var olun emi..!
Cuma, Nisan 13, 2007
Cumhuriyet Yürüyüşü
var olun emi..!
Pazartesi, Nisan 02, 2007
Yazılar Baş Tacımız
sanalkaralama.blogspot.com
melissa2.blogcu.com
darkfeza.blogcu.com
googleosman.blogspot.com
sessizsenfoni.blogcu.com
sevgisiir.blogcu.com
denizincileri.blogcu.com
eminedantelorgu.blogcu.com
ayla01.blogcu.com
izmirligozuyle.blogcu.com
Pazar, Nisan 01, 2007
Şakacıların Günü

ve şakaya yakalanmış ama hiç eğlenmeyen sazanlar, tavsiyem Aman bu gün her şeye atlamayın!

1 Nisan şakacıların abartmaları ve yapılanların unutulmamasıyla hatırlanır.
Şakacılara özel bir tavsiye, becerebilinirse şaka madurunun gülmesi gerekir..
Yoksa bir ömür unutulmaz ve hep aynı şekilde anılırsınız :)
Ve kötü şakalananlara, tesbitim şudur ki !
olan olmuş ve şakacı çok eğleniyorsa
o dakikadan sonra bugün şakacıların günü artık, sizin değil .. :) sakın takılmayın
Pazartesi, Mart 26, 2007
Yiyen Bitiren Sorunlar
Perşembe, Mart 22, 2007
Bavuldaki Umut
Belki paralı otobanların geçiş sistemi önünde, biletini sana verir. Yaşama selpak yada sakız satarken tutunur, güler gözlerle..
yine o çocuk..
O, bir uğraşıyla gününü kurtarmaya çalışırken,
ona bakarım veya konuşurum bir şekilde teşekkür ederim.
Bazen sadece gözlerindeki gülüş için, karşılık veririm çabasına da..
Gecelerde zordur dayanmak; kimsesizliğe, sevgisizliğe yada şanssızlığına
ve ürkecek kadar; kocaman, soğuk, karanlıktır.
Dünya da kapladığı alan sadece bavulu kadarsa, hiçbir yere ait, hiç kimsenin sevgisiyle korunuyor değilse,
oda bu bavulun içine koyduğu hayallerinde kıvrılır.
Yaşadığı günün rüyalarında üşür, yaz-kış farketmez, bir yere göç etmez,
işini değiştirir belki ama mekanı değiştiremez .
kimselerden beklentisizliktedir ve hep çok kısadır yaşam, onlar için.. kimse yaşlandığını göremez . En fazla 25 inde kala kalır.

tesadüfen o anne ve babadan doğan
tesadüfen benim sahip olduğumdan mahrum doğarak hayata 1-0 yenik başlayan
ve tamamı suçsuz
ve tamamı büyüklerin yanlışlarıyla, sevgisizlikle kemikleşen küçük kalplerine, ne iyi gelir?
bir büyüğün vereceği 1 liramı? bu onun hayatına ne getirir ki? bu işde para var dedirtir belki..
ne kadar çok kişi hayalini kurarsak, o kadar gerçeğe yaklaşıp hayat yaratabiliriz onlara..
Çocuklar için bir hayalim var. Bavula atayım ! dermisiniz?
Pazar, Mart 18, 2007
Pazar Sofrası

Gecenin aktivitesi, blog turlarımı yapıyordum ne kadar çok şey yazılmış :) kapı komşusu bloglarıma uğradım .. sohbet ettik.. özlemişim ne yalan söyleyeyim.
kapıda sohbetleri uzattık, ayrılmak kolay değil.
"sabah bana gelin devam ederiz hem uzunca kahvaltı yaparız.. güzel bir çay demlerim kaçak çay var Antep ten geldi, benim sevdiğimi biliyormuş komşum banada ayırmış. omlet yaparım şöyle biraz peynir, domates haa!...
Afyon dan cumhuriyet sucuğu aldım seversin onuda biraz ateşte pişiririz..
hava güzel olursa bahçeye masa atarız ..
bol maydonoz, peynir le yaptığım çiftlik yumurtasından istermisiniz..
hiç kahvaltı balsız, reçelsiz olurmu
birde annemin yaydığı tereyağı var biraz ..
sokaktan geçen simitçiden simitimizi alır, martılara sunarız
sadece martı çığlıklarını daha fazla duymak için..
ada vapuruyla devam ederiz güne, ada da temiz bahar havası ve denizin sesi eşlik eder yürüyüşümüze.."
Aaa kapı.. kim geldi acaba?
geliyooorruuumm..
Kim ooo!
aa canım ho hoşgeldinnn yaa
ço çok şaşırdım ne kadar iyi ettin :) seni öyle çok düşündüm ki!
Ama iş güç derken çok fena unuttuk birbirimizi..
Bizde toplandık işte bu pazar ..
pazar keyfi yapıyoruz..
ayyy bak kaynanan seviyormuş seni..
gelsene içeri, buyur lütfen
ne güzel oldu gelişin bak bizde tam kahvaltı yapıyorduk gel, gel içeri hadiii
nasılsın yaa.. neler yapıyorsunuz..
Arkadaşlar bakın kim geldi...

