Salı, Şubat 10, 2009
Etme
belki seni görüyorum, sen de beni görüyorsun..
görünmek her zaman delil değil, gözümün görmediği bir sürü şey olabilir
yada gözümle gördüğüm, delil mi varlığına ?
Varlık sınavında herkes seçilmiş ve bunun bir nedeni var, bir amacı..
belki bunu bilmeden ölmenin acısıdır birçok ölüm acısı
Tesadüf diye bir şey yok! bize yaşama fırsatını veren hiç bir şey tesadüf değil
Salı, Ocak 20, 2009
Yönetilmek mi?
Hayat ve İş hayatıma sadece bir noktadan bakmak istedim. Konu çok başlıklı ve dağılabilir diye özenle uzatmamaya çalışıyorum.
13 yıldır tam zamanlı çalışıyorum ve gördüm ki;
Çalışan, işveren açısından anlaşma demek, daha çok güçlü olanın elinde olmak demek.
Bu günlerde büyük, organizasyon değişiklikleri yaşıyor, dünya ve işyerim.
Neyin değiştiğinin tam farkında değilim. Tam ortasında kaldığım için ve basma kalıp laflar yetmediğinden, ne olacağını anlayamıyorum.
İşyerinde; Ekibimizden en eskileri veya fazla buldukları yöneticilerin işleri bitiyor. Sanırım ekonomik kriz sebep gösteriliyor. Değişim her zaman var.
Yaşamda; Ben LCD TV, araba, koltuk v.s aldım diyelim. 1 yıl sonra fiyatı düştü diye eskisini atıp yenisini almayı düşünür müyüm?
İnsanların bu zor günlerde; kendilerini değersiz, vazgeçilebilir hissetmeleri çok acı.. Hani ekip arkadaşlarımız değerliydi? Değer ne demek?
Ahlaki değerler yada
değer kavramı; yeni değerler üretme, düşünme yeteneği mi?
İşyerimde değerlerin tanımı acayip, yüzün kızarmadan yalan söyleme yeteneği mesela, ne kadar tiyatralsan o kadar yönetici olabilme yeteneği, değer.. Konuyu dağıtmamak için ahlaki tarafını yazmayacağım.
İnsan yönetmek, talimatlara
Performans denen kavramı, maddi dayanaklara dayayan ve en yükseğine böyle çıktığını düşünen
Bunu yapanların adı yöneticidir, iş tanımı angaryadır.. Bence..
Ben kendini yöneten, yada kendi yönetimini öğrenecek nitelikli insanların gerekliliğine inanıyorum.
Bu insanlar; sorumluluk alır, geliştirir, kaynak bulur ve kararlı şekilde uygularlar.
Bir sürü Lider ve Koç çalışan olabilir yönetici olmasına ne gerek var?
İşyerlerinin her çalışanını, bu profile kavuşturma mücadelesi olsa çok daha hızlı yol alacağı, değerleri yaşayan çalışanın tam doyumla çalışacağını düşünüyorum.
Tek önemli olan, hangi okulu, nerde bitirdin olmamalı
Kişisel yetenek, ahlak, beceri, sorumluluk alma, yaratıcılık, çalışkanlık ve daha sıralanabilecek bir çok değer var
Çalışanlara eğitimleri sonunda sınav yerine, projelerde görev verip aldıkları eğitimlerin pekişmesini, kişisel güç katmasını önemserseniz, kendini tanıyan, olgun insanı yaratabilen başarılı işyerleri, bunların başına yönetici koymadan çalışabilir.
Çok daha yüksek performans alabilir. Şirket kar eder. Buradan çıkacak kazanç, maaş zammı olmasa da her kişiye ayrı ayrı kar sağlar, sömürmeden çalışmak olur.
13 yıldır tam zamanlı çalışıyorum ve gördüm ki;
Çalışan, işveren açısından anlaşma demek, daha çok güçlü olanın elinde olmak demek.
Bu günlerde büyük, organizasyon değişiklikleri yaşıyor, dünya ve işyerim.
Neyin değiştiğinin tam farkında değilim. Tam ortasında kaldığım için ve basma kalıp laflar yetmediğinden, ne olacağını anlayamıyorum.
İşyerinde; Ekibimizden en eskileri veya fazla buldukları yöneticilerin işleri bitiyor. Sanırım ekonomik kriz sebep gösteriliyor. Değişim her zaman var.
Yaşamda; Ben LCD TV, araba, koltuk v.s aldım diyelim. 1 yıl sonra fiyatı düştü diye eskisini atıp yenisini almayı düşünür müyüm?
İnsanların bu zor günlerde; kendilerini değersiz, vazgeçilebilir hissetmeleri çok acı.. Hani ekip arkadaşlarımız değerliydi? Değer ne demek?
Ahlaki değerler yada
değer kavramı; yeni değerler üretme, düşünme yeteneği mi?
İşyerimde değerlerin tanımı acayip, yüzün kızarmadan yalan söyleme yeteneği mesela, ne kadar tiyatralsan o kadar yönetici olabilme yeteneği, değer.. Konuyu dağıtmamak için ahlaki tarafını yazmayacağım.
İnsan yönetmek, talimatlaraPerformans denen kavramı, maddi dayanaklara dayayan ve en yükseğine böyle çıktığını düşünen
Bunu yapanların adı yöneticidir, iş tanımı angaryadır.. Bence..
Ben kendini yöneten, yada kendi yönetimini öğrenecek nitelikli insanların gerekliliğine inanıyorum.
Bu insanlar; sorumluluk alır, geliştirir, kaynak bulur ve kararlı şekilde uygularlar.
Bir sürü Lider ve Koç çalışan olabilir yönetici olmasına ne gerek var?
İşyerlerinin her çalışanını, bu profile kavuşturma mücadelesi olsa çok daha hızlı yol alacağı, değerleri yaşayan çalışanın tam doyumla çalışacağını düşünüyorum.
Tek önemli olan, hangi okulu, nerde bitirdin olmamalı
Kişisel yetenek, ahlak, beceri, sorumluluk alma, yaratıcılık, çalışkanlık ve daha sıralanabilecek bir çok değer var
Çalışanlara eğitimleri sonunda sınav yerine, projelerde görev verip aldıkları eğitimlerin pekişmesini, kişisel güç katmasını önemserseniz, kendini tanıyan, olgun insanı yaratabilen başarılı işyerleri, bunların başına yönetici koymadan çalışabilir.
Çok daha yüksek performans alabilir. Şirket kar eder. Buradan çıkacak kazanç, maaş zammı olmasa da her kişiye ayrı ayrı kar sağlar, sömürmeden çalışmak olur.
Etiketler:
kendi_kendime
Pazar, Ocak 11, 2009
Anlamak Bilmek Tanımak
Canımın can ı ! Gel, bakalım..
Anlamak - Tanımak - Bilmek üçlemesinin içinden çıkabilecek miyiz?
TDK daki anlamları;
Anlamak
1 . Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak: "Yıldızın hemen altında, namluya benzer bir başka şekil var, bunun bir tabanca olduğunu anlamakta gecikmiyorum."- A. Ümit.
2 . Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek.
3 . Sorup öğrenmek.
4 . Doğru ve yerinde bulmak: "Hani bunu anladık ama!"- .
5 . Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek: "Kabul etmeyeceğini ben daha o gün anlamıştım."- M. C. Kuntay.
6 . (-den) Bir şey hakkında bilgisi bulunmak: "Hele bir de denizcilikten anlamıyorsanız su üstünde bahadırlık göstermek yerine beceriksizlik göstereceksiniz demektir."- İ. Özel.
7 . (-den, nsz) Yarar sağlamak: "Bu ilaçtan hiçbir şey anlamadım."-
Bilmek
1 . Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak: "Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu."- A. Ağaoğlu.
2 . (-i) Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak: "Yani kısacası bu mükemmel dilimizi kimse bilmez, okumaz."- B. Felek.
3 . Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek.
4 . Tanımak, hatırlamak: "Kadıncığım aç. Ben geldim. Bilemedin mi?"- H. R. Gürpınar.
