şayet festival diye tam bir panayır yerinin ortasında kalırsanız, ikisinin ne kadar ayrı şeyler olduğunu görebilirsiniz..!
Gerçi şu anda Panayır kısmını değil, kısmende olsa festival aradığım için bu kısmı anlatmak istiyorum..
Heyecanımla, gençlik umudumla katıldım festivale
Nice efsaneler yaratan müziktir, Rock müzik..
yaşamı, felsefesiyle doğan, özgün bir müzik nede olsa.. İsyanı da, eleştiriyi de buluruz dinlerken Cem Karaca yı, Erkin Koray ı, Bulutsuzluk Özlemi'ni, Yaşar Kurt'u, Moğolları v.s.
ve bunlar birazda politiktir..
Eski örneklerinden yola çıkarak böyle düşünmüş olmalıyım..
Meğer herşey ne büyük hızla değişiyor, gördüklerim kısmına geçiyorum
Panayırdan seyir notları;
Tüm günümü, haftasonumu ayırmak istediğim yerde 4 saat durabildim..
evet kabul etmeliyim kısa vadede geleceği doğru öngöremedim :)
4 saatte en beğendiğim, anladığım, keyif aldığım ilk yer
Fransa dan davetle gelen, halen üniversite de akademisyen olan konuşmacı oldu..
Onun dinlemek içinde olsa, gitmek güzeldi! diyebileceğim, buna değen tek nedenim
Sorbonne Üniversitesi olaylarını dinleti şeklinde paylaştı bizimle. Üniversiteyi işgal eden, öğrenci hareketinin nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte konuştuk
Hatırlayanınız vardır;
300 öğrenci tarafından, iş yasa tasarısını protesto etmek amacıyla işgal edilen üniversite, işgalin üçüncü günü polislerce boşaltılmıştı :)
Zamanın gerikalanı ise kendi yüzünü, 10 larca kez çivilemiş ve
her çivisiyle kendini daha iyi zanneden, bildiğiniz kırmızı, mavi saçlı, marjinal olmak derdiyle apolitikleşmiş hatta kendi toplumunun farkında olmayanların daha çok bulunduğu bir rock festivalinde, gözlemle geçti. Gündüzleri nerde bu çocuklar sahi?Sayın politikler görev tamamdır ..
Yüzler boyanmış,
çiviler çakılmış, piercing adıyla beynin en derinlerine,
konuşmalarda ise,
herşeye boşveeerrr..
1 milyonun vaar mııııı?
varılması gereken yere varılmıştır..
İşte umut vadeden yerden izlenimlerim,
içiniz huzurlu olsun çoktan görev tamamlanmış politik beyler..
haa bu arada benim gibi oraya umutla gelenleri farketmedim değil ama dedim ya 4-5 saat yetti bana..
tüm olup biteni anlayamamışta olabilirim
belki çok derinler farkedemedim
belki de kötü bir rüya !

Bence bu ne yiyeceğini anlamakta çok kolay bir yöntem, gerçek lezzet kokusuyla bütündür ve o anda anlamlanır.





Lübnan, 1982-1997 Savaşın izleri sadece insanların vücutlarına, yüzlerine ve göz bebeklerine işlemiyor. İnsanın en mahrem alanı olan mekanlar da savaştan nasibini alıyor. Havan mermilerinin açtığı oyuklar, roket ve mermi delikleri, binaların savaşa, "tehlikeli ışığa" bakan cephelerini sürrealist bir tabloya dönüştürmüş. Beyrut, dünyanın en büyük sürrealist eserler müzesi. Üstelik giriş bedava. Peki çıkış var mı?
Afganistan, 1983-1996 İnançlara her zaman saygı duydum. Ayırt etmeden birini diğerinden, hepsini kutsal saydım. Kutsal isyanlarını objektifimle ölümsüzleştirirken, ne yazık ki tanık olduğum zaferler yeni vahşetleri doğurdu çoğu zaman. Katil ve kurban değişik mekan ve zamanlarda o kadar kolay yer değiştirebiliyorlar ki, onları birbirinden ayırt etmek neredeyse imkansızlaşıyor.

İran, 1980-1989 İran Beheşti-Zehra 1989 "Cinayeti öğrendiler.... Onlara öylesine heyecan veriyorduki bu, spor olsun diye birbirlerini öldürmeye başladılar ve savaşı buldular; en büyük adım buydu onlar için...." Bernard Shaw

Lübnan, 1982-1997 Askerin önünde, namlusunu yönlendirdiği yerde bir hedef yok. Kendini elindeki silahıyla özdeşleştiren, elindeki silahı bir organına dönüştüren bu savaşçı, sadece aldığı haz nedeniyle ateş ediyor. Bu haz, nedenleri ve sonuçları itibariyle gerçekten de korkutucu.






Sıradaki iş, hemen bir gül ağacı bulup bunu asmalıyım.

Google da ismini yazdım resimlerine bakıyorum. Sonuçlardan çıkan fikirlerim;
Meğer ne kadar çokmuşsun, ben bu işin içinden çıkabilecek miyim? bilmiyorum !