Çok kötülük var dünyada diyoruz ve iyi kalmaya çabalıyoruz ya.. Belkide beyhude uğraşlar bunlar !
Umursamasakta, unutsakta hiç bir açıklaması yok ve üzerimizdeki bu yükü hafifletemeyecek. İnsanca yaşayabilecek kadar meyve sebze varken bu dünyada, bunu bölüşemeyen bencilliklerimiz bağışlanır mı?
Cuma, Mart 16, 2007
Karanlıkta Erimek

Ümit Yaşar Oğuzcan
Cumartesi, Mart 10, 2007
Hayalin Gerçekleşmesi
Kendimi bazen çok daha büyük-yaşlı hissediyorum..
..
Hayal; Olması istenen kurgularımız çoğu zaman.
Duygularımızı kattığımız, peşinden koşturabilen kurgular..
Kurgusu olmayanın, yaşamdaki yeri sadece şahitliktir bence.. yaşamındaki belgeleri sıkı sıkı tutar elinde. Sorumlulukla donanan, sadece görevlerle yaşayan kişi örnekleri o kadar artıyor ki çevremde! Korkuyorum, yaşlanıyor muyum?
Asıl korkum yaşlanmak değil. Hayali daraltarak, hayatı kaçırıyor olmak. Kendi hayatına kastedmenin acısını itiraf edememek.
Hayalin kurguları, ihtimalleri; belgesiz, değişken, bağımsız, bazen saçmalık olabilir.
Hayal gençtir 15-20 yaşlarındadır, zamanını, ritmini farklı yaşar.
Hayal Kırıklığı ;
Olması istenen kurgular, ihtimallerin bitişiyle başlayan gerçektir.
Kurgu yoktur elde kalan tek gerçektir buda üzer.. Ne kadar acayiptir buna üzülmek.
Gerçek, orta yaş 40 üstüdür
çünkü gerçeklikte kurgu olamayacağından acıtır,
adapte olmak, direnmek başlar, çetindir ve
öğretir, deneyim kazandıkça gerçeğin yaşanması kolaydır.
..
Bu nedenle hayatına, hayalden çok gerçekler giren biri kendini çok yaşlı hisseder.

Kalbim, sana söylüyorum bunca lafı;
Hayal kurgularından birini seçerek zıttını doğurdu,
gerçeği ! ve buna,
hayal kırıklıklarına üzülmemeyi öğrenmen gerek.
Sadece aklımla değil seninle de olmak istiyorum. Ancak bu şekilde hayal yeniden başlangıç yapabilir !
Gençleşmek için, hayaller kurmaya ihtiyacım var..
Perşembe, Mart 08, 2007
8 Mart İzlenimim

Kimi derki;
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Kimi derki;
8 Mart Dünya Kadın Günü
Kimi derki;
8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik ve Dayanışma Günü
Neden bu gün için bu kadar isim anılıyor etkin kılmak içinmi?
kadın sorunlarına bütünleştirici tek sorun tanımı yapılamaması mı? Yoksa...ne!
..
.
Benim öncelikli 8 Mart kavramım, Dünya Emekçi Kadınlar Günü tanımı.
1. nedeni; inanışlarımızdan geliyor.. kadın ailede kadınlığından şikayet etsede aslında mutlu
2. nedeni; İşyerinde kadın olmak durumundaysanız adalet ve eşitlik isteyenleri haklı buluyorum.
Duygusal bağın olmayan insanlarla, sadece iş ortalığıyla beraberken eşitlik sağlanmalı. İşte hakettiği için övülmeli kadın, herhangi birinin sevgilisi olduğu için değil
erkeği ve kadını bu ahlak karmaşasından çıkarabilmek için önemlidir.
Hayatta ve işyerinde görmezden gelinen kadının, topuklu ayakkabı giyip, makyaj yapması, kendini farkettirme savaşının silahıdır.
Bu nedenle; adil olunmalı, eğitimine-emeğine saygı gösterilmeli, eşit ücret uygulaması sağlanmalı....v.s.
Erkek kahkahasıyla çevresini keyiflendirirken, kahkaha atamaz kadın!
Gülümsemesini eksik etmemeli ama kime nasıl güleceğini bilmeli, ayarlamalı, taciz edilmemek için ..
Sinirli bir adama muayyen gününde denmez ama sinirlenen kadınsa neler denmez.. :)
Diğeri Dünya Kadınlar Günü olmalı!
Kadın; hani eğitimsiz bırakılan, doğuran, yaşatan kadına hak vermek için,
Kadın anadır, ateştir, yaşatandır, hisseden anlayan, boyun eğendir
"karnında bebeği, sırtında sopası eksik edilmeyen" kadın,
bir oğula adam olmayıda öğretmeye çalışır. Belki bu nedenle kendi tercihidir arkada kalmak, belkide bundandır, dengeyi kurmak gerektiğinden.
Hatalarını da bilen kadın daha doğru olmayı öğrenmek için bu günü yaşamalı.. Kendi tanımları, koşulları çerçevesinde gelişimi için.
Bu yetmedi bana Uluslararası Birlik ve Dayanışma Günü!
Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının üyeleri, 8 Mart Gününde alanlara çağırıyor..
Kadın mücadeleyi erkek gibi, kendi dışındaki alanlarda vermeyi bugün anlamlı bulur mu?
Belki bazıları buna hazır, bazılarının ise daha farklı yöntemleri var.
Ya o kadının canı yanıyorsa, zararı alenen yaşarsa, nasıldır kadın ?
Çocuğunu kendisinden alanların karşısına çıkar mı?
ağlayarak, parçalanarak ve izleyeni parçalayarak.. Televizyonda seyrettiğim bir sahneydi. İzmir li o kadının sesini unutamadım..
-O daha bir çocuk, yapmayın! ama o daha bir çocuk!
..
.
Nihat Sırdar, 8 Mart konusuna şöyle bir yön verdi radyo programından;
- Sadece bugün kadınsız bir işyerinde çalışsın beyler
Ben abartıyorum
Sadece bugün evde ve işyerinde kadınsız bir gün geçirilsin.
Kadınlarda kendilerine ait bir gün yaşasın..
Belkide yazmakla bitirilemeyecek sorunları gerçekten yaşayarak öğreniriz.
Çarşamba, Şubat 14, 2007
364 Gün Sevgiye 1gün Sevgiliye