5 . Sanmak, varsaymak, farz etmek: "Bir hastanın hastalığına gereken önemi vermesi, doktorun ancak kendini o hasta ile birlikte hasta bilmesi ile sağlanabilir."- R. H. Karay.
6 . (-i) Sorumlu tutmak: "Ben arkadaşını bilmem, seni bilirim."- .
7 . İnanmak: "Bilirim yaşamaz güneşte / Bilirim yaşamaz yan yana aşkla / Ne haksızlık / Ne korku"- N. Cumalı.
8 . (-i) İşine gelmek, uygun bulmak: "Mal almasını bildi de parasını vermeyi mi bilmiyor?"- .
9 . -a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Anlayabilmek. Gidebilmek. Kapayabilmek. Yazabilmek."- .
10 . (-i) Saymak: "Teşekkürü borç bilirim."-
Tanımak
1 . Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak: "Zarfın üstündeki yazıyı hemen tanıdı."- H. E. Adıvar.
2 . Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak, bilmek: "Onu bir de eski polisler tanır."- S. F. Abasıyanık.
3 . Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak: "Sincapları yakından tanırım."- A. Haşim.
4 . Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek: "Oğlan süngerlerin çeşidini zehir gibi tanıyordu."- Halikarnas Balıkçısı.
5 . hukuk Varlığını kabul etmek.
6 . Boyun eğmek, yargısına uymak, saymak.
7 . Sorumlu bilmek: "Ben arkadaşını tanımam, alacağımı senden isterim."- .
8 . Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek: "Ona borcunu ödemesi için üç günlük bir süre tanıdım."- .
-----------------

Sözlük açıklamaları, ne kadar yakın ve iç içe, birini anlatmak için diğeri kullanılmış... Bu kelimeler, hayatın karmaşasında hep karşımızda..
Hangisi daha zor veya uzak kalıyor; tanımak mı? anlamak mı? bilmek mi?
Yazıyı kurguladığım zamandan beri, bir tek bu konuda net olabildim; bilmek en başta geliyor çünkü herkes bilir.
3 yaşında çocukta; kadını, erkeği, ağlayanı, güleni... bilir, arabayı, masayı, sandalyeyi, giyimi v.s. bilir.
Tanımak, Anlamak daha sonra, daha uzun bir yol çizdi bana..
Kadın kadını, erkek erkeği, tanır yada anlar mı?
Yada erkek için kadınla yakınlık, kadın için erkekle yakınlık, neden daha kolay olur bazen ?
Anlama ve tanıma ne kadar azsa, daha kolay herşey çünkü kendi deneyimlememiştir,
kendine dönüp karşılaştıramaz ve sadece inanmak kalır..
Tanıdığına inanmak, anladığına inanmak..
İnanmak varolmaktır o zaman..
Ben kavramı dahil, bu iki kelimeyle alt üst olmaz mı?
-Ben kendimi tanımıyorum,
-Ben anlamıyorum, neden böyle yaptığımı?
-Bir kendimi anlasam her şeyi çözerim. :)
Demek ki ne kadar içinde olsak da aldanmak mümkün..
Demek ki yaşarken, zayıf anlarımız da sadece inanmakla ayakta kalmak mümkün
Şu kalıyor geriye inandığımız şeyler için yaşamak
Gerçek hayattan düşününce, garip bir şey yakalıyorum..
İnsan kolayı seçerek, kendine benzer nitelikte arkadaşlara sahip oluyor.
Kendi gibi inanan mesela.. Kendi gibi düşünen yada..
Ortak noktalar ne kadar çoksa, o kadar rahat bir yol çizebiliniyor, yada iş hayatında daha uyumlu çalışmayı sağlıyor..
Birine yakınlaşmanın sırrı değil bu, kolay yaşamı tercih etme.. Kendimizle bile bu 2 kavramda kavga ederken, başkalarıyla kavga etmemenin çıkış yolu..
Bunu alt benliğimiz biliyor ve kullanıyor..
Şunu yapabiliyor muyuz?
Her sabah kalktığımızda ben kimim diyip, varlığımızı tekrar yeniden kodlayıp güne başlatabiliyor muyuz?
İmkansız bu, tabiiki yapamıyoruz.
O zaman inandığımız şeyler için yaşayalım ama kimsenin inandığı şeyleri değiştirmesini bekleyerek değil..
Anlamak - Tanımak - Bilmek üçlemesinin içinden çıkabilecek miyiz?
TDK daki anlamları;
Anlamak
1 . Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak: "Yıldızın hemen altında, namluya benzer bir başka şekil var, bunun bir tabanca olduğunu anlamakta gecikmiyorum."- A. Ümit.
2 . Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek.
3 . Sorup öğrenmek.
4 . Doğru ve yerinde bulmak: "Hani bunu anladık ama!"- .
5 . Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek: "Kabul etmeyeceğini ben daha o gün anlamıştım."- M. C. Kuntay.
6 . (-den) Bir şey hakkında bilgisi bulunmak: "Hele bir de denizcilikten anlamıyorsanız su üstünde bahadırlık göstermek yerine beceriksizlik göstereceksiniz demektir."- İ. Özel.
7 . (-den, nsz) Yarar sağlamak: "Bu ilaçtan hiçbir şey anlamadım."-
Bilmek
1 . Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak: "Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu."- A. Ağaoğlu.
2 . (-i) Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak: "Yani kısacası bu mükemmel dilimizi kimse bilmez, okumaz."- B. Felek.
3 . Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek.
4 . Tanımak, hatırlamak: "Kadıncığım aç. Ben geldim. Bilemedin mi?"- H. R. Gürpınar.
5 . Sanmak, varsaymak, farz etmek: "Bir hastanın hastalığına gereken önemi vermesi, doktorun ancak kendini o hasta ile birlikte hasta bilmesi ile sağlanabilir."- R. H. Karay.
6 . (-i) Sorumlu tutmak: "Ben arkadaşını bilmem, seni bilirim."- .
7 . İnanmak: "Bilirim yaşamaz güneşte / Bilirim yaşamaz yan yana aşkla / Ne haksızlık / Ne korku"- N. Cumalı.
8 . (-i) İşine gelmek, uygun bulmak: "Mal almasını bildi de parasını vermeyi mi bilmiyor?"- .
9 . -a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Anlayabilmek. Gidebilmek. Kapayabilmek. Yazabilmek."- .
10 . (-i) Saymak: "Teşekkürü borç bilirim."-
Tanımak
1 . Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak: "Zarfın üstündeki yazıyı hemen tanıdı."- H. E. Adıvar.
2 . Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak, bilmek: "Onu bir de eski polisler tanır."- S. F. Abasıyanık.
3 . Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak: "Sincapları yakından tanırım."- A. Haşim.
4 . Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek: "Oğlan süngerlerin çeşidini zehir gibi tanıyordu."- Halikarnas Balıkçısı.
5 . hukuk Varlığını kabul etmek.
6 . Boyun eğmek, yargısına uymak, saymak.
7 . Sorumlu bilmek: "Ben arkadaşını tanımam, alacağımı senden isterim."- .
8 . Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek: "Ona borcunu ödemesi için üç günlük bir süre tanıdım."- .
-----------------

Sözlük açıklamaları, ne kadar yakın ve iç içe, birini anlatmak için diğeri kullanılmış... Bu kelimeler, hayatın karmaşasında hep karşımızda..
Hangisi daha zor veya uzak kalıyor; tanımak mı? anlamak mı? bilmek mi?
Yazıyı kurguladığım zamandan beri, bir tek bu konuda net olabildim; bilmek en başta geliyor çünkü herkes bilir.
3 yaşında çocukta; kadını, erkeği, ağlayanı, güleni... bilir, arabayı, masayı, sandalyeyi, giyimi v.s. bilir.
Tanımak, Anlamak daha sonra, daha uzun bir yol çizdi bana..
Kadın kadını, erkek erkeği, tanır yada anlar mı?
