, büyülerler gülümsemesini göreni ve bütün iş kuralları bitmiştir artık.
Kim bayılmaz ki onların gelmesine?
soldan sağa; ben, hepimizin misafiri ve fedex

büyüledi bizi, fedex le birlikte ziyaretçimizi biraz sohbete zorladık.
tamam tamam, 4 saat zorladık :) ama sonra herşey göründüğü gibi oldu

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

Aslan Gezmiş İnan

Zihinde hemen yerbulan bazı özellikleriyle, insanlar;
iyi-kötü yada kendine münhasır olan etkin insanları sadece soyadıyla anar.
İsmini ise soyad daha öne çıktığından nadiren kullanır.

Bu davranış bilinçsizce oluşur ve kesinlikle aristokrasiden kaynaklanarak yapılmaz.
Soyadının sürdürülmesi, adın sürdürülmesinden daha önemlidir. Bu nedenle pek çok kez sanatta, işyerinde, üründe hatta önderlikte, soyadı şan olur.

Albert Einstein, George Bush, Adolf Hitler , William Shakespeare, Lev Nikolayeviç Tolstoy, Thomas Alva Edison, Michael Schumacher ...
Mustafa Kemal Atatürk, Süleyman Demirel, Ömer Hayyam,Vehbi Koç, Turgut Özal, Sakıp Sabancı, Adnan Menderes, Mehmet Yaşar Büyükanıt.... v.b.
(..)

68 kuşağının; korkusuz, zeki, ahlaklı, onurlu, vatansever.. çocuklarındandı onlar
ve çocuk olarak kaldılar hep 21 yaşında.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi.1972.
Karar, hukuki değil siyasiydi.

Sabahın karanlığında aldılar sizi aceleyle;
Deniz Gezmiş

Yusuf Aslan

Hüseyin İnan

Soyismi sıralamasını yapınca bakın ne buldum bana ilginç geldi.
Aslan Gezmiş İnan
Bir nedeni vardır elbet..
(..)

Sayın Kenan Evren, tüm etkinliğiyle ,o kadar zamanda ,
kimseler için Evren (kimselerin Evren'i) olamadı.
Bir nedeni vardır elbet..

Pazar, Mayıs 06, 2007

Hıdırellez

Haydi yakala bugün umudu,
Dile dilediğince..
Bildiğince yürü dileklerine doğru,
Kimse senden daha yakın olabilir mi aynı düşe?
Sayki öyle! Ne çıkar?
Vazgeçme..!
Dileğini yapabileceğin kadar, yer var evrende..
Önce dile umutluca, sonra hep bunu düşün!

İçimde, çoktan fırtınalı denize dönen, dileklerim akıyor.
Usulca;
..............................
..............................
..............................
..............................
..............................
..............................
..............................
..............................
hiç bitmiyor istediklerim
o noktaların her biri, bazen hayal, bazen dilek taşıyor .
( evet çok açık yazdım ) Çok açık olması için sonuna kadar kullandım yazdığım kağıdı.

Sıradaki iş, hemen bir gül ağacı bulup bunu asmalıyım.
Sabah gül ağacında dileğimi bulamazsam, hemen olacak sanki!

Sabaha olurmu bunca dilek, hemen bu sabah olsa olur mu?

Perşembe, Mayıs 03, 2007

Gerçek Hikaye

Mexico City'de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler, Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış.
Madalya töreni için bekledikleri sırada, Carlos, Peter Norman'ın yanına gelerek sormuş:

- İnsan haklarına inanıyor musun?
- Evet, inanıyorum.
- Peki ya Tanrı'ya?
- Bütün kalbimle...
Bunun üzerine, iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:
- Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!

İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika'daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler... Ama nasıl?

Fikir Norman'dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekini John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar. Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da, dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne 'İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi'nin kokartını iğneliyor. Amerikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor.
Ve tabii (hatırlıyorum) dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah atletlerin fotoğrafını birinci sayfadan veriyor...
Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor.

Eylem amacına ulaşmış, Amerika'daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını (ve buna bağlı olarak geleceklerini) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı haline gelmişlerdir.

Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman? Norman'ın da hayatı kararmış.

Tommie Smith diyor ki:
"Peter, bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesareti gösteren, onurlu ve belkemiği sahibi beyaz çok azdı. Peter, Avustralya'ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı. Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, üçümüzün de ilk evliliği sona erdi."