Sen varken; anlamlı bu şehir konuşkan, güleç, anlaşmak kolay
Sen varken; denizde yakamoz var, mavi yaşanılası renkli..
Sen varken; hayaller var, umutta sende
Sen varken; saat ler çok önemsiz
Seninle var anlamı, sensizken ötesi boş , yalın
sensizliğim anlamsız
Yazarken en zor olan, mutlulukları anlatabilmek
çünkü bu duygunun tarifi az, hissedilen şekli dar..
matematiksel baktım biraz, belkide mutluluğun-hüzünlere eşitlerini bulurum diye, bir umutla..
sadece benim melankolik ruh halimden yazamadığıma inanıp birazda,
acının her türlü hastalığı var, acının ağlamanın binbir çeşidine kafa yoruyor insanoğlu; kaygı, hüzün, sıkıntı, bekleyiş, çıkmazlar, özlemler, gidiş, yitiriş, hatalar...
Karşısına zıttını yazmayı denedim. Yetmedi kelimeleri bulamadım, eşitlemedi durumu..
anlatımlar daha etkisiz oldu ve kalpten mutluluğu, yoğunluk hissini, anlatımı yüksek kılmadı..
diğerleri gibi;
gözyaşı koymuşuz yine..
kötüyken yada gitmişken senden; şiirler patlar, geri dönüşler dilenir
sanki duygunun aktarımında, daha çok hissedilen bu
yinede anlatımı kaygısız, güzel bir metin olmasına özen gösterdim..
neylersinki basit bir insanoğluyum ve sınırımı aşacak şeyler yapamıyorum..
rağmen sevdim ben yazmayı.. devamını da istediğimde yaparım artık..
Sensizken
ateş dokunursa yüreğime yakmasın
suyum da olsun bir kenarda
beni bu yangından çıkaracak kadar kafii !
en büyük yangınım olsun ,
ister kül olayım o zaman,
:DCan
Pazartesi, Şubat 12, 2007
Özdeşimden Uzak

Cumartesi, Şubat 10, 2007
Yarım Kalan Hayaller

Gitmek mümkün mü senin olduğun yerden, kaçmak yaşamından, senin kıyılarından öteye
açılacak yer varmı ! ruhum orda kaldı sanki herşey uzak.. mümkünmü hiç bu dünyada sen yaşarken sensiz olmak..
bir gün bir karar vermek gerektiğinde, seni unutmanın kolay yapılacak bişey olmadığını görmek gibi..
gittiğim gibi kaldım, gölgemi orda bırakarak
bir ileri, bir geri ..
yarım kalan hayallerimi de
ve
gittiğin gibi dağıldım hüznün kollarında.. çaresizim, çaresiz..
tavanı alçak, penceresi küçük çatı katı odamda geceleri, ay ışığından gelen aydınlıktı odama vuran.. Birgün ay görünmezse pencereden, karanlığımı sen düşün artık..
Kurgusal fotoğrafın, gerçeklere dönüşünde oluşan
ruh halimle akıttım bugün,
dünyadaki nöbetlerimiz devam edecek muhakkak..
Pazar, Şubat 04, 2007
Beşi Bir Yerde

Oyunun kuralı; hakkımda, sınırsız bir 5 bilinmeyen bilgi vermem isteniyor..
Şişe çevirmekten iyidir :) en azından doğru cevaplanması gereken sorular yok başlıyorum;
1) Patlıcan kabusum... üniversitede ucuz yemek yemek için pazar yapardık. Ev arkadaşım 5 kilo patlıcanı, bu işi çok ucuza getirmek için alınca ve haftanın her günü bir çeşit yemek olarak pişirince bir daha yiyemez oldum! bu kabus bir arkadaş hatırasıdır bana, o haftadan sonra patlıcanın hiç bir yemeğini yememeye gayret ediyorum..
2) Hatıralarımı bırakmam saklarım.. garip ama orta okulda elişleri dersinde yaptığım, panda nın kalıplarını, hatıra defterlerimi, bir kaç küçük boncuk ve taşımı, ilkokul öğretmenimin ve arkadaşlarımın gönderdikleri kartları, hazine gibi hala saklarım.
3) Nedense herşeyi çok ciddiye alan biriyim. Detaylarda çok geziniyorum, küçükken yaprakların düşüşüne dalardım. Her şeye daha dikkatli baktığım için eve geç giriyordum.
İlkokul 5 teyken resim dersi ödevi için, dış ortamda gördüklerimizi çizmemizi istediler. Samsun un şu meşhur Atatürk heykelinin resmini çizdim. Resmimi benim yaptığımı söylesemde, derslerimi başkalarına yaptırmamam gerektiğine dair sert bir tepkiyle yerime oturdum. Sen kimsin ki bu kadar benzetiyorsun dimi? :)
4) İnsanları anlamak üzerine kurduğum 17-18 yaşlarım, çok önemli kararlarımı alabildiğim, kendimi değiştirmeye zemin hazırladığım yıllarım oldu. O yaz, OSS sınavı sonrası 26 kitap okudum birikimli birileriyle karşılaşacağımı düşünerek, onlarla sohbet edebilmeye hazırlık içindi başta sonra hiç bırakamadım.. Öyleki; bulaşık yıkarken bile karşıma kitabı koyacak kadar delice..
5) Genelde güler yüzlü, edilgen biriyim, konuşmak-dinlemek arası bir yerdeysem, dinliyorum. Konuşmam gerekirse çok net konuşuyorum, hatta çok.. Dostlarımın ise her zaman kredileri yüksektir ve genelde dinlemeyi isterim ; edilgenliğim ve karşılıksız itaatkar tavrımla bağlanırım dost olana..
Bu kadar şimdilik, daha yazacaktım ama belli olmaz yine yakalanırsam diye saklıyorum.. :)
Gürhanca, Kurmaca sobe sobee sıra sizde..
Ard(t)a Kalanlar

Cuma, Ocak 26, 2007
Abarttım Alışkanlıktan..