Yada erkek için kadınla yakınlık, kadın için erkekle yakınlık, neden daha kolay olur bazen ?
Anlama ve tanıma ne kadar azsa, daha kolay herşey çünkü kendi deneyimlememiştir,
kendine dönüp karşılaştıramaz ve sadece inanmak kalır..
Tanıdığına inanmak, anladığına inanmak..
İnanmak varolmaktır o zaman..
Ben kavramı dahil, bu iki kelimeyle alt üst olmaz mı?
-Ben kendimi tanımıyorum,
-Ben anlamıyorum, neden böyle yaptığımı?
-Bir kendimi anlasam her şeyi çözerim. :)
Demek ki ne kadar içinde olsak da aldanmak mümkün..
Demek ki yaşarken, zayıf anlarımız da sadece inanmakla ayakta kalmak mümkün
Şu kalıyor geriye inandığımız şeyler için yaşamak
Gerçek hayattan düşününce, garip bir şey yakalıyorum..
İnsan kolayı seçerek, kendine benzer nitelikte arkadaşlara sahip oluyor.
Kendi gibi inanan mesela.. Kendi gibi düşünen yada..
Ortak noktalar ne kadar çoksa, o kadar rahat bir yol çizebiliniyor, yada iş hayatında daha uyumlu çalışmayı sağlıyor..
Birine yakınlaşmanın sırrı değil bu, kolay yaşamı tercih etme.. Kendimizle bile bu 2 kavramda kavga ederken, başkalarıyla kavga etmemenin çıkış yolu..
Bunu alt benliğimiz biliyor ve kullanıyor..
Şunu yapabiliyor muyuz?
Her sabah kalktığımızda ben kimim diyip, varlığımızı tekrar yeniden kodlayıp güne başlatabiliyor muyuz?
İmkansız bu, tabiiki yapamıyoruz.
O zaman inandığımız şeyler için yaşayalım ama kimsenin inandığı şeyleri değiştirmesini bekleyerek değil..
Etiketler:
kendi_kendime
Salı, Aralık 16, 2008
Haftaya Dair Bir Gelecek
Ruhları kırılmış ve paramçarça bir kaç öykünün ortasında ömürlerimiz geçiyor.
Farkedersek belki düzeltiriz. Neyi, neden yaptığımızı düşünmekle başlıyor herşey.
Ortalık yangın yeri ve istemesek de onun tam ortasında kalıyoruz. Yanan; evler, ormanlar değil.
Yanan ev olsa sigorta öder ,
Araba olsa kasko var,
Orman olsa genel tepkimiz, TV başında seyredip tüh demek, üzülmek, çözüm bulmak, devletin, kurumların kucaklarında,
bu tip yangınlar kolay bu devirde.
Biz gerçek savaşı bu devirde, ruhlarımızın içinde yaşıyoruz.. Onu da paramparça edip, kendimize zarar vererek yapıyoruz, göremediğimiz yaralarımızı saramıyoruz çoğunda.
İçimizde intiharlarımız var. Kezlerce ölüp dirilmiş, sosyal intiharlarımız da oluyor. Yangınların merkezi burda sanki.
Dönemin ve bizlerin savaşlarını;
evde, işyerinde, TV de, birçok kişide sürekli görüyorum
EN AZ ONLAR KADAR benim de canım yanıyor.
Bu yangına su serpmekte çok mümkün değil malesef.
-----------
Bir yangın yeri;
-----------
Eskiden aşık olmak, bir resimle, bir kişiye olabiliyormuş :)
mesela babam, annemi bir kez görmüş
tutmuş kolunu, yanağından öpmüş birden
herşeye karar verilecek tek şey buymuş, onla geçen 1 saatlik konuşma.
Sorgulamadan, geçmişi didik didik edilmeden, saflığa inanılır, güven esaslı bir şeymiş
Şimdi, ilişkiler yıllar sürüyor terside olabiliyor ama değişmeyense
Evlilik yapılsa bile, yıllar sonra güvensizlik hortlayabiliyor çoğunda.
Sanki herkes aldatacak, yalanları olacak, bir yerden onu mutsuz bırakacak, inanmıyor hiç kimse bir diğerine ve dahi KENDİSİNE ... planlı bir çöküş yaşanan
Bu zor YALNIZLIK tekrarlıyor ve çürütüyor .
Neden? habire bu savaş devam ediyor ! Kendimizle,
başka dertlerimizi çözmek nasılsa kolay iş ..
Para var huzur var :( her şeyin bir çözümü var :)
içimizde hissettiğimiz, yada farkında olmadan kararttığımız vicdanlarımız dışında
Bu sadece sistemin getirisi mi? Hepimiz Kapitalist ve çürümüş müyüz?
---------
Bir başka yangın,
---------
Ruhu boşalmış biri var TV de,
özetle dramı; çok daha küçük yaştayken başlamış herşey. .
Ailede sevgiyi hissedememiş ve başkaları tarafından taciz edilmiş. Dolayısıyla, insanları sevmiyor ve uzak kalarak, güvenini azaltarak bir süre bastırmış yangınını. Canını yakmak isteyip kendini boşluğa bırakmış ama hayat, bu boşlukta bazılarına bir el uzatıyor, başlangıçta birine güvenmek ona da iyi geliyor, sanki azalmış gibi taşıdığı derdi.
Kırık dökük insanlar TV de, evlerinde birbirinin dinamosu oluyorlar..
Hey hat yaşanılan hiç bir şey sürekli değil ve izleyiciyle, artık yeter diyorlar! Uğraşmaktan vazgeçip, ayakta KAL diyorlar, kendilerine has bir şekilde bir reklam molasında.
Sanki TV de olup, herkese söyleyip, hezeyanını dışavurmak ona iyi gelecek
Ruhun daki boşluğu bir türlü dolmuyor hiç bir şeyle
İyileşmeyen ruhunda yalnızlık tekrar yakalıyor, uğraşmak zor geliyor
Diğerleri ne kadar yardım edebilir? sanki bir ömür, aynı hikaye de kalır ..
Peki onaracak mıyız?
İçindeki herşey , henüz "kor"ken dururken, dinleyip biraz kül olmasını bekliyoruz.
Biraz uyuşturup bekliyoruz, duygusal travmasının şiddetini azaltmaya..
Zorlanıyoruz ama yalnız olmadığını ve güvenimizi görecek kadar reyting yapıyoruz.
------------
Bir diğerinin yangını,
------------
Ayrılmış, bozulmuş evlilikler sonucu çıkan yangınlar !
Evlilik programlarında buluyorlar tedavilerini.
Kasedi başa sar,
ayaklarının üstünde dur ve yeni tanıştıklarınla kendi savaşını ver
birçoğu maddi olur böylelerinin, çokmu haklılar ev, araba istemekle :(
-------------
Eskiden; savaşlar varmış, yokluk varmış, dostluk, komşuluk varmış birde...
Zamanın savaşlarını, kimse yeterince görmüyor.. Belki de bundadır..
Hani eski filmlerde görürdük,
insanlar birini bıçakladığında; elinden bıçağı düşer, gözleri kocaman olur, ne yaptığına inanamaz ve kendine inanamayıp uzaklara koşardı, vicdanıyla.
Şimdi her gün, her yerde;
başka bir cinayet, gasp, yaralama var. Seri cinayetler halinde bile olabiliyor bu mezarları buluyorlar, sağda solda bizde şaşırıyoruz. Dünyanın çivisi çıkmış diyoruz..
Ruhlarımızı kaybettik; kendi içimizde ... korkarım ki bu sessizce keyif bile veriyor.
Günümüzün yolculukları İÇE , en büyük yolumuz ve sorunumuz..
Neden bu kadar yanlışla devam ediyor herşey?
Sanırım biz bu yolculuğa çıkacak kadar büyüyememişiz. Bizden önce ki zamanın sorunlarını, gördük ve hallettik.. Parayla, sistemle ama başka sorunlar yarattık.
Umarım bizden sonrası da ; bu zamanın yanlışlarını görüp, ona göre değişir.. daha iyisi için.