Avustralya Devleti Norman'ı ölene kadar affetmemiş ama...
Norman intikamını mezara götürmüş: 1968 Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru hâlâ, 38 yıl sonra kırılamamış.

Ölene kadar süren 'eylem kardeşliği'

İki amerikalı ve bir Avustralyalı 'lanetli' atletin o gün başlayan 'eylem kardeşliği' ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler.
Ta, geçen hafta, Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar.
Ve şimdi, aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın:


Melbourne'de yapılan cenaze töreni. 'Onurlu beyaz atlet' Peter Norman'ın tabutu, Tommie Smith (solda) ve John Carlos'un omuzlarında!

Üç 'eylem kardeşi' son kez omuz omuza...
Nasıl, muhteşem bir hikaye değil mi?

Cuma, Nisan 27, 2007

Kimdir Anonim !

Sevgili Anonim yada Anonymous a,

yazılar hakkında yorumlar yaparken beni tanımaya çalıştığını düşünüyorum. Belki de seni tanımam için yapıyorsun bunu.

Peki Anonim seni tanıma yolculuğuna çıkıyoruz. Önyargılı bir yazı olacağı kesin, ama sen dilersen yorum yaparak daha iyi anlatırsın kendini.

Tanışmanın evrelerini değiştiriyoruz. Bu da seninle yaptığımız ilk ortak iş olsun. Kendini tanıma fırsatı sunmadığından, asosyalce davranıyorum biraz.. Google da ismini yazdım resimlerine bakıyorum. Sonuçlardan çıkan fikirlerim;

İlk aramamda gölgeli bir silüetsin, işte resmini buldum. Daha çok maske denebilir. Biraz gölgene baktım belki birşey anlatırsın diye, hiç ses yok. Belli ki daha aramamı istiyorsun. Korkundan değil, kendini karanlıkta tutarak eğleniyorsun :)

Araştırmamı biraz ilerletiyorum. Nerdeyse tüm bloglarda rastladım anonymous lara..

Meğer ne kadar çokmuşsun, ben bu işin içinden çıkabilecek miyim? bilmiyorum !

Her dili konuşuyorsun, her cinsiyettesin. Özgürsün.

Bazen bir türküsün, ANONİM demişler. İsmini belirleyemedikleri için sözlerini, hikayelerini derlemiş türkü oluşturmuşlar. Sanatkarsın.

Çoğu zamansa sadece bir yorumcu. Kesinlikle hafife alınmayı alay edilmeyi sevmiyorsun. Küçük bir kısmınız ise böyle olduğunda, meydan okuyor, deşifre ediyor kendini. Nüktedansın.

Bu nedenle çok şikayetçin olmuş. Kavgalar olmuş. Amacın kavga etmek değil bence, sadece isim taşımama cesaretiyle yazmışsın. Sen busun işte! demişsin gizemini sürdürmeye devam ederek.

Kitaplar, yazılardan sonra bloglara geçen bir hayattasın. Dünyanı, ismini buralarda kurmuşsun. Popülersin.

Belkide tanışmak, sorumluluğunu yaşamak istemiyorsun. İsimle yorum yapmak istesen, anonim olur musun hiç?

Blog lardan Anonim e Not:

Ben senin ismini bilme ihtimalini sevdim :D çok eğlendim iyiki varsın..

Anonim yorum bırakabilirsiniz. :)

Pazartesi, Nisan 23, 2007

Zıttıyla İnsan

Kuşku götürmez ki herşey zıttını yaratır.
Özellikle duygularda, duyularda, gözle görülmesi mümkün olmayanlarda.
Bu nedenle zıt ifadeler aranır ve çoğaltılır
iyi-kötüyü
melek-şeytanı
varlık-yokluğu
mutluluk-üzüntüyü
aşk-nefreti doğurur ve daha iyi anlamamıza sebep olur.

Zıtlıklar,
öncelikle bu kavramları düşünenlere gerekli ana malzeme olabilir..

Bu durumda, insanın zıttı arayışına geçildiğinde ne oluyor?
Aslında karmaşam yok. Zıtlık, düşünülerek bulunur
o vakit insanın düşünmesini öne çıkarırım ve hayvan zıttıdır diyebilirim.
Sanırım farklı düşünende olabilir.

Normalde varlıklarda zıtlık aramam ama bir cevabı olsun diye
insan-hayvan karşıtlığını kullanabilirim.

