
Başka ülke,
Madem iç dünyamızla yaşıyoruz! Neden, bundan bahsetmeyelim ? Öneri ve dileklerinizi lütfen paylaşın..

Avrupa'da yayın yapan kanallar dan izliyorum. Almanya'da halen devam eden daha çok okullarda ki, ırkçılık ve asimilasyon (yabancı entegrasyonu diyorlar) çabalarını gösteriyor
Yabancı bir ülkede yaşamak;
bir şekilde yerli toplum, yabancı topluma yabancı olduğunu hissettirir değil mi?
Yabancılar dairesi, İşçi bulma kurumu, her yaptığını didik didik eden evraklar, onay süreçlerin de gidilen kurumlar
kişiye, karşısındaki tarafından değersiz bir yabancı olduğu her defasın da hissettirebilir. Çözümsüzlük yaratan asırlık davanın büyük kilidi DEĞERSİZLİK
Entegre olmaya çalışan yabancı, değersizlik yaşadığı yerden uzaklaşır ve aradaki uçurum daha çok derinleşir. Yabancıysan; ekonomik sorunlar, işsizlik, terör olayları sana mal edilebilir.
Herkes için geçerliliğini koruyan bir düşüncedir, "kişilerin etnik kökeni ne olursa olsun, bulunduğu topluma kendi kültürünü, dilini koruyarak entegre olmak ister" bu o kadar doğal ki.
Yabancılara; topluma hissettirilmeden, farklı baskı yolları uygulanarak, yaptırımlara çalışılırsa bu asimilasyon olur ve yabancılar tarafından ters tepki görür.
Amerika'da zenciler, istikrarlı şekilde davalarını sürdürerek belki daha fazla kan dökerek, kölelikten kurtulsalar da, üzerlerindeki asimilasyon içten içe devam ediyor, devam ettikçe de karşılıklı etkileşimlerinden kaçınılamaz
Bilemiyorum evrimimizle tamamlanır mı bu sorunlar.
Şimdi dışardan kendimize bakalım.
Kürt, Türk, Çerkez, Süryani, Ermeni, Alevi, Sünni... v.s. biz büyük bir uygarlığız ama bu uygarlıklardan bir o kadar uzağız.
Televizyonlar da sanki tek örnek ülke insanlarını seyrediyoruz. İsmi verilmeyen, adetleri aynı bir toplum.
Uygarlığımızın, köklerimizin olması çeşitliliğiyle güzel bir sahne yaratıyor ve hepsi dekorumuzun belki de anlaşılması zor parçaları. Bizim uygarlığımızda da farklı giysilerimiz var
Peki bizde yok mu asimilasyon davası ?..
Toplum da bir yere koymadığınız, konuşurken, farketmeden değerlerini hiç ettikleriniz,
İnsanlar yakılır mesela, insanlara işkence edilir,Peki gerçekte !
Almanya da ana dil unutturulabilir mi? mümkün olur mu? Öyle ki; mesela uykusunda, Türkçe, Kürtçe, Lazca v.s. yerine uyum sonrası Almanca sayıklar mı?
Zenci biri, sadece deri rengi yüzünden kara bela, yada köle olur mu?
İnanışı kabul görmeyen, hatta inanışları bitirilen, bildiği kadarını bile gizleyen korkan v.s.
Yıl daha bitmeden yakınım 4 kişi aniden gitti. Kayıplar arttıkça, sorgulamalarım azalıyor
Bu hayatın tadına varmak,
kendi kabuğundan ve bildiklerinden biraz sıyrılmak,
sevmediğim, aklımın almadığı şeyleri bile tarafsızca yaşamak gerekir belki..
Şu kadın programlarını sevmem mesela neden sevmem ki dedim!
Bildiklerimi unutarak,
bakalım neymiş, hem eğlenceli duruyor! bazen bilip konuşmak lazım :)
Programlar için ayarlanan Altur minibüsleriyle yola koyulduk, gerçekten yaptım, hem de annem babamla beraber..