Farkedersek belki düzeltiriz. Neyi, neden yaptığımızı düşünmekle başlıyor herşey.
Ortalık yangın yeri ve istemesek de onun tam ortasında kalıyoruz. Yanan; evler, ormanlar değil.
Yanan ev olsa sigorta öder ,
Araba olsa kasko var,
Orman olsa genel tepkimiz, TV başında seyredip tüh demek, üzülmek, çözüm bulmak, devletin, kurumların kucaklarında,
bu tip yangınlar kolay bu devirde.
Biz gerçek savaşı bu devirde, ruhlarımızın içinde yaşıyoruz.. Onu da paramparça edip, kendimize zarar vererek yapıyoruz, göremediğimiz yaralarımızı saramıyoruz çoğunda.
İçimizde intiharlarımız var. Kezlerce ölüp dirilmiş, sosyal intiharlarımız da oluyor. Yangınların merkezi burda sanki.
Dönemin ve bizlerin savaşlarını;
evde, işyerinde, TV de, birçok kişide sürekli görüyorum
EN AZ ONLAR KADAR benim de canım yanıyor.
Bu yangına su serpmekte çok mümkün değil malesef.
-----------
Bir yangın yeri;
-----------
Eskiden aşık olmak, bir resimle, bir kişiye olabiliyormuş :)
mesela babam, annemi bir kez görmüş
tutmuş kolunu, yanağından öpmüş birden
herşeye karar verilecek tek şey buymuş, onla geçen 1 saatlik konuşma.
Sorgulamadan, geçmişi didik didik edilmeden, saflığa inanılır, güven esaslı bir şeymiş
Şimdi, ilişkiler yıllar sürüyor terside olabiliyor ama değişmeyense
Evlilik yapılsa bile, yıllar sonra güvensizlik hortlayabiliyor çoğunda.
Sanki herkes aldatacak, yalanları olacak, bir yerden onu mutsuz bırakacak, inanmıyor hiç kimse bir diğerine ve dahi KENDİSİNE ... planlı bir çöküş yaşanan
Bu zor YALNIZLIK tekrarlıyor ve çürütüyor .
Neden? habire bu savaş devam ediyor ! Kendimizle,
başka dertlerimizi çözmek nasılsa kolay iş ..
Para var huzur var :( her şeyin bir çözümü var :)
içimizde hissettiğimiz, yada farkında olmadan kararttığımız vicdanlarımız dışında
Bu sadece sistemin getirisi mi? Hepimiz Kapitalist ve çürümüş müyüz?
---------
Bir başka yangın,
---------
Ruhu boşalmış biri var TV de,
özetle dramı; çok daha küçük yaştayken başlamış herşey. .
Ailede sevgiyi hissedememiş ve başkaları tarafından taciz edilmiş. Dolayısıyla, insanları sevmiyor ve uzak kalarak, güvenini azaltarak bir süre bastırmış yangınını. Canını yakmak isteyip kendini boşluğa bırakmış ama hayat, bu boşlukta bazılarına bir el uzatıyor, başlangıçta birine güvenmek ona da iyi geliyor, sanki azalmış gibi taşıdığı derdi.
Kırık dökük insanlar TV de, evlerinde birbirinin dinamosu oluyorlar..
Hey hat yaşanılan hiç bir şey sürekli değil ve izleyiciyle, artık yeter diyorlar! Uğraşmaktan vazgeçip, ayakta KAL diyorlar, kendilerine has bir şekilde bir reklam molasında.
Sanki TV de olup, herkese söyleyip, hezeyanını dışavurmak ona iyi gelecek
Ruhun daki boşluğu bir türlü dolmuyor hiç bir şeyle
İyileşmeyen ruhunda yalnızlık tekrar yakalıyor, uğraşmak zor geliyor
Diğerleri ne kadar yardım edebilir? sanki bir ömür, aynı hikaye de kalır ..
Peki onaracak mıyız?
İçindeki herşey , henüz "kor"ken dururken, dinleyip biraz kül olmasını bekliyoruz.
Biraz uyuşturup bekliyoruz, duygusal travmasının şiddetini azaltmaya..
Zorlanıyoruz ama yalnız olmadığını ve güvenimizi görecek kadar reyting yapıyoruz.
------------
Bir diğerinin yangını,
------------
Ayrılmış, bozulmuş evlilikler sonucu çıkan yangınlar !
Evlilik programlarında buluyorlar tedavilerini.
Kasedi başa sar,
ayaklarının üstünde dur ve yeni tanıştıklarınla kendi savaşını ver
birçoğu maddi olur böylelerinin, çokmu haklılar ev, araba istemekle :(
-------------
Eskiden; savaşlar varmış, yokluk varmış, dostluk, komşuluk varmış birde...
Zamanın savaşlarını, kimse yeterince görmüyor.. Belki de bundadır..
Hani eski filmlerde görürdük,
insanlar birini bıçakladığında; elinden bıçağı düşer, gözleri kocaman olur, ne yaptığına inanamaz ve kendine inanamayıp uzaklara koşardı, vicdanıyla.
Şimdi her gün, her yerde;
başka bir cinayet, gasp, yaralama var. Seri cinayetler halinde bile olabiliyor bu mezarları buluyorlar, sağda solda bizde şaşırıyoruz. Dünyanın çivisi çıkmış diyoruz..
Ruhlarımızı kaybettik; kendi içimizde ... korkarım ki bu sessizce keyif bile veriyor.
Günümüzün yolculukları İÇE , en büyük yolumuz ve sorunumuz..
Neden bu kadar yanlışla devam ediyor herşey?
Sanırım biz bu yolculuğa çıkacak kadar büyüyememişiz. Bizden önce ki zamanın sorunlarını, gördük ve hallettik.. Parayla, sistemle ama başka sorunlar yarattık.
Umarım bizden sonrası da ; bu zamanın yanlışlarını görüp, ona göre değişir.. daha iyisi için.
Etiketler:
kendi_kendime,
kurgusal_fotograf
Pazar, Aralık 14, 2008
Mutluluklara
Perşembe, Aralık 11, 2008
Hayatın Süprizi

bu akşam oturup neler yaşadığımıza kafa patlatacak kadar zaman geçtiğini düşündüm ve sarıldım klavyemin harflerine, aklımdakileri cümlelerle kurmak için umarım yapabilirim..
Tesadüfler, geçmişin izleri ve varoluşuyla mistik bir hale sürüklendim
bu keyifli yolculukta neler oluyor molasındayım
Neler oluyor bilseniz bu yaşımda; ne beklemediğim, ne de beklediğim birşey değil..
Tesadüfler, geçmişin izleri ve varoluşuyla mistik bir hale sürüklendim
bu keyifli yolculukta neler oluyor molasındayım
Neler oluyor bilseniz bu yaşımda; ne beklemediğim, ne de beklediğim birşey değil..
Çok akıllı, mantıklı yada aptalca birşey değil
gülümsediğim yada ağladığım birşey de değil
anlatabileceğim yada anlatamacağım bir şeyde değil
hiç bir şeye benzemiyor
bu hayat bana birşey sunuyor, benim için yepyeni olan
size anlatsam, iki kelimelik bir yazıda kalacak sadece ama yaşadıklarımı sadece anlatabileceğimi düşünmek bile bu yazıdan alıkoyuyor
yaşamak istiyorum ömrümün sonuna kadar
ben beraber geçiremediğim zamana üzülsem de
sesin beni bir o kadar sakinleştiriyor.
gülümsediğim yada ağladığım birşey de değil
anlatabileceğim yada anlatamacağım bir şeyde değil
hiç bir şeye benzemiyor
bu hayat bana birşey sunuyor, benim için yepyeni olan
size anlatsam, iki kelimelik bir yazıda kalacak sadece ama yaşadıklarımı sadece anlatabileceğimi düşünmek bile bu yazıdan alıkoyuyor
yaşamak istiyorum ömrümün sonuna kadar
ben beraber geçiremediğim zamana üzülsem de
sesin beni bir o kadar sakinleştiriyor.