Bu yüzyıllardır değişmeyen konu olan, insanı çözme derdinden oluyor.
İnsan olmak bahanesiyle yaşama devam ediyorsak;
yaptıklarımızın daha güzelini de yapabiliriz, bu yaşa kadar öğrendiklerimiz bizde gizli mi kalacak ? Saçmak gerekmez mi ortalık yere, sadece kendine mi saklayacaksın doğruları!
..
.
Mesela ilkokulda,
saygı, erdem, onur, fazilet, hoşgörü v.s. dersleri olmalı !
bu sayede farkımız arttıkça, insan-hayvan karşılaştırmasında ağırlığı, insanlık yönünde daha çok yükselebilir..

Son zamanlarda insani değerlerimizi kaybediyoruz
-Nerde kaldı o eski zamanlar, insanlık ölmüş
-Eğitim cehaleti alır eşşeklik baki kalır
isyanları bu nedenle artıyor.

Kullanımı unutulan ve tamamen insana has olan bu özellikleri öğrenmek,
çok zaman alabilir, büyük hatalarla öğrenilebilir veya tamiri mümkün bile olmayabilir.
Duygusal zekamızı, boşa çıkarıp
sadece beyindeki sayısal ve görsel alanla ilgili eğitim, yarım değil mi?
Küçük yaşta öğretilenler, yaşamın geri kalanında yaşanan tecrübelere çok katkılı olmaz mı?

Birbirine daha sıkı sarılmanın,
onurun, erdemlerle kuşatmanın tanımları, insan ilişkileri, Japonya da neden farklı? Onlarda, bizde insanken..

Bu yazı;
iş arkadaşını öldüren emekli öğretmen(Gebze),
kafa kesebilen gençler (Malatya),
hiç tanımadığına kin güden, sevgisizleşen, silah çeken (İstanbul-Ankara-Sivas-Çorum-Samsun-Trabzon-Edirne-Diyarbakır-Şırnak-İzmir v.s. ) her şehrin insanına..
sizler lütfen üzerinize alının !

günlerdir, yıllardır çok ağır yaralıyorsunuz insanlığı
bu yazı olup bitene sessiz kalamadığım çığlığımdır hepsi bu kadar.

Hayvanlardan farkımız var ve bu olaylara alışmak istemiyorum.

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Davetsiz Misafirim

Bazı ilişkilerin başında büyük merak varsa ve keyif dolu başlamışsa hani
sonra hatıraları, sendeki izleri, nedensiz hatırlamalarla tekrarlarsa
yada ne bileyim ben unutamıyorum galiba.

Ç. ile hiç bir resmimiz olmadı.. Bu nedenle bu yazınında resimsiz olmasını uygun buldum.
Yaşamına dahil olduğum 6 aylık tanıklığımda, görsel hiç bir kayıt tutmadık.
Bu duyuyu kapalı yaşamak, birini tanımak unutulur şey değil.. İsterseniz deneyebilirsiniz.
İlk günden ,
Çok sesli müziği sevdiğimi bilen bir arkadaşımla sizin koronuzu dinlemeye gelmiştim.
Sonra hani konser arasında yanımıza geldin biraz konuşmuştuk, senin sesinin bir ara patladığını söylediğimde, gülmüştün.
Çıkışta lokanta ya gittik sen hasta olduğun için çorba söyledin, bende limon istemiştim iyi gelir dedim. Sanırım orda, bir çorba içiminde davetsiz misafirliğim başladı. Daha sonra, başka bir konsere gelmemi istedin "biletler bende var" deyip.

Sinemaya gittik filmin görüntülerini anlattım sanki daha önce yapmışım gibi.
Biliyor musun sinemaya giderken, nasıl seyredeceğimizi çok merak ettim ama bunu itiraf etmek yerine akışına bırakmak istedim.
Umarım keyfiyle görüntüleri canlandırabilmişimdir.

Taksimdeki koro çalışmaların için Altı Nokta Körler derneğine uğradığımızda, dünyana yaklaştırdın ilk kez
hiç bu kadar farklı görmemiştim ben hayatı.

Sana ev aradık tam iki hafta ve müthiş 3'lü ekibimizle, gezmediğimiz ev kalmadı
Evlerin birindeki basit pimapen pencereyi, kulbunu bulamadığımdan açamamış, yardım istemiştim, açma yöntemini keşfetmen emlakçıyı ve bizi çok şaşırtmıştı. Evet Ç. beni çok şaşırtıyordun..