Kişileri, kimlikleri
Yapılanları yapılmayanları
Sevinçleri, üzüntüleri
Gerçekleri, gerçek olmayanları…
Olanları, olmayanları
Umutsuzluklarımı, karamsarlıklarımı abartıyorum…
Konuştuklarımı, yazdıklarımı…
Sözlerimi, dostumu, düşmanımı abartıyorum...
bu illet, alışkanlığa dönüştü hatta okuduğunu biliyorum ve bu kadar okursan sanada bulaşabilir söylüyorum.. şimdi bakalım burdan ne çıkacak diye iştahla okumaya devam ediyorsun..
düşüncelerinde gelgitler olmakta olacak. neden mi? abartıyorum ondan ama bu bana has bişey mi sadece bu bizdeki büyüdükçe kronikleşen bir hastalık!
İşini yaparken reklam kullanıyorsan abartıdır bence.. Çocukken böyle değildim.. Yorgunluktan aldığım keyifle akşam uyumaktı iş dediğin bende..
hizmet vermekse amaç, neden verilen hizmetler çarşaf çarşaf köprü, üst geçitten tutunda her yerde bezlere asılır dimi?
Bu alışkanlığın sebep-sonuç ilişkilerini irdelemek beni aşar bu ancak toplum bilimcilerle galiba biraz da psikologların görevi..
Medyanın, ana haberlere dahil ettiği magazin haberleri , en sıcak haber bomba haber manşetiyle süsleyip ardı ardına yinelemesi de abartı.
Ülkenin hassas politik sorunlarında cepheleri uzlaştırıcı değil, adeta daha karşıt hale getirici yayınlarla kamuoyunu yönlendirmesi, her yıl Cumhuriyet Bayramı kutlama yürüyüşünde, katılımcı sayısı kadar polisin görev alması da abartı yine.
Ülke çıkarlarını, çağdaş geleceğini sahiplenmek yerine, ya abartılı tepkiler veriyor aydınlarımız , siyasilerimiz, medya gibi her şeyi abartabilenler, önemi yüksek konularda konuşulması gerekirken sus-pus duruyorlar
Avrupa Birliği serüveni.. Papa’nın ziyareti ve Nobel ödülü ile ilgili yorumlara, haberlere ne demeli?
Evet özet olarak; yaşam biçimimizle, üretmeden yaptığımız tüketim çılgınlığımızla, siyasetçimizle, medyamızla, kurumumuz, kuruluşlarımızla abartıyoruz, abartıyoruz ..
Perşembe, Ocak 18, 2007
Su İlahisinden
Güncellemesini tamamlayamayan bilgisayarımı kapatıp,
dağılmış dosyaları toparlayamadım yine...Nihayet, yeniden sona erişinin dinginleştirdiği ruh halimle mahalleme girdim. Sesleri dinledim çocuk, korna seslerini.
Mana dünyasıydı sadece anlattığım, insanların ortak kaderi yalnızlık sanki..
Aldırmadan kimseye;
yazmaya yaşamaya devam .. hayale, aşka!
Ruhsuz kalabalıktan uzaklaştım bugün hızla.. saat geç olmuş..

..
Pazartesi, Ocak 08, 2007
Son Hamle

Fotoğraf sadece olanı göstermek, anı kaydetme işi değildir diyen,
Pazar, Ocak 07, 2007
Hayatın tesadüfleri1

Sen Mayıs'tın ben Ekim..
Benden önce sen başladın yaşamaya.. engel olunamayan bir yerden!
Belki öfkenden, belki gecikmekten olsa gerek.. Birden karardı herşey; sen ağlıyor, bağırışlar sürüyorken, herkez üzgünken.. farkedileceğin Ekim başladı
Hep aradığımı biliyorsun, nerdesin kimsin dedim, saklambaç, körebe oynardım burda mahallemde ve sen çok eğlendin bunu izlerken.. Sen beni bilirken ben bilmediğime,
üzülme geçecek dedim sen karanlıktayken, gök gürültüsünde, soğuktayken sen
ben bilmiyordum sen büyümüştün yanına gelmemi hem istedin.. hem..
bunu anladığımda tüm kavgalarımda yenileceğimi,
ve bütün nüktedanlığımın sadece uzaklaşmak, kendimi azaltmak için
yetersiz olacağını farkettiğimde bak yine düştüm ben..
Eğer aşk verdiğim bir karar değilse, kontrolsüzlükten ansızın girdiyse aklıma başımda ciddi halde beladadır.
sen sadece aşk dedin
ben aşk ilişkisini bir sığınak sandığımdan. yanılmışım
Sanırım ilahi bişey bu senin Mayıs benim Ekim oluşum..

Senin baharlarında büyüten, beni sonbaharlarımda üzen
zamanların ortasında çok yakındık..
artık kışın soğukluğunu, yorgunluğunu, yaşıyorum
Ocak'ta başka bir yorgunluk, dinlenme isteği,
gerçek var
Hiç bitmez bu öğrenmeler bana öğrettiklerine ve
hayatın tesadüflerine, renkli katkına hitaben
başka tesadüflerle belki karşılaşırız..
Cumartesi, Aralık 30, 2006
Bayram gibi 2Bin7

Bir ömürde bir yıl neki geçti işte
şimdi hayal ve umutlar 2007 için söylenecek
MilliPiyango bilet numaram: 9707594
buraya ekliyorum bu yıl böyle olsun..
Şanslı girersem mutlaka blogcularla paylaşmak için,
ikramiye büyüklüğüne göre organizasyonları şimdiden düşünmek,
iyi hayaller yaratmak için..
Hayal yada planlara yorum kısmı açık
dileyin benden ne dilerseniz.. :DCAN
Pazartesi, Aralık 25, 2006
Unuturum
Yeter sen konuş tekrar diye.. Bir daha silmeden konuş dünyayı parlat yeniden..
Salı, Aralık 19, 2006
Suç Ortaklarıma
ortadan kaybolmak oldu mu?
yakışmadı size.. artık yazılarınızın başına dönün,
Anemon;
öncelikle yazılarını özledim.. artık göremiyorumda, hep saklayacak mısın!?
halbuki çok seviyordum
yorumlarını , ben yazı yazdıktan sonra "devrik oldu" demeni
zaten devriğim tamam ama üstüne birde, burda sizsiz yalnızım anlayın işte..
GecePerim;
suç ortağı dedin kattın peki ortaklarım nerde! bilmiyorum ..
anemon soluklanıyor
gece perim kimbilir hangi kitabın içinde, hangi hikayelerde kayıpsın
birde külkedisi var ama onun ziyaretini duymadım sesizce mi izliyorsun?
buralarda bıraktınız.. yalnız, yarım kaldım anlayın işte..
Pazartesi, Aralık 18, 2006
Cevap Sorularda Gizli
Son günlerde yorum yaparken bile soru soruyorum.Hayatın paradokslarından çıkmak, çıkarabilmek için
Yanıtlarını aramaya başladığı, öğrendiği dönemde;
..
Hiç kolay değil, insanın kendisinin aradığı cevabını verebilmek.
..
Yanıtlar mı? onlar, kişiye göre değişiyor ve
..