Etiketler:
kendi_kendime
Çarşamba, Kasım 26, 2008
ŞIPŞIMARIK

herkesler bunu görecek
şıpşımarık hallerimdeyim
şıpşımarık hallerimizdeyiz
herkesler bunu istemeyecek
olsun...
olsun...
biz şımarık günlerimizin
tadındayken
güneşe, yıldıza, aya
ışıl ışıl, 32 diş birden
göz kırpacağız
şıpşımarığız ya
kasım dedik, bir daha diyeceğiz
kasım dedik, bir daha diyeceğiz
utanmadan bir sonra ki kasım a
onur a diyeceğiz belki
umutla
şıpşımarık
bakarak arkamıza.. sonsuz kere şımardık,
diyeceğiz
aşkla
:)Can.jpg)
.jpg)
Etiketler:
kendi_kendime,
şiir
Cumartesi, Kasım 22, 2008
Elma Kurdu
İçimde gizlenen iki kişiyle hep ben uğraşırdım .
Şimdi bu şımarık çocukla, uğraşmak istemeyen ama her seferinde onla uğraştığını bilen 3. bir kişi oldu. O benden daha başarılı.
Şimdi galiba bu yazılarda 3 pardon 4 veya daha fazla kişilik yolculuk anlatılacak biraz..
Şimdi bu şımarık çocukla, uğraşmak istemeyen ama her seferinde onla uğraştığını bilen 3. bir kişi oldu. O benden daha başarılı.
Şimdi galiba bu yazılarda 3 pardon 4 veya daha fazla kişilik yolculuk anlatılacak biraz..
O'na;
Seni ne kadar anlıyorum bir bilebilsen
Kendime ne kadar karşı koyamadığımı da
Sıkılacaksın diye korkuyorum, bu arada sıkılıyorum da
Etiketler:
kendi_kendime
Salı, Kasım 18, 2008
Dönemeçli Yeni Yaşam

Toparlanmaya çalışan aklımın savaşı, yeniden başka boyutlarda karıştı.
Yeni baştan tekrar yorumlamam gerek şimdi
Buna sebep cümleleri bugün kurmak zor.
Günler geçtikçe yenilerini sindirdikçe sanırım çok daha iyi birşeyler yaratacak ve yaşayacak içimdeki..
Savaşçı yanımı canlandıran hiçbir şey tesadüf değil sanırım.
Bir gün, bu güne uyanacağımı bilemezdim.
Geçmişin ipuçlarını gösteren, hayatımın dönemeci diyebileceğim sanki
ve bu da çok heyecan verici..
Şimdiye kadar kurduğum dünyayı yıkmak değil, Asla! neden bunları yaptığımı anlamak diyebilirim.
Karışık biliyorum ben daha iyi çözdükçe anlatabilirim şimdilik bildiğim bu
Etiketler:
kendi_kendime
Pazartesi, Eylül 22, 2008
Tiran Gezisi Notlarım
Tarihi, doğasını anlatabilmek kelimelere sığar belki ama o tadı vermeyebilir diye boy boy fotoğraflarımdan yayınladım sayfada. Gel gelelim sözlerde söylemek gerek dedim.
Böylece heyecanımı aktarabilirim .
Arnavutluk Tiran da başladı yolum, havaalanı gördüklerimin en küçüğüydü. Şehre girdiğimde beklentimi düşük tutmuştum amaaa
Şehrin cadde ışıkları çok az, asfaltı bozuk yolu karşıladı beni, düz bir yolda ilerledik . Bana kendimi iyi hissettiren akrabalarım var yanımda D. (evin küçük oğlu) sabahın erken saatlerinde lavaboya girmiş ve teyzesine yakışıklı gözükmek için süslenmiş :) saçlar tepede birleşip yer çekimine karşı jilet gibi birleşmiş, benimde en sevdiğim modeldir.
Tuğla okulu ve çok eski yapıların önünden geçerken buraların komünistlikten kalan binalar olduğunu söylediler. Dıştan kötü görünse de içlerinin gayet sıcak olduğunu da anlattılar. Az ileride ise Belediye Başkanının isteğiyle yapılan, rengarenk boyanmış binalarla dolu bir alana geçtik, sanki bir çocuk resmi gibi sokaklar ilginç gelse de bir kaç gün geçirince çok sevdim.
Hiç görmediğim çeşitte, yıllanmış araçları gördüm komünist dedim diye, hepsi tek tip Lada marka arabalar değildi gördüklerim yanlışlık olmasın. Karbüratörlü bu kadar çeşitli araç bilmiyordum hakikaten zaman tüneline giriyormuş hissi verdi bu ülke, 1960 larda ki siyah beyaz, Avrupa film arabalarından.
Kadınlar, rahat giyimli aslında giyim zevkleri oldukça ilginç, bazen bizim köyden inmiş şehre tipli, sonradan görme kadınlarımıza benzettim ayrıca belirtmeliyim kesinlikle çok güzeller.
Şehirde bir çok din bir arada hatta aynı ailede ortodoks, müslüman veya katolik yaşıyor hiç problem yok gibi gözüküyor.
Asfalt bitince yollar çamurlu, 20 yıl önceki Türkiye de gibiydim. Gecea nın yorumu bu yazıyı belki de taçlandırır.
Zamanda yolculuk gibiydi bu yol alışım ve geri döndüğümde;
İstanbul benim eşsiz şehrim, Paris gibi geldi gözüme ilk defa.
Ülkede gördüklerimin nedenlerini tamamlayan kısa tarihini alıntı yapıyorum.
Bağımsız Arnavutluk 1912'de ilan edildi ve 1920'de de Cumhuriyet kuruldu. 1925-1939 yılları arasında, İtalya işgal edene kadar ülkeyi Kral 1. Zog yönetti. Komünist partizanlar 1944'de iktidarı ele geçirip Arnavutluk'u SSCB ile İttifaka soktular, daha sonra da 1960'da de-Stalinizasyon süreci içinde SSCB'den koptular. Bunu, milyonlarca dolarlık yardımı beraberinde getiren güçlü bir Çin ittifakı izledi. Arnavutluk'un Çin'li lider Mao Zedungun ölümünden sonra, kendi politikalarına ihanet etmesi üzerine Çin, 1978'de yaptığı yardımları kesti. 1970'lerde, rejim muhalifleri büyük ölçüde ortadan kaldırıldılar. 40 yıl boyunca ülkeyi yöneten Enver Hoca 11 Nisan 1985'te öldü. Yeni rejim ülkeye, 1990'da dış ülkelere seyahat özgürlüğünü ve bunun gibi uygulamaları da içeren liberalizasyon akımını getirdi. Dış dünyayla bağlantıların geliştirilmesi için çaba gösterildi. Mart 1991 seçimleri, komünistleri iktidarda bıraktı ama genel bir grev ve kırsal muhalefet, anti-komünistlerden oluşan bir koalisyon hükümetine yol açtı. Arnavutluk'taki eski komünistler, ülke ekonomik bir çöküntü ve toplumsal huzursuzluk ortasındayken 1992 Mart'ında gönderildiler. Sali Berisha, II. Dünya Savaşından beri ilk anti-komünist başkan olarak seçildi
Böylece heyecanımı aktarabilirim .
Arnavutluk Tiran da başladı yolum, havaalanı gördüklerimin en küçüğüydü. Şehre girdiğimde beklentimi düşük tutmuştum amaaa
Şehrin cadde ışıkları çok az, asfaltı bozuk yolu karşıladı beni, düz bir yolda ilerledik . Bana kendimi iyi hissettiren akrabalarım var yanımda D. (evin küçük oğlu) sabahın erken saatlerinde lavaboya girmiş ve teyzesine yakışıklı gözükmek için süslenmiş :) saçlar tepede birleşip yer çekimine karşı jilet gibi birleşmiş, benimde en sevdiğim modeldir.