Körler ve az görenlerin, çeşitli bilgisayar programlarını kullanmaları ve web sayfalarını incelemeleri için, ekranda görüntülenen bilgileri büyüten ya da seslendirilmesini sağlayan yazılımlarla tanıştım.
Monitörü kapalı PC de oyun oynamayı öğretmeye çalışmıştın ya,
ben hala o oyunda koşan adamı bile anlamadım :)

Hani Boğaziçi Üniversitesine gidip çimene yayıldığımız günün sonrası,
Üsküdar da evine gideceğin minibüs hattını ararken
gözlerini yanındaki için daha dikkatli kullanmanın ne kadar yorduğunu ilk kez o gün hissettim sanki yerinden çıkacak gibi ağrıyordu.
O güne kadar aslında nasılda gördüklerime odaklanmadan yaşadığımı öğrendim. Öğrenirken ne kadar yorucu olduğunu anlatamam.

Sen şu körebe oyununun hayattaki en gözde ebesisin.. Hep canlı, hep hareketli, koşardın ya elimden tutup, sana tüm edilgenliğimle uyardım bende. Bunun tehlikesini düşünmek istemedim hiç..
İstediğim zaten yaşamını hep zorlaştıran engellerin, olmadığını düşün ben yanındayken. Tut elimi koş
Evlenmişsin buna çok sevindim bilsem seve seve gelirdim nikaha. Evine gelmek istiyorum umarım adresini bulurum.

Benden daha vefalı çıktın bu gece, davetsiz çat kapı geldin. Hoşgeldin..

Cuma, Nisan 13, 2007

Cumhuriyet Yürüyüşü







Karikatürler, yaşadığın zamana alaycı bakıştır.
Evet her zaman varolana muhaliftir, mizahidir, düşündürür ..
Gel görki karikatürün varlık nedeni olan bu özelliği karikatüristin çilesi olur.. :)
galiba mizah yapıyor ve abartıyor diye çizerin yaşam şeklini zorlayarak gülenlerde var
bu komik olaylar yaratıcılığı arttırmaz mı?
var olun emi..!

Pazartesi, Nisan 02, 2007

Yazılar Baş Tacımız

En iyi blog

Hep merak ederdim sayfayı, yayınladığımdan bu güne kadar nasıl bir izlenim verdim. Öyle ya beni hiç tanımayanlar veya tanıyanlar okuyacak, üstelik çekinmeden içimdeki duygularımla konuşuyorum.
eniyiblog Nisan ayı yarışmasında, ilk 10 kişi arasına girdiğimi duyurdu.
İlginç bir deneyim oluyor benim için aslında hiç bir zaman bu şekilde iddialı olmadım.
Yazı yazan şunu bilirki! yazılarının her birini okunuyor, yorum alıyor görmek, zaten taç takmış kadar mutlu hissettirir.
Listede olmak; "EniyiBlog ekibinin beğenisi " demek
işte tüm merakımın yanıtı oldu bunu görmek.
8 Nisanda oylama bitecek, oylama sonucu bir birinci seçildiğinde bu merakta giderilmiş olacak..
Birçok başvuru içinde değerlendirmeleriyle listeyi oluşturan, EniyiBlog ekibine teşekkürler ..
Elemelerle seçilen bu güzel ilk 10' u, sayfalarındaki başarılarından dolayı kutlarım.

sanalkaralama.blogspot.com
melissa2.blogcu.com
darkfeza.blogcu.com
googleosman.blogspot.com
sessizsenfoni.blogcu.com
sevgisiir.blogcu.com
denizincileri.blogcu.com
eminedantelorgu.blogcu.com
ayla01.blogcu.com
izmirligozuyle.blogcu.com
Bu eğlenceli günlerde katılım sağlayan, tanıdığım tanımadığım herkeze,
hatıra olarak tacın parçalarında göndereceğimi iletmeyi borç bilirim.. :)

Pazar, Nisan 01, 2007

Şakacıların Günü

Bu günü unutmayan şakacılar Dikkat edin!

ve şakaya yakalanmış ama hiç eğlenmeyen sazanlar, tavsiyem Aman bu gün her şeye atlamayın!