Cuma, Aralık 15, 2006
Cumartesi, Aralık 09, 2006
Korkulan Değişim
Şehir yaşamında korunaklı evlerimiz - işyerlerimiz de, makinelerle sunulan çözümlerin hayata getirdiği kolaylıkla, her birimiz bazen unutuyoruz gerçekte doğanın bir parçası olduğumuzu !..
Ortak dünyanın ortak sonu, çığlıkları büyüyor. Küresel ısınmanın etkilerini, susuzluğun kapıda olduğunu artık bağıra bağıra anlatıyorlar çığlıkları duydunuz mu?
Doğanın kırımıyla birlikte doğaya ait olan, ondan yararlandığını unutan insanoğlunun soyunun da sonu geliyor!...
Dünyada yokluk, açlık ve bozulmuş gelir dağılımı arttıkça.. sona hızla ilerlemekte kaçınılmaz.
Teknoloji obeziteye götürüyor bizi.. iştahla sadece tüketiyoruz.
Eski filmlerden bir replik geldi aklıma;
Kadın hayat kadını hayatını böyle kazanıyor, jönümüz Tarık Akan la karşılaşana kadar, hiç kimse değer vermemiş konuşmamış. Replik şöyle bakışı hayalinize bırakıyorum;
-.......hayatın boyunca bu zamana kadar ne ürettin?
kadının hayatı, aşık olacağı bu idealist adamın söylediği karşısında allak bullak olur ve değişimler başlar....
Çok farklı dönemler geçirdi önceki kuşakta yaşayanlar, değerler vardı korunan ve parasızda olsa sanata bakışı, toplumsal aydını vardı.
..
Artık dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan olayın bizi etkilediğini biliyoruz ve umursuyoruz.
Dünyanın bir yerinde olan depremin bir diğer yerdeki fay hattının gerilimini arttırdığı gibi .
Önceden taa uzakta bir olay yaşanıyorken daha huzurla durabiliyorduk.
Teknoloji bu durumu değiştirdi,
farkedersek (medya katkısıyla oluyor birçoğu... bu konuda başka bir başlıklı yazı yazmak şart oldu) yaşananlar hakkında hızla önlem alıp olaylarla bazen ilgileniyoruz.
birileri dünyanın bir yerinde,
insanlık sonunu bu resimdeki gibi gösterdiyse;
yaşanılası kılmak için bu dünyayı, hareket etmek gerekiyor.
Cumartesi, Aralık 02, 2006
Repredüksiyon Çalışması
Kendinizi nasıl görüyorsunuz? Biraz hüzünlü, yalnız , güçlü mü yada?
Repredüksiyon Çalışmasına başlarkenEn kolay resmi nasıl yaparız? küçük karelere bölerek..Böldüm kendimi ve karşıma aldım
Baktım tekrar,
gördüğüm her damla yaşadıklarım ve bu hatıralarda kendim ve hayatla birlikte yavaşça erirken..
bir zamanlar anlamı büyük olan, anlamını yitiriyorken .. bir daha baktım
Hiç bitecek gibi değil bu sulugözlü içimin sızısı.
Tüm hücrelerinde karşıma ben çıktım! tüm sorularında, yanıtlarında, çıkmazlarında
kendi tercihlerimin sonucu olan ben, bazısını boş, bazısını karışık buldum yansımalarda
hep kendimi görünce, çıkmazlarda benim olduğumu
bakakaldım seyrine ne garip bir tuzak.
Resmin, içimdeki oyununa ithaf olunur.
Salı, Kasım 21, 2006
Çöküş ün Tadı
Bugün televizyon seyretmek için kanal kanal gezindim. Uydu sisteminde (TurkSat) seyredebileceğimiz 99 kanal var iyi bir sayı.İnanmak istemiyorum; izlenmeye değer bişey bulamadım, vaktimi verimli geçirdiğimi hissedemedim.
Çökmüş bu seyredilen şey, tümünü söylemek sayfalarca sürer birkaçıyla başlıyorum.
Ana haber bülteninde bir haberin görüntüsü, sürekli aynı şekilde tekrarlıyor. Her kanalda da aynı görüntü ardı ardına görünüyor. Ancak ortak bir Ajansın çekimiyle olur bu tamam cevapladık bu soruyu. O zaman geriye şu kaldı neden kısacık bir görüntü tekrarlıyor?
İHA görüntü sürelerine göre satış mı yapıyor ? :)
Haber uzun ve görüntü satın alınarak veriliyor ekrana
Haber boyunca görüntü nasıl verilecek çok pahalı olmaz mı? Kanal sahibi ne yapsın?
Haberini 3-4 kez, satın aldığı aynı görüntüyle tekrarlayarak aktarabilir. Maliyeti düşürmenin yolunu hemen bulabilmiş. Bülten arasına alınan reklamı hesaba katmıyorum.
Ülkemizden haberleri sunduk. İyi Geceler Türkiye her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan.
Tüm tiyatro sanatçıları dizilerde, belki elli tane dizi yapılıyor
Bunda kötü bişey yok belki. Diyelim ki yok ! diziyi açtık izliyoruz sinirlenmemem zor.
Çekilen, emek harcanan şeye bakıyorum; yine bir duygusal trajedi
Çocuk kan kanseri, baba ölmüş, anne zor durumda ve kimse adam değil. Alın size Aliye nin başka versiyonu ve alın size eski Türk sineması tadı. Değişen tek şey kıyafetler, yenilenler, konuşma tarzı v.s. ne farkı var? nayır nolamaz zamanlı çekilmiş eski filmlerden.
Filmi seyretmeye devam ediyorum. Bir odadayız nerdeyse 7 dakikadır mekan değişiyor paaat başka bir odaya girdik, sokakta çekilen sahneler nerdeyse yok.
Nereden yakalıyor seyredeni? duygudan ! Türk insanının damak zevkini değiştirmiyorlar.
Kim kazanıyor bu işten sizce, 15 dakikalık reklam aralarında? TV sahibi beyler
Gazeteler den hiç bahsetmiyorum. Konuşmak gereksiz, okunacak bir sayfa bulabilirseniz şanslısınız istisnalar hariç..
Şu sıralar baktığım her şeyde, çöküşün tadında olan beyler in banka gibi olduğunu görüyorum.
Daha verimli vakit geçirilen; haberleri dinlemek, programlar izlemek, gazeteler okumak hakkımız .