Tuğla okulu ve çok eski yapıların önünden geçerken buraların komünistlikten kalan binalar olduğunu söylediler. Dıştan kötü görünse de içlerinin gayet sıcak olduğunu da anlattılar. Az ileride ise Belediye Başkanının isteğiyle yapılan, rengarenk boyanmış binalarla dolu bir alana geçtik, sanki bir çocuk resmi gibi sokaklar ilginç gelse de bir kaç gün geçirince çok sevdim.
Hiç görmediğim çeşitte, yıllanmış araçları gördüm komünist dedim diye, hepsi tek tip Lada marka arabalar değildi gördüklerim yanlışlık olmasın. Karbüratörlü bu kadar çeşitli araç bilmiyordum hakikaten zaman tüneline giriyormuş hissi verdi bu ülke, 1960 larda ki siyah beyaz, Avrupa film arabalarından.
Kadınlar, rahat giyimli aslında giyim zevkleri oldukça ilginç, bazen bizim köyden inmiş şehre tipli, sonradan görme kadınlarımıza benzettim ayrıca belirtmeliyim kesinlikle çok güzeller.
Şehirde bir çok din bir arada hatta aynı ailede ortodoks, müslüman veya katolik yaşıyor hiç problem yok gibi gözüküyor.
Asfalt bitince yollar çamurlu, 20 yıl önceki Türkiye de gibiydim. Gecea nın yorumu bu yazıyı belki de taçlandırır.
Zamanda yolculuk gibiydi bu yol alışım ve geri döndüğümde;
İstanbul benim eşsiz şehrim, Paris gibi geldi gözüme ilk defa.
Ülkede gördüklerimin nedenlerini tamamlayan kısa tarihini alıntı yapıyorum.
Bağımsız Arnavutluk 1912'de ilan edildi ve 1920'de de Cumhuriyet kuruldu. 1925-1939 yılları arasında, İtalya işgal edene kadar ülkeyi Kral 1. Zog yönetti. Komünist partizanlar 1944'de iktidarı ele geçirip Arnavutluk'u SSCB ile İttifaka soktular, daha sonra da 1960'da de-Stalinizasyon süreci içinde SSCB'den koptular. Bunu, milyonlarca dolarlık yardımı beraberinde getiren güçlü bir Çin ittifakı izledi. Arnavutluk'un Çin'li lider Mao Zedungun ölümünden sonra, kendi politikalarına ihanet etmesi üzerine Çin, 1978'de yaptığı yardımları kesti. 1970'lerde, rejim muhalifleri büyük ölçüde ortadan kaldırıldılar. 40 yıl boyunca ülkeyi yöneten Enver Hoca 11 Nisan 1985'te öldü. Yeni rejim ülkeye, 1990'da dış ülkelere seyahat özgürlüğünü ve bunun gibi uygulamaları da içeren liberalizasyon akımını getirdi. Dış dünyayla bağlantıların geliştirilmesi için çaba gösterildi. Mart 1991 seçimleri, komünistleri iktidarda bıraktı ama genel bir grev ve kırsal muhalefet, anti-komünistlerden oluşan bir koalisyon hükümetine yol açtı. Arnavutluk'taki eski komünistler, ülke ekonomik bir çöküntü ve toplumsal huzursuzluk ortasındayken 1992 Mart'ında gönderildiler. Sali Berisha, II. Dünya Savaşından beri ilk anti-komünist başkan olarak seçildi
Etiketler:
kendi_kendime
Cuma, Eylül 12, 2008
Arnavutluk Gezisi


(Albania Tirana) yani Arnavutluk Tiran resimleri taze taze gönderiyorum, az önce eve girdik
Türklerin izi çok bu şehirde, dillerine giren kelimelerden tutunda, yapılarına kadar. Bir çok Türk köyü de var.
Petrella Kalesinde de Türklerin ve İskender'in izleri vardı.
Şehrin 3 köşesine konan bu kalelerle haberleşme sağlanırmış.
Karadag Gezisi (Sırbistan)
MontenegroBizim deyimimizle yeni adı Karadağ
eski adıyla Sırbistan ın,
Albania
Bizim bildiğimiz ismiyle Arnavutluk sınır kapısından
geçişimizde pasaport kontrolümüz için araçları durdurduk.
Tepeden Adriyatik Denizi ne kuşbakışımız :)
Sweet Stephanie turumuz yer Karadağ (Montonegro)
Aynı yerden Sweet Stephanie detay fotoğraf. Taş evler harika.
Budva da kuşbakışı; kale içi kiliseden teras manzarası.
Etiketler:
gezi
Pazar, Haziran 08, 2008
Sosyal Sorumluluk
Şu sıralar kendimce sorumluluk hissimle yazıyorum, başka türlü olmuyor.Boyumu aşıyor bu şehirde olanlar bu nedenle hep gecikiyorum.
Aklım o kadar dağınık ki toparlayamıyorum. Bu karmaşada, gördüklerimize inanmayalım televizyon büyük bir yalan kutusu ve burda gördüklerim, yaşananları kendi istediği gibi veriyor .. Şu yazamadıklarım, TV leri yorumlamakta bile güçlük yaşamamdan. O zaman hislerimle gördüklerim arasında gidip gidip geliyorum.

1 Mayıs ta iş ve internet başındaydım, çalışmak durumunda olan bir işçi kimliğim var ve bu kimlikle seyrettim olanları ama yazamadım, yazamadıkça kendimden uzaklaşır oldum.
Kendini kaybeden mi, yoksa savaşan biri miyim ben? Bazen kaybolduğum kesin..
Daha yürüyüşe 1 hafta varken; onca tepki, medya yayını, olmaz bu yürüyüş! demeler ve bunlar kışkırtma değildi uyarıydı yanlış gördüm ve duydum.
Hani o gün, hastaneye atılan bir bomba değildi. Televizyon yanlış gösterdi.
Taksim de yapılan hazırlığın gösterdiği, hükümetin ne faşistlikle, nede orduyla bir sorunu olmadığıydı..
2008’de işçilere karşı tek provokasyonu bizzat kendileri hazırladı.
Taksim’de ki yaşanılan devlet in konuşmasıydı;
beni desteklemeyenlere karşı ‘cihat’ nasıl uygulanır?
Bu gösteride bedel vererek, canları yanmış insanlara karşı gecikmiş sorumluluk hissimi yaşıyorum
Tekrar geçmiş olsun



http://ntv.com.tr/news/445432.asp
Gül ve Erdoğan’a 1 Mayıs mektubu
Uluslararası emek örgütleri, 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşanan olaylar nedeniyle Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’a mektup gönderdi. Polisin sert müdahalesine tepki gösterilen mektupta, sendikal haklara saygı gösterilmesi istendi.
Etiketler:
kendi_kendime,
takvim
Cuma, Nisan 18, 2008
Yanılgı
Perşembe, Nisan 10, 2008
Pencerelerimiz
Bütün soruları bilmektense bazı yanıtları bilmek daha iyidir.
James Thurber
Aşkda kaybettiğini mi kaybedersin, yoksa kaybederek mi kazanırsın ?
Neyse;
Yaşam benim penceremden "aramaktır", dengini bulmaktır
çoğu zaman,
dengini bulamadıkça da sürer bu arama iç güdüsü, tam buldum
derken
bakarsın hiçde öyle değildir.
Farklı pencerelerden bakılıyordur evrene.. oysa, açısal değişikliklerin aynı bakışı engellememesi gerekir eğer kalpten bakılıyorsa...
ordan değil gözleriyle gördüklerine inanmaya direndikçe
denklik
bulunamaz ve o farklılıklar sürer gider.
Fizik doğrulamıştır farklı açılardan bakanlar aynı nesneyi farklı görürler diye,
Oysa ulvi olan veya erdemlerle dolu bakışlar böyle demez.
Yüreğin ile bakacaksın der !
evren o vakit daha anlaşılır ve daha az sır dolu olur,
Bak herşey ne kolay olur o vakit,
Tanrıyı da öyle bulmadımı insan? Yoksa her biri modern bilimlerce "şizofren" olarak tanımlanmış peygamberlerin
gördükleri ve söylediklerine kim inanırdı?