1 Nisan şakacıların abartmaları ve yapılanların unutulmamasıyla hatırlanır.
Şakacılara özel bir tavsiye, becerebilinirse şaka madurunun gülmesi gerekir..
Yoksa bir ömür unutulmaz ve hep aynı şekilde anılırsınız :)

Ve kötü şakalananlara, tesbitim şudur ki !
olan olmuş ve şakacı çok eğleniyorsa
o dakikadan sonra bugün şakacıların günü artık, sizin değil .. :) sakın takılmayın

Pazartesi, Mart 26, 2007

Yiyen Bitiren Sorunlar


Yeğenimleydik haftasonu, keyifle oyunlar oynadık, onun en sevdiği şeyleri yaptık.
Bir hikaye teyzeden, bir resim Ardıl dan. Bu tarz oyunlara ve sohbetlere her zaman bayılır! Anahatlarıyla kısaca anlatıyorum, resmin hikayesini sizlere;
Bir kız varmış, o gün çok sinirliymiş arkadaşlarına ve morali çok bozulmuş, havada çok güzel olduğu için dışarı çıkmış gezmiş biraz..
Bir ağaçlık alana gelmiş. Manzara çok güzelmiş, kuş seslerinden, ağaçların güzelliğinden, çiçeklerin kokusu ve kelebeklerin renginden,
aklındaki kızdığı herşey dağılmış..
Kuşlar ötüyormuş, kelebekler varmış, güneş her zamanki gibi gülümsüyormuş..
yoldaki taşlardan hoplaya zıplaya geçiyormuş kız, derken...
bir kelebeğin peşinde, gözüyle onu takip ederken,
güneş gözünü karartmış,
bu arada koştuğu için kocaman bir taşı hiç farketmemiş ve ayağı takılmış
kız yükselerek yere düşmüş..
Çizimle anlattı bu hikayeyi yeğenim tüm aileye
Ağaç yaşken eğilir deyip, resmini konuştuk..
Teyze: Peki sorun ne Ardıl cım
Ardıl: Kızın kafası dalgın. Dalgınlıktan düşmüş
Teyze: İşte bak canımın içi yürürken dikkatli olmalısın ne olursa olsun yürüdüğün yolda önüne bakarsan düşmezsin..
Ardıl: Ama teyze Kelebek te güzelmiş. Onu yakalamak isterken önüne bakmamış, dalmış..
Teyze: Haklısın.
Dede: Ya tamam da güneşte gözünü kamaştırmıştır öyle havaya bakarken.. Hem taşta büyükmüş, bunlardanda düşmüş olabilir.
Anneanne: Aferin benim torunuma ne güzel çizmişsin
Ardıl: Zaten sınıfta resimlerimi panoya astılar.. :)
...
..
:DCan teyzenin aktivite sonucu Ardıl a anlatmak istediği;
.
Asıl sorun sadece kızın düşmüş olması.
İşte tek gerçek sorun ve çözülmesi gereken bu
.
belki bir diğeride sorunları çözerken, sebepleriyle çok uğraşmak
Sebepler öğreticidir, onları anlamak önemli kazanımlar getirir elbette
.
Sorunlarımızda çıkış bulamadığımız nokta ise çok fazla sebep sıralayarak aslında kendi paradokslarımızı yaratmayı becerebilmek.
.
Bu kurguyu 1999 da bana öğreten ISO kalite eğitim ekibinden
Ayla hanıma hitaben ..

Perşembe, Mart 22, 2007

Bavuldaki Umut

Belki sen kırmızı ışıkta yeşili beklerken, camını silmeye yeltenir.
Belki paralı otobanların geçiş sistemi önünde, biletini sana verir. Yaşama selpak yada sakız satarken tutunur, güler gözlerle..
yine o çocuk..
O, bir uğraşıyla gününü kurtarmaya çalışırken,
ona bakarım veya konuşurum bir şekilde teşekkür ederim.
Bazen sadece gözlerindeki gülüş için, karşılık veririm çabasına da..