Kişi başı 3 milyon para aldılar hem alkışçı olarak gidip hem de üzerine para verdik
önce Petek Dinçöz ün programı sonra Esra Ceyhan planlanmış.
Sabah programı için 6.15 te evden çıktık. Her yolcu için ara sokaklara girildi. Herkez birbirini tanıyor ve yol boyu bir tek sabah programları konuşuldu. Bundan keyif almak istesem de olmadı. Hiç konu değişmiyor varsa yoksa bu dünyadan laflar ediliyor ayrıca sabahın körü böyle dinamik olabilmeleri çok ilginç.
Annem mutlu, hem ufak bir gezinti yapmanın keyfinde hem de kendine yönelik dertlerle yapıldığını düşündüğü bir programı, üstelik basit bir dille konuşan sunucu da kadın, onu izleyecek olmak, her denileni anlayabilmek, belki aralarda üzülmek bile güzeldir O'na
bazense ohh eğlenecek el sallayıp katılacak, yani felekten bir gün...
Babam deli oldu ; bir daha kimse beni getiremez diye söyleniyor, omzunda uyudum biraz.. ona da iyi geldi .. kafam omzundan her düştüğünde elini yanağıma koydu
nihayet programdayız, izdiham sayılacak sayıda kişi yoktu.. yer gösteren kişiler tarafından yerimiz belirleniyor.
önlerde olmak marifetmiş bir çoğu bu nedenle kendini iyi hissedettiklerinden, rahatlıkla oturduk tabii en arka sırayı kaptık.. işimiz kolay oldu.
Stüdyo, ne görkemli ne büyülü değil. Ses ekrandaki gibi ayarlanamıyor, kısık bir ses duyulan ve konsantre olmak zor geldi. Acemilikten galiba ben zorlandım.
Daha ben ne olduğunu anlayamadan biri hop oturup, hop kalkıyor evet sonunda konuşma hakkını kazandı.. Bu kadar saçma bir laf etmese konu bu kadar uzamazdı falan filan. Burda herşey garip, o kadar çok anlatılabilirim ki
Uzun lafın kısası
Böyle bir sahnede yer edinemedim
her çivisiyle kendini daha iyi zanneden, bildiğiniz kırmızı, mavi saçlı, marjinal olmak derdiyle apolitikleşmiş hatta kendi toplumunun farkında olmayanların daha çok bulunduğu bir rock festivalinde, gözlemle geçti. Gündüzleri nerde bu çocuklar sahi?
Bence bu ne yiyeceğini anlamakta çok kolay bir yöntem, gerçek lezzet kokusuyla bütündür ve o anda anlamlanır.
Kim sevmezki bostandan alınan hormonsuz ve taze domates, biber, kavun, çilek kokusunu ..
Fırında yeni çıkan taze ekmek kokusu, daha bir iştah katar yenilen beyaz peynir, zeytine..
Deniz kokusu, benim için çok güzeldir ayrıca ruhuma iyi bir dinlenme etkisi yaratır nede olsa kıyı kenti çocuğuyum..
Yağmurun, toprakla buluşmasındaki aşkla birlikte çıkardığı kokuyu, kim sevmezki! bu ikilinin birlikte yaydıkları koku, baharda dahada anlamlıdır. Canlılık katan, insanı sokağa vuran cinsten..
Koku bazen daha ön planda ve güzel olabilir;
Izgara, kebap kokusundaki gibi yerken daha fazla lezzet bekletir bunu herkes bilir ..
Kahvenin afrodizyak etkili, davetkar kokusunda da yüksek etki vardır.
Gündelik kullanımda Protex sabun favorim vazgeçemiyorum..
Çıtır çıtır yanan ateşin de kokusu vardır, hele birde o ateşi çıra ile yakıyorsanız. Ya peki önce çırayı kokladınız mı? kokusu hemen ayrılabilir, özgündür.
Kişisel bakımda kullandığım kokularımda, sabit bir marka veremiyorum.. çok parfüm değiştirdim.. daha çok fresh kokulardan hoşlanıyorum.. hiç bir koku tenimde 5 saatten fazla durmadığından, eninde sonunda kokusuz kalırım.