Ya hayalinde var ettiğin kahramanlarına öyle bakmıyor musun?
Doğayıda öyle, bilgelerin dediği gibi sadece gördüklerinle algılarsan
kör olduğunu ve doğanın kendisini göremediğini
fark etmiyormusun?
Yürek sadece kan pompası değildir diyor bilim adamları,
sevince orada,
coşku orada,
kaygı ve tabiki aşk...
Aşk hastalığını hiç beyninde hisseden olmamıştır
Hep o garibin yüreği kavrulmamış mıdır?...
Yoksa beynimizle coşmalı onunla mutluluğu yada mutsuzluğu
algılamazmıydık? Oysa öyle olmuyor
Yalnız tüm bunlar işin garip negatif yönleri iken birgerçek var ki asla inkar edilemez,
BENZER KUŞLAR BİRLİKTE UÇAR...!
James Thurber
Aşkda kaybettiğini mi kaybedersin, yoksa kaybederek mi kazanırsın ?
Neyse;
Yaşam benim penceremden "aramaktır", dengini bulmaktır
çoğu zaman,
dengini bulamadıkça da sürer bu arama iç güdüsü, tam buldum
derken
bakarsın hiçde öyle değildir.
Farklı pencerelerden bakılıyordur evrene.. oysa, açısal değişikliklerin aynı bakışı engellememesi gerekir eğer kalpten bakılıyorsa...

ordan değil gözleriyle gördüklerine inanmaya direndikçe
denklik
bulunamaz ve o farklılıklar sürer gider.
Fizik doğrulamıştır farklı açılardan bakanlar aynı nesneyi farklı görürler diye,
Oysa ulvi olan veya erdemlerle dolu bakışlar böyle demez.
Yüreğin ile bakacaksın der !
evren o vakit daha anlaşılır ve daha az sır dolu olur,
Bak herşey ne kolay olur o vakit,
Tanrıyı da öyle bulmadımı insan? Yoksa her biri modern bilimlerce "şizofren" olarak tanımlanmış peygamberlerin
gördükleri ve söylediklerine kim inanırdı?
Ya hayalinde var ettiğin kahramanlarına öyle bakmıyor musun?
Doğayıda öyle, bilgelerin dediği gibi sadece gördüklerinle algılarsan
kör olduğunu ve doğanın kendisini göremediğini
fark etmiyormusun?
Yürek sadece kan pompası değildir diyor bilim adamları,
sevince orada,
coşku orada,
kaygı ve tabiki aşk...
Aşk hastalığını hiç beyninde hisseden olmamıştır
Hep o garibin yüreği kavrulmamış mıdır?...
Yoksa beynimizle coşmalı onunla mutluluğu yada mutsuzluğu
algılamazmıydık? Oysa öyle olmuyor
Yalnız tüm bunlar işin garip negatif yönleri iken birgerçek var ki asla inkar edilemez,
BENZER KUŞLAR BİRLİKTE UÇAR...!
Etiketler:
kendi_kendime
Pazartesi, Nisan 07, 2008
İstanbul Sergisi
İster, bir şehre
İster, barış ve huzurun değerine
İsterse, bu şehire yazan bu şehri konuşturan tüm yazarlara, şairlere, şiirlere, ressamlara
veya İstanbul u şimdiye kadar göremeyenlere, özleyenlere
hatta her göze, her kalbe, tüm sözlere,
açık bir sergi OLSUN..
------------------
Kimbilir, şimdi beni düşünür müsün?
Benim her resimde seni gördüğüm gibi !
Görebilir mi gözlerin
Keşke şimdi, söylese! hemen..
Nereye yakışır, bu kadar mavi..
Bu şehrin neresinde atıyor kalbin..
şimdi,
hemen,
bilse..
:)can
Etiketler:
kendi_kendime,
kurgusal_fotograf,
sergi
Pazartesi, Mart 31, 2008
55 kelimelik öykü mimi
55 plakalı şehrinde büyüdü. Mutlu bir çocuklukta şehre, hakim olmaktı bildiği. Şehirdeki tüm sesleri duyardı. Herkesi tanır ve güvenirdi. Herşeyden haberdar, güven duygusuyla birleştirdi sevgilerini.
Tanıdığı diğer şehir 16 plakalı daha büyük ve kalabalıktı. Korkusuzluğunu farketti ve kendine güveni devam ediyorken,
34 plakalı metropolde bulduğu, kaybettiklerinden azdı. Güvenini yitirdi önce, hakimiyetini kaybetti bazen. Sürgün dünya da.
Tanıdığı diğer şehir 16 plakalı daha büyük ve kalabalıktı. Korkusuzluğunu farketti ve kendine güveni devam ediyorken,
34 plakalı metropolde bulduğu, kaybettiklerinden azdı. Güvenini yitirdi önce, hakimiyetini kaybetti bazen. Sürgün dünya da.
Etiketler:
kendi_kendime,
oyun
Cumartesi, Mart 15, 2008
Hatırla Ülkem
İlk defa lafı dolandırmadan, üstelik hiç sevmediğim politik bir konuda
Kalbim den söylediklerimle yazmak istiyorum;
Ülkenin refah düzeyi dedikleri, kişi başına düşen milli gelir istatistiği artarken
bazılarına göre bir çok şeye sahip olsam da, hergün daha çok fakirleşiyorum.
Vergilere, alışverişe, zor dayananlardanım.
Yaşanılacağı daha 2 ay evvel söylenen ekonomik krizi, uzun süredir yaşıyorum yani.
Yeni Sosyal Güvence saçmalıklarıyla bir çok ülke de ortaya çıkanlardan dolayı, içimdeki öfke büyüyor ve öfkemden korkuyorum.
Geleceğimden daha çok korkar oldum.
Evlenmek ne kelime!
bir de 3 çocuk diyen zihniyete anlam veremiyorum.
Geleceğimizi satmak gibi geliyor. Çocukları satamam!
Yasa tasarısına tepkiler üzerine, açıklama getirilen konuşmalar yaptılar. Bugün kazanılmış haklarımız kalacakmış bunu yanlış aktarıldığını söylüyorlar.
"Çok korkmuştum vallahi. Allah ım çok mes u dum. Demek ki bizi az etkileyecek"
Kendimizin zararını en aza indirgeyip, kötünün iyisine razı olmakla, çıkış yolu bulmuş olanlar
Aslında bu uyumu göstererek, o üç çocuğun katili oluyorsunuz.
Televizyona çıkarak yapılan başka bir açıklama da,
Nüfusumuzun düşmemesi için söylenen bu söze, yorum yapılıyor.
Sözde yurttaşlık, bu söylenilen ve buna da vatan sevgisi denmesinden irkiliyorum.
Çok çocukla daha da fakirleşen ailelerin, sağlıksız beyinlerle yetişen çocuklarıyla, büyük nüfus sahibi olacağız.
Bu günde böyle davranmam buyur edilmez belki.
Kahraman değilim öyle ya! Bir tek kahramanlar sonunu düşünmez!
ama geçmişi de unutamam. hatırla ülkem..
Türbana verdiğiniz önemi anlamak kolay geliyor, inanca her zaman saygı duydum.
Fakat aynı önemi, farklı inançlar da sağırlaştığınız için görmüyorum.
Kapatılmanız, hatta kafanızı kapatmanız umrumda değil, politikalarınız daki sahtecilik de.
Kalbim den söylediklerimle yazmak istiyorum;
Ülkenin refah düzeyi dedikleri, kişi başına düşen milli gelir istatistiği artarken
bazılarına göre bir çok şeye sahip olsam da, hergün daha çok fakirleşiyorum.
Vergilere, alışverişe, zor dayananlardanım.
Yaşanılacağı daha 2 ay evvel söylenen ekonomik krizi, uzun süredir yaşıyorum yani.