Gecelerde zordur dayanmak; kimsesizliğe, sevgisizliğe yada şanssızlığına
ve ürkecek kadar; kocaman, soğuk, karanlıktır.
Dünya da kapladığı alan sadece bavulu kadarsa, hiçbir yere ait, hiç kimsenin sevgisiyle korunuyor değilse,
oda bu bavulun içine koyduğu hayallerinde kıvrılır.
Yaşadığı günün rüyalarında üşür, yaz-kış farketmez, bir yere göç etmez,
işini değiştirir belki ama mekanı değiştiremez .

kimselerden beklentisizliktedir ve hep çok kısadır yaşam, onlar için.. kimse yaşlandığını göremez . En fazla 25 inde kala kalır.



tesadüfen o anne ve babadan doğan
tesadüfen benim sahip olduğumdan mahrum doğarak hayata 1-0 yenik başlayan
ve tamamı suçsuz
ve tamamı büyüklerin yanlışlarıyla, sevgisizlikle kemikleşen küçük kalplerine, ne iyi gelir?

bir büyüğün vereceği 1 liramı? bu onun hayatına ne getirir ki? bu işde para var dedirtir belki..

ne kadar çok kişi hayalini kurarsak, o kadar gerçeğe yaklaşıp hayat yaratabiliriz onlara..

Çocuklar için bir hayalim var. Bavula atayım ! dermisiniz?

Pazar, Mart 18, 2007

Pazar Sofrası



Gecenin aktivitesi, blog turlarımı yapıyordum ne kadar çok şey yazılmış :) kapı komşusu bloglarıma uğradım .. sohbet ettik.. özlemişim ne yalan söyleyeyim.

kapıda sohbetleri uzattık, ayrılmak kolay değil.

"sabah bana gelin devam ederiz hem uzunca kahvaltı yaparız.. güzel bir çay demlerim kaçak çay var Antep ten geldi, benim sevdiğimi biliyormuş komşum banada ayırmış. omlet yaparım şöyle biraz peynir, domates haa!...
Afyon dan cumhuriyet sucuğu aldım seversin onuda biraz ateşte pişiririz..

hava güzel olursa bahçeye masa atarız ..
bol maydonoz, peynir le yaptığım çiftlik yumurtasından istermisiniz..
hiç kahvaltı balsız, reçelsiz olurmu
birde annemin yaydığı tereyağı var biraz ..

sokaktan geçen simitçiden simitimizi alır, martılara sunarız
sadece martı çığlıklarını daha fazla duymak için..
ada vapuruyla devam ederiz güne, ada da temiz bahar havası ve denizin sesi eşlik eder yürüyüşümüze.."

Aaa kapı.. kim geldi acaba?
geliyooorruuumm..
Kim ooo!
aa canım ho hoşgeldinnn yaa
ço çok şaşırdım ne kadar iyi ettin :) seni öyle çok düşündüm ki!
Ama iş güç derken çok fena unuttuk birbirimizi..

Bizde toplandık işte bu pazar ..
pazar keyfi yapıyoruz..
ayyy bak kaynanan seviyormuş seni..
gelsene içeri, buyur lütfen
ne güzel oldu gelişin bak bizde tam kahvaltı yapıyorduk gel, gel içeri hadiii
nasılsın yaa.. neler yapıyorsunuz..

Arkadaşlar bakın kim geldi...


















Çok kötülük var dünyada diyoruz ve iyi kalmaya çabalıyoruz ya.. Belkide beyhude uğraşlar bunlar !
Umursamasakta, unutsakta hiç bir açıklaması yok ve üzerimizdeki bu yükü hafifletemeyecek. İnsanca yaşayabilecek kadar meyve sebze varken bu dünyada, bunu bölüşemeyen bencilliklerimiz bağışlanır mı?

Cuma, Mart 16, 2007

Karanlıkta Erimek


Şurada bir kapı olmalı
Senin ölümsüzlüğüne açılan
Bir kapı olmalı şurada
Bulabilsem
Kollarımın bütün gücüyle vuracağım
Er geç sesimi duyuracağım sana
Başımı soğuk demirlere dayayıp
Adını söyleyeceğim mahşer gününe kadar
Dağlara taşlara güzelliğini haykıracağım
Ve bütün yaratıklara
Rüzgarın söylediği bir masal gibi
Seni anlatacağım
Dünyaya ilk gelişimiz değil bu
Yüz binlerce yıl önce
Bir de taş devrinde gelmiştik
Senin için vahşi hayvanlar vurmuştum o zaman
Pars dişlerinden bir gerdanlık yapmıştım boynuna
Nice mağara duvarlarına güzelliğini kazımıştım
Nasıl hatırlamazsın
O zaman da gökyüzü bu kadar mavi
Ormanlar yemyeşildi
O zaman da
Yalnız karanlıktan korkar
Güneşi tanrı bilirdik
Bunca yüzyıllardır
İnan
Hiçbir şey değişmedi yeryüzünde
Belki biz değiştik ....................