bu ülkedeki cılız aydınlığı arttırmak için, talep ediyorum.
Çöken sanat(çı), basın, televizyonlar için daha doğrusu, çöken seyirci için yetkin insanlarla hiç olmazsa bir kaç iyi iş yapılsın.
Yoksa Çöküşün tadı vazgeçilemiyecek kadar güzel mi?
Bu Ülkede bunu yapacak kimse yok mu?
Pazartesi, Kasım 20, 2006
Hayaline Şerefe
Hayal ne güzel yakışmış sizeBiliyorsun daha yeni tanıyorum seni ve hep şaşırtan sen oluyorsun
Hayran oldum yaptıklarına, çizgine, dostsuz kalmayışına
O yüksek duvarlı evdeki, sıcak ifadene ve uğraşılarına
Bu satırlar ve resim senin için , sana özel bir şey yapmak istedi canım
Hayallerinize kaldırdım içtiğimiz şarabı
bunu içimden yapmıştım sana söylemeden..
Hayat sana neler sundu yada hazırlıyor bilmiyorum ama hayal ne güzel yakışmış size..
Hocam la karşılaşmak zor belki ama sen onada iletirsin sanırım :)
Hayalini ve çocuklarını anlatırken ki halinin ona çok yakıştığını da ..
böyle varolmak ve hayal ne güzel yakışmış size..
Pazartesi, Kasım 13, 2006
Tutsaklık Yakalandı

yakaladım bir elim tutsak, bir diğeri hapisteyken
boğazından yakaladım tutsaklıklarımı
bugün hesabımı yapıp, artık düşünmeyi bir kenara bırakarak
kıracağım zincirimi! gün, bugün ve birazdan
yanımda güç toplamak için kimse yok, senden başka
bundan oldu
sana kızıp,küsüp ve yine sana yazmalarım
fikir alışverişi bitti
öğleden sonra 16-17 arasında, içimdekileri aktarma başlayacak
Kurban psikolojisinden sıkıldım
ne derece başarırım ? bilmiyorum.. buna ihtiyacı olan herkeze başarılar
Çarşamba, Kasım 08, 2006
Dilsizim

Birdenbire Elsiz ve Dilsiz kaldım ..
Tamiri için bir süre yazılarıma ara veriyorum..
Coşkuyla geri dönmek üzere..
Tüm takip ettiklerimi okumaya devam edeceğim
kısacık ve şimdilik hoşçakal ..
Pazartesi, Ekim 23, 2006
Konuşmaya Acıktım
Bir şekilde başlangıç; kendini yazıya dökme gücünü verdiği için bloklara düşkünüm..
Konuşamayan, suskun insanlarız.. hatta öyle ki bu hastalığa her katmanda katılım var..
Televizyon da bir mikrofon uzatılan, halkımız ne düşünüyor ? aralarında var bu.. sorgulama yasaklı.. açıklama sayılmayan.. gerçek fikrini söylemediği.. kasıldığı beden diline yansıyan açıklamalar yapılıyor düşünüyorum bende ! çok daha sessiz..
Cumartesi anneleri vardı, her hafta Taksim de toplanan.. ne oldu annelere ne dedik!
Neden Diyarbakır da Silahla Yaşam yanyana? Anladık mı?
Neden okullarda her gün bir öğrenci öğretmen sorunu patlıyor? Konuşabildik mi? Baktık ve hiç düşünmedik
ya biz olsaydık orda onların yerinde.. demedik, karaladık, anlamadık !
Kızgınlığım yine önce kendime... sonra...

İşyerimde, tüm büyük işyerleri gibi değişiklikler yapıldı; rahatsız edici, saçma ,anlamsız da gelse gerçek fikrim beni çıldırtsa da, küçük bir karşı koyma sonrası sessizliğe katılıyorum.. Korktuğumdan değil, işten çıkarılmak gibi büyük bir arzu içindeyim .. Daha özgür davranmak istiyorum aslında.. Yaptığım işi tekrar kendim belirleyebilmek için ama sessizlik ilk tercihim oluyor.. Üstelik tüm kadro aynı düşünsede, herkezde seçim aynı.. Şimdilik susalım..
Neden diye soruyorum.. Neden Taraflar birbirini gerçekten dinlemiyor? Bu her alanda böyle; dinlense kendini onun yerine koyarak, daha anlaşılır olur..
Konuşurken karşı tarafın sözlerinde; zorunluluklar, kesinlikler yatıyorsa ve konuşacak hal bırakmıyorsa susuyoruz.. Herkez birlikte susuyor..
Darbeli, hastalıklı bir toplum büyüttüler ve yan etkilerini hep beraber yaşamaya
..
neden mutlu olamadığımızı, aslında ne istediğimizi bilememekten, hep korunma duygusu ile hareket ederek, bencilliğimizle görmeye devam edeceğiz ve böyle yönetilme isteğiyle seçimlerimizi yapmaya devam..
FARKEDENE KADAR.. Farkedince hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.. :D
Pazar, Ekim 15, 2006
Hoşçakal canımın içi
Cumartesi, Ekim 14, 2006
Mucizelere İnanıyorum