Yeni Sosyal Güvence saçmalıklarıyla bir çok ülke de ortaya çıkanlardan dolayı, içimdeki öfke büyüyor ve öfkemden korkuyorum.
Geleceğimden daha çok korkar oldum.
Evlenmek ne kelime!
bir de 3 çocuk diyen zihniyete anlam veremiyorum.
Geleceğimizi satmak gibi geliyor. Çocukları satamam!
Yasa tasarısına tepkiler üzerine, açıklama getirilen konuşmalar yaptılar. Bugün kazanılmış haklarımız kalacakmış bunu yanlış aktarıldığını söylüyorlar.
"Çok korkmuştum vallahi. Allah ım çok mes u dum. Demek ki bizi az etkileyecek"
Kendimizin zararını en aza indirgeyip, kötünün iyisine razı olmakla, çıkış yolu bulmuş olanlar
Aslında bu uyumu göstererek, o üç çocuğun katili oluyorsunuz.
Televizyona çıkarak yapılan başka bir açıklama da,
Nüfusumuzun düşmemesi için söylenen bu söze, yorum yapılıyor.
Sözde yurttaşlık, bu söylenilen ve buna da vatan sevgisi denmesinden irkiliyorum.
Çok çocukla daha da fakirleşen ailelerin, sağlıksız beyinlerle yetişen çocuklarıyla, büyük nüfus sahibi olacağız.
Bu günde böyle davranmam buyur edilmez belki.
Kahraman değilim öyle ya! Bir tek kahramanlar sonunu düşünmez!
ama geçmişi de unutamam. hatırla ülkem..
Türbana verdiğiniz önemi anlamak kolay geliyor, inanca her zaman saygı duydum.
Fakat aynı önemi, farklı inançlar da sağırlaştığınız için görmüyorum.
Kapatılmanız, hatta kafanızı kapatmanız umrumda değil, politikalarınız daki sahtecilik de.
Şimdi yeni seçimle % 90 da alsanız oyunuzu, bu doğru olduğunuzu göstermez ve yanlışlarınızı düzeltmez.
Bu düzen de varlığınızdan mutlu değilim.
Etiketler:
kendi_kendime
Pazartesi, Mart 10, 2008
Aile Hatıraları
Aile bağları güçlü biri olsam da beni şaşırtan bir şeyi farkettimHatıralarımı..!
15 yaşına kadar ki hatıralarınızı düşündüğünüz de, çok net canlanır mı?
Kardeşimle de, ablamla da konuştuk. Neler canlandırılabilir şekilde hatırlanıyor diye!
Meğer hepimizin de durumu birbirine benziyormuş.
Hatırladıklarımız;
* Evde sobayı yakmak için tiner kullandığım gün çıkardığım küçük yangını, korku ve vicdan azabımı.
* Kardeşlerime Matematik dersi verdiğim zamanı.
* Benim, evin hemen girişindeki divanda, tek uyumamı.
* Aykırı komşu kızı Arzu nun; dansı, gülmesi ve rahatlığı* Kardeşimin askere yolculandığı gün
* Annemin dayak stilini :)
* Babamın biz çocukların elinden tutup; otobüs mü?, fıstık mı? seçimimizden sonra fıstıklar elimizde yolda yürüyerek (45 dakika) tanıdıkların ziyaretleri
* Komşularımızdan, "muhakkak daha çok vardı" bize kalanlarsa bayramda mendil veren teyze adını hiç merak etmedik. Kızları sorunlu ailelerin kızları, hatta isimlerini.. Birçok aileyi hatırlamıyoruz ama
Tekerlekli sandalyesinde tanıdığımız Vecihi gibi,
Futbol oynarken ölen Doğan'ı
Kuşların kafasını koparabilen Faruk ve çetesini
Evimizin yanında ki atölye de, saz yapımıyla uğraşan Mesut amcayı ve onun, kıymayla beslediği akıllı kargası Dursune'ye sevgisini.

görüntüsünü yada bize verdiği hissi unutamadığımız bir kaç örneğimiz hepimizde aynı ve hala zihnimizde canlı.
..
.
Ailemizin tümünün aynı sofrada oturduğunu hatırlayamıyoruz, aslında canlandıramıyoruz .
Evde hergün yemek yendiği halde, yada hepimizin başka zamanlarını konuşamıyoruz ..
Aklımızda kalanlar tabii ki yaşanılanlardan ibaret, anlatırken görüntüsünü unutmadıklarımızın etkisi ve bunun tüm kardeşlerimde aynı olması işte önemli olan bu..
Sağlıklı insanı korumak için, oluşacak hatıraların önemini bir kez daha anladım. Bir kez daha anlatmak istedim.
Bu teknolojik hızla herşeyi daha çabuk unuturken, aklınızda kalanlar ne?
Yarın çocukların aklında neler kalacak?
Etiketler:
kendi_kendime
Perşembe, Şubat 21, 2008
Orta
Herşey orta karar olursa güzeldir.
Babamın sözü: Kızım her zaman ortada dur, sakın en öne çıkma.
Bu laf daha ortaokulda söylendi. Nefesimin hızlı tükenmemesi için. Orta karar olursam, daha iyi olacağını düşünürdü babam. Evet ben ailemi çoğu konuda hep dinledim.
Evin ortanca kızına bir süre bu sözlerin etkisi olsa da, onların ortalamaları yetmedi.
Orta hayat
Orta sınıf
Ortanca
Orta boy
(..)
Babamın sözü: Kızım her zaman ortada dur, sakın en öne çıkma.
Bu laf daha ortaokulda söylendi. Nefesimin hızlı tükenmemesi için. Orta karar olursam, daha iyi olacağını düşünürdü babam. Evet ben ailemi çoğu konuda hep dinledim.
Evin ortanca kızına bir süre bu sözlerin etkisi olsa da, onların ortalamaları yetmedi.
Orta hayat
Orta sınıf
Ortanca
Orta boy
(..)
Farkettiğim kadarıyla, orta sınıf insanların mutsuz ülkesidir yurdum.
Herkesin sahip olunca mutlu olabileceği şeylere sahipse de mutsuz.
Arabamız, evimiz olduktan sonra yeni model araba daha büyük ev alma isteğinin çıkışı bundandır.
Herkesin sahip olunca mutlu olabileceği şeylere sahipse de mutsuz.
Arabamız, evimiz olduktan sonra yeni model araba daha büyük ev alma isteğinin çıkışı bundandır.
Sahip olduklarımızın maddi değeri, bizim tek zenginliğimiz ve gücümüz olunca fiyat düşüşüyle fakirleşmiş gibi hissetmemiz, evde oturmanın keyfini huzursuzluğa bırakmasın da ne yapsın.
2. el arabaların fiyatının düşüşü daha fakirleştirir
Ortalar mutsuz olmasında ne yapsın ortalar gösterişli giyinip kendini gösterme çabasına marka sevdasına kapılmasında ne yapsın :)
Ortalar mutsuz olmasında ne yapsın ortalar gösterişli giyinip kendini gösterme çabasına marka sevdasına kapılmasında ne yapsın :)
Sınıfın mutlak memnuniyeti; Sahip olduğumuz maddi varlıklar değil, bunların korunma kaygısıyla tamamen dağılırken,
Avrupa işi çözmüş. Onlar ülkelerindeki refah seviyesiyle, işsiz kalsalar devlet tarafından desteklenebiliyor. Kendi vatandaşlarına sağlık imkanlarını sınırsız sunan bazı ülkeler var.
En azından birinde bulundum.
Yeni Zellanda da orta sınıf mutlu, hafta sonları paralarını deli gibi harcayıp çok doğal giyiniyorlar ve ciks görünme derdinde değiller bizdeki gibi, arabaları karbüratörlü ama uzun süre kullanıyorlar, mutlular. İnsan gibi yaşadıklarına inanıyorlar. Kaygıları çok daha az, buna neden sadece İngiliz sömürgesi olması değil. Dünya nın bir ucunda herşeyden çok uzaklar ama bizden daha mutlu orta sınıfları var.
Etiketler:
kendi_kendime
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