Ümit Yaşar Oğuzcan

Cumartesi, Mart 10, 2007

Hayalin Gerçekleşmesi

Tanımsızlıklarımdan :
Kendimi bazen çok daha büyük-yaşlı hissediyorum..
..

Hayal; Olması istenen kurgularımız çoğu zaman.
Duygularımızı kattığımız, peşinden koşturabilen kurgular..

Kurgusu olmayanın, yaşamdaki yeri sadece şahitliktir bence.. yaşamındaki belgeleri sıkı sıkı tutar elinde. Sorumlulukla donanan, sadece görevlerle yaşayan kişi örnekleri o kadar artıyor ki çevremde! Korkuyorum, yaşlanıyor muyum?

Asıl korkum yaşlanmak değil. Hayali daraltarak, hayatı kaçırıyor olmak. Kendi hayatına kastedmenin acısını itiraf edememek.

Hayalin kurguları, ihtimalleri; belgesiz, değişken, bağımsız, bazen saçmalık olabilir.
Hayal gençtir 15-20 yaşlarındadır, zamanını, ritmini farklı yaşar.

Hayal Kırıklığı ;
Olması istenen kurgular, ihtimallerin bitişiyle başlayan gerçektir.
Kurgu yoktur elde kalan tek gerçektir buda üzer.. Ne kadar acayiptir buna üzülmek.

Gerçek, orta yaş 40 üstüdür
çünkü gerçeklikte kurgu olamayacağından acıtır,
adapte olmak, direnmek başlar, çetindir ve
öğretir, deneyim kazandıkça gerçeğin yaşanması kolaydır.
..

Bu nedenle hayatına, hayalden çok gerçekler giren biri kendini çok yaşlı hisseder.

Kalbim, sana söylüyorum bunca lafı;
Hayal kurgularından birini seçerek zıttını doğurdu,
gerçeği ! ve buna,
hayal kırıklıklarına üzülmemeyi öğrenmen gerek.

Sadece aklımla değil seninle de olmak istiyorum. Ancak bu şekilde hayal yeniden başlangıç yapabilir !

Gençleşmek için, hayaller kurmaya ihtiyacım var..

Perşembe, Mart 08, 2007

8 Mart İzlenimim


Kimi derki;
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Kimi derki;
8 Mart Dünya Kadın Günü

Kimi derki;
8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik ve Dayanışma Günü

Neden bu gün için bu kadar isim anılıyor etkin kılmak içinmi?
kadın sorunlarına bütünleştirici tek sorun tanımı yapılamaması mı? Yoksa...ne!
..
.
Benim öncelikli 8 Mart kavramım, Dünya Emekçi Kadınlar Günü tanımı.

1. nedeni; inanışlarımızdan geliyor.. kadın ailede kadınlığından şikayet etsede aslında mutlu

2. nedeni; İşyerinde kadın olmak durumundaysanız adalet ve eşitlik isteyenleri haklı buluyorum.

Duygusal bağın olmayan insanlarla, sadece iş ortalığıyla beraberken eşitlik sağlanmalı. İşte hakettiği için övülmeli kadın, herhangi birinin sevgilisi olduğu için değil
erkeği ve kadını bu ahlak karmaşasından çıkarabilmek için önemlidir.

Hayatta ve işyerinde görmezden gelinen kadının, topuklu ayakkabı giyip, makyaj yapması, kendini farkettirme savaşının silahıdır.
Bu nedenle; adil olunmalı, eğitimine-emeğine saygı gösterilmeli, eşit ücret uygulaması sağlanmalı....v.s.

Erkek kahkahasıyla çevresini keyiflendirirken, kahkaha atamaz kadın!
Gülümsemesini eksik etmemeli ama kime nasıl güleceğini bilmeli, ayarlamalı, taciz edilmemek için ..
Sinirli bir adama muayyen gününde denmez ama sinirlenen kadınsa neler denmez.. :)

Diğeri Dünya Kadınlar Günü olmalı!