Hamarat ama düzensizim şu sıralar eskiye göre iyi bir durum bu,
tamamen zorunluluktan dolayı yapamadıklarımın üzerine gidiyorum..
Sonunda yemek işini kıvırdım.. Çorbayı lezzetli yapabiliyorum artık :) yemekleri yiyenlerin yüzünden anladım.. oh be! ne güzel yansıma çok mes udum..
Bu dünya benim çorba mı hiç merak etmese de önemli bir hadise ve bloğumda kalsın istedim bir kenarda.. Girişimimin nedeni yine yiğenlerim :)
zaten başka bir sebeple tamamen felaketim olan yemek işine kalkışmaya, zorlamazdım kendimi. Evde bıraktı yine annem beni, babamla..
Malum babalar yemek ister..
çorbamı (aslında sadece mercimek çorbası olarak tanınır ama artık ÇORBAM) o kadar sevmiş ki canım babam,
ve Günün Menüsü Çorbam ve Haşlanmış Tavuk birde annemin yapıp bıraktığı önemsiz bir fasulye yemeği.. Laf aramızda kimse o akşam fasulye yemedi :)
Sabahları 2 gün sadece çorba içti babam kahvaltı bile yapmadı..
öyle kitap tarifiyle 50 gr. şundan bir tutam bundan yapmadığımdan tarifi zor ama yine yapabilirim..
Süper iyiyiz.. hatta annemden iyi baktım bu sefer ev halkına
ama sıkıldılar benden galiba :) annemi gören babamın gözlerini hatırlıyorum da !
belki de aşktan, özlemindendi kim bilir? Yo yo kesin aşktan..
Perşembe, Ekim 05, 2006
Nota larda Gizlenen

Bugünkü Fw: edilen maillerimden biri, aslında maillerle dolduracağım bir sayfa değil istediğim ama bunu sevdim :)
amacım sadece tanımlamayı tekrarlamak değil tabii.. neki bu kadar düşündüren bu konuda? tarifi zor her zamanki gibi..
Aristoteles’e göre mutluluk;
insanın kendi iç dünyasına dalmasıdır. Böyle bir insan mutlu insandır ona göre...
Epikuros’a göre mutluluk;
ruh dengesi ve düşünme dinginliğidir...
Seneka’ya göre mutluluk;
koşullar ne olursa olsun görüş ve düşüncelerinde özgür kalmaktır...
Hobbes ise bireysel mutluluğun toplum içinde olacağını ileri sürer....
Richard Cumberland’a göre mutluluk ise bir sevginin sonucudur; bencilliğin değil özgeciliğin vardığı bir noktadır....
Kant’a göre mutluluk
bir umut konusudur, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir idealdir....
Nietzsche ise dinamik bir mutluluğun aranışı içersindedir....
:DCan'a göre mutluluk;
Bu duyguyu tüm duyu larımın ortak iştiraki ve uyumuyla yaşayabilirim..
Gördüğümde güzelse, duyduğumda yormazsa, dokunuyorsa bana, tadını çıkartabiliyorsam v.s.
o zaman müzikle mutluyum, herşey notaların kullanımında gizli..
doğaya ait olan ses, o an nasıl çalıyorsa! işte tam orda...
seslerin yarattığı toplam hislerde mutluluk !
yeterki bu sesler umut versin.. çıkış olsun bazen..
Cuma, Eylül 15, 2006
Gezi.. İÇE DOĞRU

Hep iki kişiyle uğraşıyorum;
biri kalbimdeki, biri beynimdeki ben.. misafirler hatta işgalci..
Halbuki yalnız olmalı bazen; içe doğru giderken, işgal edilince birisi tarafından sağlıklı olmasını beklemek zor.. Bu iki kişi uzlaşmalı bunu yapmak için şimdi yolculuk zamanı ..
ilk farkındalık ! yorgunum
Diğeri ! sadece kendini gördüğün bir ilişki ilişki değil..
Ve Diğeri ! Bir tek kendimi kandıramıyormuşum.. bu yüzden içim isyan etmiş. Yorgunum bu nedenle, bunu duyduğuma sevindim..
Ve Bir diğeri ! "insan hep diğer yarısını arar derler ya" ben bu söze sırtımı çevirip, kim dedim aradığım ben yarım mıyım? tam anlamıyla değilim aslında bu nedenle farklılıklarını arıyorum, benden farklarını düşündüm ve göster dedim.. içimde karşılık verdi
Çözüm ! doğrusu bu işte biraz daha zaman, yalnızlık telaşına kapılmadan.. şimdi rahatım içimdeki sıkıntı çözüldü birden .. çok mutluyum yaa
İçime Eklediklerim ! GÜVEN imi tekrar kazandım ve kendime saygımı.. daha sonra dışarı çıktım anlattım dilim döndüğünce, Sanırım aklıma taraf oldum, kalbimle savaşta.. Ama bu onu korumak için biliyorum..
Diğer günler de Çarşamba ve Perşembe dinlendim :D bu günse çok iyi geldi..
telaşlı ve yorgun

Birikmiş, tanımsız sıkıntılar yarattım..
maillerde yazışıp üstüne gittim birde
hemde kendime zarar verdiğimi bilmeden çözmek umuduyla..
Niyet iyi tabii sonuçsa kocaman bir.. ?
Pazartesi mailerimi okurken harfler uçuşuyordu toparlamak için bir daha baktım nafile
yazmayı denedim yazarkende aynı.. kendime çok yüklendim ne bu telaş heeeyyy..
çok yorgun hissediyorum kendimi
hep yorgunum ama buna imkan yok.. o kadar yorulmama keşke bir şey olsa