Tam olarak kaybolmuyor aslında
fakat şöyle koridorlardan geçtiğinde, buram buram, iz bırakan biri değilim, uzun süre parfüm kokamıyorum.. yinede severim her ne hikmetse !..
Victoria Secret body splash lar, hala gözdem.. hıı birde YVES' in vücut losyonuna bayılıyorum (Hindistan Cevizli)
Özellikle abartılı, baharatlı olmayan erkek kokuları da favorimdir :)



Lübnan, 1982-1997 Savaşın izleri sadece insanların vücutlarına, yüzlerine ve göz bebeklerine işlemiyor. İnsanın en mahrem alanı olan mekanlar da savaştan nasibini alıyor. Havan mermilerinin açtığı oyuklar, roket ve mermi delikleri, binaların savaşa, "tehlikeli ışığa" bakan cephelerini sürrealist bir tabloya dönüştürmüş. Beyrut, dünyanın en büyük sürrealist eserler müzesi. Üstelik giriş bedava. Peki çıkış var mı?
Afganistan, 1983-1996 İnançlara her zaman saygı duydum. Ayırt etmeden birini diğerinden, hepsini kutsal saydım. Kutsal isyanlarını objektifimle ölümsüzleştirirken, ne yazık ki tanık olduğum zaferler yeni vahşetleri doğurdu çoğu zaman. Katil ve kurban değişik mekan ve zamanlarda o kadar kolay yer değiştirebiliyorlar ki, onları birbirinden ayırt etmek neredeyse imkansızlaşıyor.
Romanya, 1989 Çiçek her yerde güzel, özellikle burada. Açılmaz bir mühür gibi
İran, 1980-1989 Cioran'ın, "İnsan türü ancak kendini mahvedene hayran olur." sözü geldi aklıma. Haklı galiba.
İran, 1980-1989 İran Beheşti-Zehra 1989 "Cinayeti öğrendiler.... Onlara öylesine heyecan veriyorduki bu, spor olsun diye birbirlerini öldürmeye başladılar ve savaşı buldular; en büyük adım buydu onlar için...." Bernard Shaw
Lübnan, 1982-1997 Saleh arkadaşımdı. Bir obüs mermisinin patlaması sonucu, önce sağ gözünü, sonra aklını yitirdi. Patlamaya neden olduğumu düşünürek, beni öldürmeye kalktı.
Saleh arkadaşımdı.
Lübnan, 1982-1997 Askerin önünde, namlusunu yönlendirdiği yerde bir hedef yok. Kendini elindeki silahıyla özdeşleştiren, elindeki silahı bir organına dönüştüren bu savaşçı, sadece aldığı haz nedeniyle ateş ediyor. Bu haz, nedenleri ve sonuçları itibariyle gerçekten de korkutucu.
Lübnan, 1982-1997 Yer Hizbullah kampı, Beyrut. Güney Banliyö.
Bildiğim tek şey onların artık çocuk olmadıklarıydı.
Ruanda, 1994 Beziers Piskoposu, Fransa'nın güneyindeki Katoliklerin, Katharlara karşı başlattığı Haçlı Seferi sırasında şöyle der:
"Hepsini öldürün! Tanrı kendininkileri ayıracaktır."
Lübnan, 1982-1997 "Hiç bir askerden düşünmesini beklemem ben" Bernard Shaw

k ihtişamlı görünebilir.

Sıradaki iş, hemen bir gül ağacı bulup bunu asmalıyım.
Sabah gül ağacında dileğimi bulamazsam, hemen olacak sanki!
Sabaha olurmu bunca dilek, hemen bu sabah olsa olur mu?
Mexico City'de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler, Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış.
Melbourne'de yapılan cenaze töreni. 'Onurlu beyaz atlet' Peter Norman'ın tabutu, Tommie Smith (solda) ve John Carlos'un omuzlarında!
Üç 'eylem kardeşi' son kez omuz omuza...
Nasıl, muhteşem bir hikaye değil mi?