Direkt anlatıvermekte bir sakınca yok :) kişiler hayal ürünüdür biline ve kimse üzerine alınmaya lütfen yada alının! daha iyi
1.
çoğu maskeli, çeşit çeşit insan var maskelerinin farkında değilsem sorun yok. Farkına vardıkça gelde çıldırma :)
Mesela o gülümsemene çıldırıyorum ! çünkü artık farkındayım senin;
hani böyle sinekten yağ çıkarırcasına, küçük hesaplarınla hareket ediyorsan, gülümseyerek konuşuyorsun.
2.
Banka'da numara alıp sıramı beklemeye başladım. Banka dedimse, Ziraat Bankası yani... anlayın işte! herhalde sıra gelir, yetişir umuduyla beklerken; geçen 1 saat 45 dakikamın sonunda kalan 3 kişiye
-sistem bozuldu, gişe kapandı bundan sonra işlem alamıyoruz
gelde dayan.. yaa şunu baştan söyleyin de, gidelim dimi!
3.
Servisi sadece durakta beklemediğim için o on adım gerisinde bulunduğum, durağa koşsam da, göz göre göre durmayan servis şöförünün, hizmet etmekten çok kuralcı davranış tarzına
4.
İsminden, cisminden önce ne iş yaptığının veya statüsünün arkasında kendini ilah gibi görenlere..
5.
Herhangi bir şey okuyamayanın;
vakit bulamıyorum bulsamda odaklanma sorunum var, bana öyle bir kitap ver ki! ilgimi çeksin
roman olmasın,

bol tarihsel konulu,
böyle akıcı,
şöyle itici olsun
deyip de verdiğin, önerdiğin kitapları kitaplığından seçip, sonra almadan ayrılanlara ve bu yaptığını sonra hiç hatırlamayan, bir daha bu konuyu da hiç açmayan :)
ve bu şekilde mutlu daha kendini tanımadan, boyundan büyük davrananlara
6.
Bir başkasının hayatını yine bir başkasıyla konuşurken; onun şartlarını kendininkilerle karıştırıp, ahkamı kuvvetli olanlara
7.
yeteri kadar dinleyemeyen dolayısıyla basit bir şeyi bir kere söylediğinde anlamayan
8.
trafikte genelde bayanlara dilini sallayan, elini kaldıran, arabasını sıkıştıran
çoğu genç, çoğu ne yaptığını bilmeyen adam bozuntularına çıldırıyorum
daha fazla anlatırım ama şimdilik birinin bu yazıyı durdurması gerek.
Artemis ne iyi oldu, bu miminle oh rahatladım ya! :)



Bence bu ne yiyeceğini anlamakta çok kolay bir yöntem, gerçek lezzet kokusuyla bütündür ve o anda anlamlanır.





Lübnan, 1982-1997 Savaşın izleri sadece insanların vücutlarına, yüzlerine ve göz bebeklerine işlemiyor. İnsanın en mahrem alanı olan mekanlar da savaştan nasibini alıyor. Havan mermilerinin açtığı oyuklar, roket ve mermi delikleri, binaların savaşa, "tehlikeli ışığa" bakan cephelerini sürrealist bir tabloya dönüştürmüş. Beyrut, dünyanın en büyük sürrealist eserler müzesi. Üstelik giriş bedava. Peki çıkış var mı?
Afganistan, 1983-1996 İnançlara her zaman saygı duydum. Ayırt etmeden birini diğerinden, hepsini kutsal saydım. Kutsal isyanlarını objektifimle ölümsüzleştirirken, ne yazık ki tanık olduğum zaferler yeni vahşetleri doğurdu çoğu zaman. Katil ve kurban değişik mekan ve zamanlarda o kadar kolay yer değiştirebiliyorlar ki, onları birbirinden ayırt etmek neredeyse imkansızlaşıyor.

İran, 1980-1989 İran Beheşti-Zehra 1989 "Cinayeti öğrendiler.... Onlara öylesine heyecan veriyorduki bu, spor olsun diye birbirlerini öldürmeye başladılar ve savaşı buldular; en büyük adım buydu onlar için...." Bernard Shaw

Lübnan, 1982-1997 Askerin önünde, namlusunu yönlendirdiği yerde bir hedef yok. Kendini elindeki silahıyla özdeşleştiren, elindeki silahı bir organına dönüştüren bu savaşçı, sadece aldığı haz nedeniyle ateş ediyor. Bu haz, nedenleri ve sonuçları itibariyle gerçekten de korkutucu.






Sıradaki iş, hemen bir gül ağacı bulup bunu asmalıyım.

Google da ismini yazdım resimlerine bakıyorum. Sonuçlardan çıkan fikirlerim;
Meğer ne kadar çokmuşsun, ben bu işin içinden çıkabilecek miyim? bilmiyorum !