Bu hafta bitmez en iyisi 85 günlük birikmiş izinden birkaçını koparmak.. evde üstümde eşofman ve terlikle yatmak istiyorum.. :D
Bazen tepkiyi sesli veremiyor insan, sadece sıkıntı yaratıyorsa.. hani toparlamak, ve güç toplamak için küçük bir mola vermesi gerekir derdim hep madem öyle ! salı çarşamba perşembe izin aldım.. Cuma işim var işime dönmek zorundayım..
Pazartesi, Eylül 04, 2006
Aranan anlamlar

Madem diyorum aranıyor hep neden varız? ne yapmakta bu insanoğlu..!
Madem diyorum herşey zıttını yaratıyor..
kolay değil mi yanıt?
sevmek için nefret etmek gibi
nefes almak için vermek gibi
yok olmak için varız
yıkmak için yapıyoruz
hepsine tamamda
Barış için savaşı düşününce !
derin bir düşünmek gerek..
Barışın anlamını unutmamak için
Dünya Barış Gününüz kutlu ve tek olsun..
Pazartesi, Ağustos 21, 2006
usta oyunlar
hayatı öğrenmeyi, eğlenceye dönüştürmektir oyun oynamak..
SAKLAMBAÇ

...9 10 önüm arkam sağım solum saklanmayan ebe söbe
bu oyunu defalarca oynadım çok keyifli ..
en iyi saklanan ve en son bulunan ben oluyordum..
istesem hiç göstermem kendimi aslında..
bu nedenle bir tek özenli ve zarif olursan bulabilirsin beni.. ancak o zaman çıkarım apaçık yoksa göremezsin açsanda perdeyi gizlice, saklambaç taki gibi..
sobe sobe...
KÖREBE
körebe oyun mu? hayatta esneklik öğrenmek için mi?..
ne kadar kalas biri olsanda, esnek hareketlere mecbur bırakan bir öğretici :)

sanatsal, zarif hareketler.. aman yavaş..
bu oyunda ne kadar kıvrak-hızlı olursan o kadar iyi
ayrıca görmediğin ama duyduğunu değerlendirmeyide geliştiriyor..
fazla sabit olmamayıda.. sadece kulaklarını aç ve dinle ben burdaaayııımmm..
teknolojinin, insanı bulunduğu yere sabitleyen ve hayatı öğretmeden zaman geçiren, büyük bir yalnızlık yaratacağını düşündüğüm internet oyunlarına inat; sokakta oynanan oyunlardan yanayım hayata daha iyi hazırlık için
çocukken sokak oyunları oynardım.. bundan olsa gerek;
duyguluyum ve detaycı ve hep çocuk.. ve değişemiyor bazı şeyler..
Cuma, Ağustos 11, 2006
iyi sıkıntılar

Bir süre önce farkettiğim bişey daha vardı canım çok sıkılırken önceden arkadaşlarımda alırdım soluğu ama artık yapmıyorum..
sonuç kimsede çözüm bulamadığım mı? yoo .. değil
etrafımdaki herkez yoğunlaştı yolları değişti ulaşamıyorum
aslında çok ölümcül bişeyden de olmuyor sıkıntı öylesine geliyor..
bunu çıkarmak değiştirmek için ne mi yapıyorum?
yapmayı özlediğim aradığım;
sevdiğime, güvendiğime, beni dinleyene.. koşup konuşayım..
ne görüyorsam artık; çıkmazlarımı falan da dökerek,
gerekirse ağlamam, bundan korkmadan gözyaşımı akıtacak kadar.. dimi..
peki bunu en son ne zaman yapabildim bunu hatırlamıyorum..
sanırım yeteri kadar akıtınca gözyaşını,
insanın duyguların ayrımını anlayana kadar, ağlayınca içi,
kanama durunca,
artık daha dikkatli olunca, ihtiyaç değişiyor.. belkide içimdeki yağmur bitti!
ahh birden canım sıkılmak istedi.. kıskandım şimdi 20 li yaştaki hallerimi..
NEMİ YAPIYORUM.. Çözümü buluyorum içimden geldiği gibi davranıyorum yalnız başıma
SIKI CAN İYİDİR :)
Perşembe, Ağustos 03, 2006
Evlen Görücü Usulü
zor kararKendine çok güvenen biri gençken evlilik kararı hakkında,
Basit gördüm bir süre evlilik, hiçbirşey ifade etmemeye başladı üstelik bir çok ilişki yaşamış biri olarak bunu daha da kolaylaştırdım..
"Amaan ne olacak ki? Evlenirsin bakarsın olmazsa boşanırsın! Bu kadar"
neden bu konu hakkında dertliyim?
malesef erkek kardeşim de zaman zaman bu hale geliyor ve evlensin diye baskı yapılmaya başlayınca,
"Bulun birisini evleneyim!" diyor görücü usulü evlenmeye yatkın şu sıralar.
Nedir bu?
Senaryo çoktan hazır izleyici ve oyuncular yerlerine geçiyor veee Film başlıyorrr..
Söz kesilecek. O, merakla bakarken, Nişan diyecekler izlemeye devam edecek "Kısmet bakalım sonuna!"Film uzun tabii aralarda kendi yaşamına dönecek..Her arada olduğu gibi filmi beklerken başka şeyler yapacak; belki arkadaşlarına, işine bakacak... çokda göremeyecek filmin teknik ekibini
kendi keyif yapacak oyuncunun üstüne yapışan rol gibi kalıcı olacağını idrak etmediğinden henüz. Hatta bazı sahnelere çok takılmayacak :)
mesela düğün içip eğlencesinde olacak belki hatırlayamayacak
"hatırlamıyorum bu fotoğrafı ne zaman çektiler? ben niye damat gibi giyindim!" :))
Anne Evlenmek bu saçmalamayın, işlerin buraya kadar gelmesi bile hata!
Aynı evde, kendini anlatamadığı biri çıkarsa! ya bir çok çabasına rağmen bunu elde etmesi mümkün olmazsa !.. annecim oğlun mutlu olmazsa, bunu gördükçe daha çok üzülmeyecek mi senin o ana yüreğin ?
Bırakın onu flörtlerini yaşasın acısını çekmeyide öğrenecek.. Kendine uygun olanı bulsun kendine yabancı birini değil..