Kadın; hani eğitimsiz bırakılan, doğuran, yaşatan kadına hak vermek için,
Kadın anadır, ateştir, yaşatandır, hisseden anlayan, boyun eğendir
"karnında bebeği, sırtında sopası eksik edilmeyen" kadın,
bir oğula adam olmayıda öğretmeye çalışır. Belki bu nedenle kendi tercihidir arkada kalmak, belkide bundandır, dengeyi kurmak gerektiğinden.
Hatalarını da bilen kadın daha doğru olmayı öğrenmek için bu günü yaşamalı.. Kendi tanımları, koşulları çerçevesinde gelişimi için.

Bu yetmedi bana Uluslararası Birlik ve Dayanışma Günü!

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının üyeleri, 8 Mart Gününde alanlara çağırıyor..
Kadın mücadeleyi erkek gibi, kendi dışındaki alanlarda vermeyi bugün anlamlı bulur mu?
Belki bazıları buna hazır, bazılarının ise daha farklı yöntemleri var.

Ya o kadının canı yanıyorsa, zararı alenen yaşarsa, nasıldır kadın ?
Çocuğunu kendisinden alanların karşısına çıkar mı?
ağlayarak, parçalanarak ve izleyeni parçalayarak.. Televizyonda seyrettiğim bir sahneydi. İzmir li o kadının sesini unutamadım..

-O daha bir çocuk, yapmayın! ama o daha bir çocuk!
..
.
Nihat Sırdar, 8 Mart konusuna şöyle bir yön verdi radyo programından;
- Sadece bugün kadınsız bir işyerinde çalışsın beyler
Ben abartıyorum
Sadece bugün evde ve işyerinde kadınsız bir gün geçirilsin.
Kadınlarda kendilerine ait bir gün yaşasın..

Belkide yazmakla bitirilemeyecek sorunları gerçekten yaşayarak öğreniriz.

Çarşamba, Şubat 14, 2007

364 Gün Sevgiye 1gün Sevgiliye

Sevgiliye olmasa da Sevgiye olur;

Sen varken; anlamlı bu şehir konuşkan, güleç, anlaşmak kolay
Sen varken; denizde yakamoz var, mavi yaşanılası renkli..
Sen varken; hayaller var, umutta sende
Sen varken; saat ler çok önemsiz
Seninle var anlamı, sensizken ötesi boş , yalın
iyiki varsın
sensizliğim anlamsız
:DCan

Yazarken en zor olan, mutlulukları anlatabilmek
çünkü bu duygunun tarifi az, hissedilen şekli dar..
matematiksel baktım biraz, belkide mutluluğun-hüzünlere eşitlerini bulurum diye, bir umutla..
sadece benim melankolik ruh halimden yazamadığıma inanıp birazda,
Sonuç;
acının her türlü hastalığı var, acının ağlamanın binbir çeşidine kafa yoruyor insanoğlu; kaygı, hüzün, sıkıntı, bekleyiş, çıkmazlar, özlemler, gidiş, yitiriş, hatalar...

Karşısına zıttını yazmayı denedim. Yetmedi kelimeleri bulamadım, eşitlemedi durumu..
anlatımlar daha etkisiz oldu ve kalpten mutluluğu, yoğunluk hissini, anlatımı yüksek kılmadı..
diğerleri gibi;
özlemle kavuşmada (kaldıki mutluluk vermeli),
aşkta,
aşıklık güzel ve aşık olmak için yapılan bunca şeye rağmen..
gözyaşı koymuşuz yine..
iyiyken konuşulmaz mutluluk..!
kötüyken yada gitmişken senden; şiirler patlar, geri dönüşler dilenir
garip şekilde acı yakalamalı boğazından insanı
sanki duygunun aktarımında, daha çok hissedilen bu
garipki ne garip..! bu nedenle mutluluğu ifade edebilmek güç bende..

yinede anlatımı kaygısız, güzel bir metin olmasına özen gösterdim..
neylersinki basit bir insanoğluyum ve sınırımı aşacak şeyler yapamıyorum..
rağmen sevdim ben yazmayı.. devamını da istediğimde yaparım artık..

Sensizken
ateş dokunursa yüreğime yakmasın
ya yanan yüreğim olursa ?
suyum da olsun bir kenarda
beni bu yangından çıkaracak kadar kafii !
ya bu yangını söndüremezsem ?

rüzgarım olsun bir tutam
sönmeyen ne varsa arttırsın bitsin herşey
aşk için yanmışsa eğer..
yada sen
ateşim suyum rüzgarım ol gel
en büyük yangınım olsun ,
seninle ne farkeder
ister kül olayım o zaman,
ister tek yürekli sevda
:DCan